Her Eve Bir Kampanya

Her Eve Bir Kampanya

Tarih: 2007-12-11

Yaş ne kadar büyürse büyüsün insanın sevgi ihtiyacı ve isteği kaybolmaz. Hepimiz öyle değil miyiz? Yaşımız kırkı bulsa da özellikle anamızın-babamızın dizine başımızı koymaktan ne kadar mutlu oluruz. Başımızı şöyle bir okşasa anamız ya da babamız, içimizde bir rahatlama ve gevşeme hissederiz. Kendimizi güvende hissederiz. Biliriz ki onun sevgisi hiç bir karşılığa göre değildir. Severken karşılık beklemez ki anamız- babamız. Sadece sever. Yalnızca onun kuzusu yavrusu olduğumuz için sever.

Şöyle bir gözlerinizi kapayın. Geçmişe bir yolculuk yapın. Hatırlayabildiğiniz en küçük yaşa doğru olabildiğince inin. Biliyorum ki, şu an bu yazıyı okurken hepiniz o kıymetli çocukluk yıllarına döndünüz.

Evet, hatırladınız mı o dönemleri? Neler yapardınız neler. Akla hayale gelmeyen yaramazlık kurardınız zihninizde de onu yapardınız. Bir de ‘hin hin' gülerdiniz azarlanmış olsanız bile. Ama yine severlerdi sizi ananız ve babanız.

Hani sokağa çıktığınızda, parka gittiğinizde önceden tembih edilse ve sen de ‘söz' demiş olsan bile nasıl da çamurla oynardınız! Kumla toprakla çamurla oynamak ne kadar hoş gelirdi değil mi?

Hatırlıyor musunuz size alınan ilk oyuncağı?

Elinize alıp oynamaya başladıktan sonra ne kadar sürerdi sağlam kalması? Şöyle bir hatırlayın. Merak ederiniz değil mi içinde neler olduğunu? Hemen bir yolunu arar ve açardınız ya da kırardınız içini görmek için. Hiç bir şey de bulamazdınız içinde. Ama merakınıza da engel olamazdınız değil mi?

Yağmur yağmış küçük küçük su göletleri oluşmuş sokaklarda ya da kaldırımda giderken şöyle bir etrafınıza bakın. Neler göreceksiniz? Küçük çocukların o cicili bicili ayakkabılarıyla yepyeni elbiseleriyle o sulara bastıklarını, o suya basarken etrafa ve kendi üzerlerine çamurlu suyu sıçrattıklarını göreceksiniz. Annesinin babasının üzülmesinin aksine onların ne kadar mutlu olduklarını, ne kadar neşeli olduklarını göreceksiniz. Hiç gizlemeye gerek yok, utanmaya da lüzum yok, sizler de yapıyordunuz değil mi? Çok kızarlardı anneniz-babanız ama kendinizi alamazdınız o işleri yapmaktan.

Ne günlerdi değil mi?

Azarlanmış bile olsan, bir kaç dakika içinde hepsini unutup nasıl eğlendiğini anlatırdın arkadaşlarına ya da kardeşlerine değil mi?

Peki ne değişti?

Sen küçüktün şimdi büyüksün.
Sen çocuktun şimdi anne ya da babasın.
Eskiden senin yaptığın ve zevk aldığın davranışları şimdi çocuğun yapıyor. Yani senin yolundan gidiyor. Şimdi yanlış bulduğun ama önceleri yapmaktan zevk aldığın işleri yapıyor.
O da çocukluğunu yapıyor.
O da çocukluğunu yaşıyor.

Annen sana kızdığı zaman bile onun kucağına atlıyordun. Azarlandığında bile ona sarılıyordun. Bunları sen yaşıyordun. Bunları sen yapıyordun.

Senin çocukların uzaydan mı geldi?
Bunlar yani senin çocukların özel fabrika imalatı mı?
Elbette hayır....

Her varlık gibi çocuklarımız da kendi yaratılışı gereği yapması gerekenleri yapıyorlar.
Çocuklarımız yaratılıştan var olan öğrenme ve merak dürtülerini gidermek için tecrübe ediyorlar.
Bu onların en doğal hakkı değil mi?
Kim alabilir onların bu en doğal haklarını ellerinden?

Eğer alırsak ne olur biliyor musunuz? Onu hiç düşünmeyin, aklınıza bile getirmeyin. Çünkü o en doğal haklarını ellerinden alırsan, işte o zaman akla hayale gelmeyecek davranışları bekleyebilirsin.

Biz yetişkinler anne babamızı, ilköğretime başlayana kadar, en mükemmel ve en güçlü insanlar olarak görürdük. Onlar yani anne ve babamız bizi koruyup kollayacak birer dayanağımızdır.

Bir yaşanmış hikaye anlatacağım: Bir baba, eşi ve iki çocuğuyla kayınpederine ziyarete giderler. Evde koyu bir sohbet başlar, baba ile kayınpeder arasında. O sırada küçük kızı elinde bir kaç cevizle babanın yanına gelir, "baba bunları kır" der. Baba o cevizlerle uğraşmak istemez ve "yavrum dayına ver, ben kıramam o kırar" der. Çocuk cevizleri alır dayısına götürür. Dayı, eliyle cevizleri kırar ve yerler. Aradan bir kaç gün geçer ve elektrik kesintisi olur. O sırada dışarıda aşırı bir rüzgâr ve gürültü de vardır. Çocuk korkar. "Hadi dedemlere gidelim" diye tutturur. "Ben korkuyorum gidelim. Ben evimizde durmak istemiyorum" der. Anne ve baba çocuğu sakinleştirmek için çalışırlar. "Kızım korkma baban bizi korur" der anne. Baba "bak ben sizi korurum ben güçlüyüm" der. Ama çocuk "hayır sen bizi koruyamazsın. Dedemlere gidelim" diye ağlamaya devam eder. Baba kızıyla konuşur. "Neden seni koruyamayacağımı düşünüyorsun yavrum" der. Çocuk "Hatırlıyor musun baba, sen ceviz bile kıramıyorsun bizi nasıl koruyacaksın. Dayım güçlü, o cevizi kırdı, o beni korur. N'olur dedemlere gidelim."der. O zaman baba, çocuğun gözünde, ‘koruyan güçlü bir baba' imajını kırdığını farkeder. Hemen evde arayıp birkaç ceviz bulurlar. Baba eline cevizleri alıp sıkarak kırar. "Bak gördün mü kızım, ben de güçlüyüm kırabiliyorum" der.

O zaman neden kırmadığını sorar çocuk. Baba şöyle cevap verir: "Kızım o sırada dedenle konuşuyorduk, konuşma dağılmasın diye uğraşmak istemedim, onun için dayına göndermiştim, bak şimdi kırdım o zaman da kırardım. Aslında ben de çok güçlüyüm gördün değil mi?" İşte o zaman çocuk "Yaşasın benim babam da çok güçlü, o beni, annemi, ablamı korur. Artık gitmeme gerek yok" deyip babanın boynuna atlar.

Bakın bu örnekte olduğu gibi, farkında olmadan çocuğumuzla aramıza bir sürü engel koyan aslında biz yetişkinleriz. Çocuklar babalarına dayanmak isterler. Onlara güvenmek isterler. Dayandıkları ve güvendikleri zaman çok kolay hareket ettikleri görülür. En küçük bir hareketimiz bakın nelere mal oluyor.

Hiç düşünür müydünüz kırmaktan kaçındığınız için bir ceviz yüzünden çocuğunuzun gözünde zavallı ve güçsüz biri olacağınızı?

İşte bunun gibidir diğer davranışlarımız da. Gözümüzde çok basit ve küçük gördüğümüz, önemsemediğimiz bir davranışımızın ne gibi sonuçlar doğurduğunu ya da doğuracağını bu gözle, bu bakış açısıyla, bu anlayış ve idrakle değerlendirelim.

"Canım çocuk kocaman oldu, aynı bebek gibi yine mi ona sarılayım, kucaklayayım" diye düşünmeyeceğiz. Eğer sen kendi çocuğuna sarılıp kucaklamaktan vazgeçersen, onun da başkalarına sarılabileceğini, uygunsuz kişilerle uygunsuz davranışlara yönelebileceğini, o sevginin bir ifadesi olan sarılma-kucaklaşma-öpme ihtiyacını farklı yollardan karşılayabileceğini unutmamak gerek.

Sevgi ve ilgi bir ihtiyaçtır. Önce evde buna çocuk doymalıdır. Bu ihtiyaç doğru ve zamanında karşılanmalıdır.
Onlar bizim yavrularımız değil mi, neden onlardan bunu esirgeyeceğiz ki?
Onların en küçük bir hastalığında, sıkıntısında uykusuz geceler geçiren bizler değil miyiz?
Doğunca sevindiğiniz, bebekliğinde kucağımızdan indirmediğimiz, yemeyip yedirdiğimiz, içmeyip içirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz, herşeyimizi onlara feda ettiğimiz yavrularımızdan sevgimizi neden esirgeyelim...

Bakın, bizler müslüman olarak Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak istiyoruz. O'nun isim ve sıfatlarının bizde tecelli etmesini istiyoruz. Bu istek bizim kul olmamızın gereğidir.

Şimdi söyleyin bakalım, Allah(Celle Celalühü) yarattığı hangi kulundan vazgeçer? Allah hangi kulunun cehenneme gitmesini ister?

Elbette Allah, hiç bir kulundan vazgeçmez. Elbette Allah, hiç bir kulunun cehenneme gitmesini istemez. Allah'ın kullarına karşı şefkat, merhamet ve sevgisinin bir annenin çocuğuna olan şefkat, merhamet ve sevgisinden en az 70 katından daha fazla olduğunu İslam'ın yazılı kaynaklarından öğreniyoruz.

Hani bizler müslüman olarak Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak istiyoruz ya, işte fırsat... Allah'ın bir emaneti, cennet meyvesi, gönüllerin sevinci çocuklarımıza karşı sevgi, şefkat ve merhamet gösterelim. Yaptığımız onca günah ve yanlışımızdan, hatamızdan dolayı Allah bizi hiç azarlıyor mu; bizi bu dünyada küçük düşürüyor mu; bizden bu adam olmaz, bundan kul olmaz diye vazgeçiyor mu? Kim "evet" diyecek ki, yok öyle bir şey.

Evet sözü bağlayalım: bizler çocuklarımızdan yetişkin gibi davranmalarını bekleyemeyiz. Onlar daha küçücük çocuklar. Onlar da büyüyecek. Bakın yaşınız elliye altmışa da gelse, seksene de gelse anneniz babanız sizden bahsederken "bizim çocuk", "bizim küçük kız" ya da "bizim küçük oğlan" ifadesini kullanırlar. Hiç büyümeyiz onların gözünde. Yaşımız kaç olursa olsun, her zaman anne babamızın yanında hep çocuk olarak kalacağız. Hatta onlar pir-i fani olsalar, herşeyiyle size muhtaç olsalar bile, siz devleti yöneten biri bile olsanız, onun çocuğusunuz. Çocuğu olarak da kalacaksınız.

Öyle değil mi?

O halde ne yanlış yaparlarsa yapsınlar, onların bizim çocuğumuz olduğu gerçeğini ortadan kaladıramayacağımıza göre, onları olduğu gibi kabul edip elimizden geldiği kadar sevgi, şefkat ve ilgimizi üzerlerinden eksiltmeyeceğiz.

Ne olursa olsun onlar bizden sevgi ve ilgi beklerler.
Yaşları kaç olursa olsun sizden ilgi ve sevgi beklerler.
Haydi bu da bir kampanya olsun...
Hep beraber kendi çocuklarımıza sevgi kampanyası başlatalım ve uygulayalım
Herkes kendi evinde bu kampanyaya katılsın.
Bu kampanya günlüktür, ama her yeni gün, yeniden başlayan bir kampanyadır.
Herkes evine gidince çocuğuna "seni seviyorum" desin.
Herkes eve gidince çocuğuna içinde hissedercesine "sarılsın."

Herkes eve gidince çocuğunu ses çıkartarak güzelce "öpsün." Hiç olmazsa haftada birgün, çocuklarımız ne derse desin, ne yaparsa yapsın onların çocuk olduklarının bilinci ve farkındalığıyla, hiç bir yavrumuzu azarlamadan hoşgörüyle karşılayalım.


Son Eklenen Yazılar

Arapça Bilmek Kur’ân’ı Yorumlamak İçin Yeterli mi? / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Kur’ân’daki hüküm bildiren muhkem ayetleri, Rasulullah ile ehlullah aynı şekilde anlayamaz, arada mutlaka derin farklar olacaktır. Ehlullahın anlaması ile de normal...

İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir / Prof. Dr. Şakir Gözütok

Amaç açısından din ve eğitim ilişkisini değerlendirir misiniz? Normal şartlarda eğitim bilimi, eğitimin amaçlarını belirlemez, ahlâk ilmi belirler. Çünkü ortaya...

Ekonomi-Politik Açıdan Zekat / Melih Turan

Kavram ve ıstılah olarak zekât nedir? Günümüzde fakirlikle mücadele, ekonomik imkânların yaygınlaştırılması, insanca yaşamak konuları üzerinde çokça duruluyor. Zekâ...