Hicreti Hazırlayan Sebepler

Hüseyin Ustaoğlu

Tarih: 2008-01-19

İslam tarihinin en önemli hadise-lerinden olan hicret, özel bir anlamı, kendine özgü derinliği ve çeşitli mucizelerin bir arada yaşandığı köklü gerçekleri içinde barındırmaktadır. İslâm alemine yön ve istikamet veren örneklerin sergilendiği bu göç olayı, kendilerinden sonra gelen müslümanlar için olağanüstü bir fedakarlık örneği teşkil etmektedir. Allah emrettiğinde ve şartlar gerektirdiğinde sahip olduğun ne varsa hepsinden vazgeçişin ispatlandığı ilahi rıza için yapılan tercihin açık bir ispatıdır. İslâm medeniyetine başlangıç teşkil eden hicret; sıkıntı, baskı ve zulümlerden Allah'ın izni ile huzur, saadet ve İslâm'ı daha rahat yaşayabilmek adına ensar'ın komşuluğuna talip olmaktır !..

Tarihi süreç incelendiğinde; Hz. İbrahim, Hz. Şuayp, Hz. Musa, Hz. Lut, Hz. Zekeriyya ve Hz Nuh (as) gibi bir çok Peygamber de yaşadıkları yerlerde sert muamelelerle karşılaşmış ve hicret etmeye zorlanmışlardır. Başta Peygamberler olmak üzere hak davaya inanan, onu yaşamak isteyen ve "emribilmağruf nehyi anilmünker" yapan her müminin kaderi de bundan farklı olmamıştır...

Yüce Allah (Celle Celalühü), Nebi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e : "Önce en yakın akrabalarını uyar." (1) ve "Ey Rasül! Rabbinden sana indirileni tebliği et. Eğer bunu yapmazsan O'na elçilik vazifesini yerine getirmemiş olursun." (2) şeklinde emretmiştir. İki cihanın güneşi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu ilahî emre tabi olarak dini tebliğ için insanları İslâm'a davet etmeye başladığında, çok çetin bir dirençle karşı karşıya kaldı. Atalarının dini olan putperestliğe sımsıkı sarılanlar, Efendimizle (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) pazarlığa girdiler. Büyük Nebi; " Vallahi, bu işi bırakmam için bir elime güneşi, diğer elime ay'ı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem. Ya, Allah onu bütün cihana yayar, görevim biter, ya da bu yolda ölür giderim" (3) diyerek onların tüm tekliflerini reddetmiştir. Netice alamayan Mekke müşrikleri, sevgililer sevgilisine, onun yakın çevresine ve sahabelere işkence etmeye başlamışlardır.

Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'min tebliği insanlar arasında karşılık bulmuş ve her geçen gün müslüman olanların sayısı artmaya devam etmiştir. Mekke müşrikleri bu durumun gelecekte kendileri açısından büyük tehlike oluşturacağını ve saltanatlarının sallanacağını düşünerek telaşa kapıldılar. Hemen, Darun Nedve denilen karar meclislerini toplayarak bir takım yaptırım kararları almaya başladılar. Nitekim, alınan bu kararlarının gereği olarak eziyet, baskı ve zulümleri artmış, Bilal-i Habeşi, Ümmü Ubeys, Ebu Fukeyhe, Amir b.Füheyre, Habbab b.Eret, Miktat b.Amr, Suheyb b.Sinan, Nehdiyye Hatun, Zinnure Hatun, Lübeyne Hatun gibi sahabelere işkenceler yapılmıştır. Hz. Sümeyye ve Hz. Yasir gibi sahabeler ise bu işkencelere dayanamayarak hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bütün bu yaşananlardan sonra hem Peygamberimiz hem de diğer mü'minler için Mekke'de hayat tamamen çekilmez bir hal almıştır. Akabe biatlarını takiben iyice bunalan müslümanlar, Mekke'de din ve inanç hürriyetinin ortadan kalkması ve putperestlerce hayat haklarının da ellerinden alınmaya kalkışılması neticesinde, hicret kaçınılmaz olmuştur. Nihayet son olarak, Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin de hayatına kastetmeye karar veren müşrikler, her kabileden seçtikleri iki yüz kadar güçlü ve kuvvetli gençle Peygamberimizin evinin etrafını kuşattılar. Yüce Allah (Celle Celalühü) Kur'ân-ı Kerîm'de bu durumu; "İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Allah düzen yapanların en iyisidir." (4) buyurmakta olup, onların bu hain planlarının nasıl boşa çıkartıldığını bize haber vermektedir. Müslümanların çetin, sert ve şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldıklarının açık bir göstergesi olan bu hadiseler zinciri, hicreti hazırlayan sebepler olmuştur.

Gitgide daralan çember, Kur'ân-ı Kerîm'in; "Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak bir çok yerler bulur, genişlik de bulur. Kim evinden Allah ve Rasûlüne muhâcir olarak çıkıp da sonra yolda ölürse, onun mükâfatı Allah'a aittir." (5) işaretiyle risaletin 5. yılı olan 615 de; aralarında Hz. Osman ve Peygamber Efendimizin kızı Hz. Rukiyyeninde bulunduğu ilk 15 kişilik muhacir kafilesi Habeşistan'a göç etmiştir. Habeş Kralı Necaşi Ashame, Mekkeli muhacirlerle yakından ilgilenmiş ve onları himaye etmiştir. Bu yakın ilgi nedeniyle daha sonra yeni göç edenlerle birlikte sayı, 150 ye kadar yükselmiştir.

Allah (cc.) tarafından hicrete izin verildiğinin Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından açıklanması üzerine, müslümanlar için en uygun ortam, Medine şehridir. Sahabeler mal, mülk ve meskenlerini geride bırakarak ömürlerinin geçtiği ve bir çok anıyı birlikte yaşadıkları topraklarını terk etmek pahasına, tarihe geçen bu fedakar ve örnek tercihleriyle hicrete çıkmışlardır. Tek amaçları Allah'ın (Celle Celalühü) rızasıdır. Kuran-ı Kerim muhacirlerden; "Muhakkak iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler" (6) diye bahsedecek ve dünya var oldukça insanlık da onları takdir ve hayır üzere bu unvanla anmaya devam edecektir…

Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yurdundan edilirken, tarihte bir daha eşine rastlanmayacak bir manzara yaşanıyor ve adeta zaman donuyordu !.. Dönüp bir kez daha Mekkeye baktıklarında ; doğup büyüdüğü "Beytullah"ı da içinde barındıran bu şehirden ayrılacak olmanın hüznünü ifade eden; "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve en bana sevimli yerisin. Eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım senden ayrılmazdım."(7) sözleri mübarek dudaklarından dökülecektir. Bu sözler, ne türlü bir hicret yapılırsa yapılsın, hicretin zorluğunu ve onun getirdiği duygusal yükü anlatmaya yetecek büyüklüktedir. Allah için yapılan her tercih, büyük bir sabrı ve dünya adına bir takım vazgeçişleri de beraberinde getirmektedir.

Uzun ve çetin geçen oniki günlük hicret yolculuğu sırasında Yüce Mevlâ peygamber halkasının son zinciri olan Hatemül Enbiyayı ve onun sadık arkadaşı Hz. Ebubekiri, yolculukları boyunca hiç yalnız bırakmayacaktır. Yol ve izleri kaybeden şiddetli rüzgârlar, örümceklere ördürülen ağlar, güvercinlere yaptırılan yuvalar gibi bir çok mucizeler gerçekleşecek ve himaye edildikleri zahiren de anlaşılacaktır. Başlara tâc edilen o kutlu Nebiyi yakalayana müşrikler tarafından 100 deve ödül verileceği açıklanmış ve peşlerine adamlar salınmıştır. İz süren azılı müşrikler mağaranın kapısına geldiklerinde; sadık dost Hz. Ebu Bekir (ra); "Korkma. Allah bizimle berâberdir."(8) sözleriyle teskin edilecektir. Atının ayağı kumlara batan Süraka, kendisinin affedilmesini isteyecek ve tevbe ederek geri dönecektir. Böylelikle ödüle konmak isteyen nicelerinin gayretleri de boşa çıkacaktır.

Bütün bu hadiseler sonrasında takvimler; Peygamberliğin 13'üncü yılı, 12 Rebiulevvel (23 Eylül) 622' yi yani Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümünü gösterirken, 23 yıl süren Nübüvvetin 13 yıllık "Mekke Devri" sona ermiş, sonrasında gelecek olan 10 yıllık "Medine Devri" başlamış olacaktır.Medine halkının; "Aydoğdu üzerimize, Veda tepesinde, Şükür gerekti bizlere, Allah'a davetinden..." nidalarıyla semalar yankılanarak büyük bir coşku içinde gönüller sevgilisi karşılanmıştır. Efendimizin teşrifi ile Medine şehri şenlenmiş ve gerçek anlamda bir bayram yaşanmıştır. İlk Cuma namazının kılınmasının ardından misafir olunacak adres, Eyyüb el - Ensari (ra) evidir. Dünyada eşi ve benzeri bulunmayan Ensar ve Muhacir arasındaki kardeşlik ve dayanışmanın temeli de bu günlerde oluşturulmuştur. Bu dayanışma her iki topluluk açısından da tarihin bir daha kaydedemeyeceği özellikte ve güzellikte olup, fedakarlık ve yardımlaşmada, nefsini kardeşine tercih edişin ve cömertlikte kendinden geçişin eşsiz örnekleriyle doludur.

İlk İslâm devletinin temelleri işte böyle atılmıştır. K. Kerimde ise bu husus; "Muhacir ve Ensardan daha önce iman etmiş olanlarla sonradan onlara ihsan ile uyanlardan Allah razı olmuştur. Ve onlar da Allah'ın kendilerine verdiği nimet ve sevaptan razı olmuşlardır. Onlar o cennetlerde ebedî kalıcıdırlar" (9) şeklinde anlatıl-maktadır. Bu günden sonra gönüllerin Efen-disine açılan gönüller sayesinde Medine, "münevvere" olarak anılmış ve Kâbe'nin Mekke de olmasının bu şehre yüklediği kutsiyet gibi Efendimizin teşrifiyle de Medine kutsiyet kazanmıştır.

Hz. Ömer'in halifeliği döneminde hicret hadisesinden 17 yıl sonra, Rasulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ın Mekke'den Medine'ye yaptıkları bu mecburi göçün tarihi olan 16 Temmuz 622 yılı, bir milad olarak kabul edilmiştir. Kamerî ay takvimine göre, Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i İslâm aleminde her yıl "Hicri Yılbaşı" olarak kutlanmaktadır. Bu yılda, hicretin 1429. yılına isabet eden 10 Ocak 2008 tarihi, Muharrem ayının ilk günüdür ve "Hicri Yılbaşımız"dır.

Manevî yönden değerlendirildiğinde ise; çilenin, sabrın, gayretin, mücadelenin ve günahtan günahsız bir yaşantıya göç etmenin sonucunda, zafere ve kurtuluşa ermenin adıdır. Nefsin terbiye edilmesine yönelik tezkiye ve Allah'a yakınlık kurmak noktasında manevi yolculuğa çıkmak anlamlarını da içinde barındırır. Nefsle yapılan bu cihadda, niyeti halis tutarak kalb-î marazlardan temizlenmek adına, hata ve günahlardan uzaklaşmak için Allah'ın istediği kulluk ölçülerine yapılan bir göç olan hicret, sosyal şartların zorluklarından kaçış olmayıp, bilakis Allah emrinin bir ifâsıdır.

Mâsivâdan Allah'a, kötülüklerden iyiliklere, günahlardan sevaplara, haramlardan helallere yönelerek İslâm'ı yaşamak azminde olmak ve Allah'ın (Celle Celalühü) rızasına ulaşmak için yine, O'na yapılan manevi bir yolculuktur. Hicret eden ve bu yolculuğa çıkan herkes, muhacirinin mirasçısı konumundadır.Hayatımızın son noktası açısından düşünüldüğünde ise dünyadan ahirete hicret, kaçamayacağımız bir zorunluluktur. Bu zorunlulukla er yada geç karşı karşıya geleceğimizin farkında olmamız gerekmektedir. Yaratılış gayemize uygun bir hayat yaşamak ve yeni başlangıçlar yapmak için hicret, hem dünyamız hem de son hicretimiz açısından kaçırılmaması gereken büyük bir fırsattır…

Bu vesileyle, hicri yeni yılın ve muharrem ayının İslâm ve insanlık âlemine hayırlar getirmesini diliyor, tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyorum.

Hüseyin USTAOĞLU / email: huseyin_ustaoglu37@hotmail.com

Kaynak:

(1)Şuara: 214 (2)Maide: 67 (3)İbn-i Kesîr (4)Enfâl: 30 (5)Nisâ: 100 (6)Bakara: 219 (7)İbn-i Mâce (8)Tevbe Sûresi: 40


Yazarın Diğer Makaleleri

Değer Vermek Kendini Görmekle Başlar

Değer dediğimiz kavram, günlük hayatın her aşamasında kendisine kıymet atfettiğimiz, anlam yüklediğimiz, beğenerek takdir ettiğimiz ve sonucunu da olumlu veya olums...

Hatadan Ders Almak Şuurdur

  Hayat bir mekteptir kâinatı koynunda taşıyan. Bir kitaptır bize nasıl yaşanılacağını okuyan. Bizim bize okuduğumuz değil, bilakis bize, bizim kim ve ne olduğu...

Gerçek Mücadele İnsanı Seyyidimiz...

Feyz'le, çeyrek asra yakın bir zamanı geride bıraktık. Hiç şüphe yok ki Feyz denince akla, Başyazarımız Seyyidimiz Şenel İlhan Beyefendi gelir. Bu üniversitenin zir...
Tüm Yazıları