Haset ve Kıskançlıklar Onu Cömertlik ve Fedakarlıktan Alıkoymadı

Haset ve Kıskançlıklar Onu Cömertlik ve Fedakarlıktan Alıkoymadı

Tarih: 2007-11-08

Seyyidim de sık sık haset şimşeklerini üzerine çekmektedir. Ve bu hasetçilerin kötülüklerinden, iftiralarından dolayı, bir zamanlar ne yapacağını şaşırmış bir haldeydi... Çünkü bunlara nasihat kar etmiyordu. Nitekim bunlarla iyi geçinmenin her yolunu denediği halde, bir netice alamamıştı. İşte bu nedenle; " Ne yapacağız Nail bu adamların elinden? Ne yapalım, nerelere gidelim?" demişlerdi. Ben de; "Seyyidim bu haset hastalığı insanlarda olduğu müddetçe, bu itiraz ve dedikodular bitmez. Herkes de evliya, Allah (c.c) dostu olup bu hastalığından kurtulamayacağına göre; bunun çaresi bu dünyada yok, nereye gitseniz orada bu dert sizi bulur" dedim. Şüphesiz kendi de bunun çok daha iyi farkındaydı ; bana gülümseyerek, "Doğru söylüyorsun, Nail" demişlerdi...

Gerek sohbet yeteneği, gerek bilgisi, gerekse cesareti, gücü kuvveti ile Seyyidim; Tokat'lı sofilere baş olmak sevdasında olan emmare nefisli, riyaset meraklılarının uykusunu kaçırırdı. Onlara her türlü maddi yardımı yapıp, zaman zaman da ahlakı gereği onlara hissettirmeden çoluk çocuklarına yiyecek içecek gönderdiği halde, sinsi sinsi düşmanlıklarından kendisini kurtaramadı...

Bu insanlar, hizmetini engellemek için, yaptığı her şeyi Seyyid M.Raşid Erol (ksa) hazretlerine şikayete giderler, bire bin ekler ve olmayan şeyleri olmuş gibi gösterip, resmen yalan ve ifiralarla Mübarek Seyda Hz.'ni kandırmaya uğraşırlar dı ki; O'nun ağzından olumsuz bir haber getirip, Seyyidimi gözden, itibardan düşürme amaçlarına ulaşsınlar... Ama bu amaçlarına hiçbir zaman ulaşamadılar... Tam tersi kendisine dergi hizmetini sorup, orada çalışma hususunda izin istemeye gelen Nureddin Yavuz isimli sofiye, Seyyid Muhammed Raşid Hz.; "Ben O'ndan razıyım, O'nun yaptıklarından razıyım, yapacaklarından da razıyım." gibi hiç kimseye yapmadığı iltifatları yaptı ki, hatta bu cevap üzerine o kardeşimiz, kendi resmi görevinden istifa etmiş ve gönül rahatlığıyla, Feyz Dergisi'nde hizmete soyunmuştu. Seyda Hz.'nin, Seyyidimin hakkındaki bu son derece müthiş ve istikbale de yönelik iltifatı karşısında; "O zaman Kurban, ben imamlıktan istifa ederek, bundan sonra sadece Feyz Dergisi elemanı olmak istiyorum." diye Seyda Hz.'nden izin aldığını ve imamlık görevinden istifa ettiğini, kendileri hala anlatırlar... Nitekim daha sonra Seyyid Abdülbaki Hz. de (ksa) bu sofinin ismini "Nureddin" olarak zikretmeye devam edecekti.

Evet, örneklerle Seyyidimin cömertliğini anlatmaya devam edelim: Kapısına, "Belki bir simit satarım" ümidiyle gelen simitçi çocuklara; "Yavrum kaç tane simidin var?" deyip de bütün simidini satın alarak sevindirdiği defalarca görülmüştür.

Oğlu Seyyid Abdulbaki anlatıyor: " Babamla beraber bir sabah namazında camiden eve gelirken, bir simitçi çocuk gördük... Hava çok soğuk, ayazdı. Babamın her zamanki gibi merhameti, şefkat duyguları kabardı ki, böyle pozisyonlara hiç dayanamaz... Hemen simitçi çocuğu çağırttı. Fırından henüz yeni çıkmış, satışa yeni başlamış olduğu belliydi simitlerinin... Hepsini satın aldı ki gitsin bu soğukta evinde otursun; bugün ona güzel bir tatil olsun... Simitçi çocuk çok sevinçli ve şaşkın bir şekilde boşalan tablasıyla fırladı gitti... İyi dedik, şimdi gider evine, sıcakca oturur. Beş dakika sonra aynı simitçinin sesi gelmez mi!..

-Simiit!... Simiit!...Hemen koşmuş fırından tablasını yeniden doldurmuş, tekrar simit satmaya başlamıştı kerata... Babam çok güldü bu hale..."

Evine temizliğe gelen fakir kadınlar, normal temizlik ücretinin beş on misli ücretlerle sevindirilir, apartmanın çöpünü dökmeğe gelen gündelikçi kadınlar, bütün bir apartmanın sakinlerinden aldıkları ücretin çok üstünde bahşişlerle ödüllendirilirdi; bunlar artık o aile için hayret bile edilmeyen, günlük normal davranışlardı...

Seyyidim her zaman bütün arkadaşlarını görüp gözetir... Yakın aile çevresinde de, genç yaşta vefat eden amcasının hanımı ve üç çocuğu; yine çok genç yaşta vefat eden kız kardeşinin geride bıraktığı iki küçük yetimi ki, bunlardan birisi son derece bakıma muhtaç ve hasta birçocuktur... Aynı şekilde annesi, babası ve iki erkek kardeşinin de ailecek geçimlerini üzerine almıştır. Yani yakın çevresindeki yükü de çok fazladır. Bu arada darda kalan, sıkışan ve maddi yardım isteyenlerin de, istismarcıları hariç, boş çevrildikleri asla vaki değildir.

Evine gelen misafirlere muamelesi gayet meşhurdur. Ne kadar anlatılsa da o eve misafir olmayan bilemez. En güzel yemekler ve özellikle kişilere göre evlerinde yiyemedikleri meyvalar, et yemekleri, sebze yemekleri pişirilir ve kendi evindeymiş gibi rahat etmesi de sağlanarak gerçekten de her şeyin tadını çıkarırdı o eve gelen misafir ...

Yine evinin bütün eşya ve düzeni, Allah (c.c) için hizmete yönelik olarak döşenmiş ve tasarlanmıştır... Evinde haremlik selamlık hususunda ise son derece titiz davranılırdı. Kadınlar ayrı odada, erkekler ayrı odada... Yemekler pişirilir, oda kapısı vurulur ve kapının arkasına tepsiyle konur; bol bol doldurulmuş tabaklar, tepeli tepeli pilavlar gelir ve bir kardeşimiz kapının arkasındaki yemek tepsisini içeri alır ve o şekilde çay ve yemek servisi yapılır.

Seyyidim merhametiyle olduğu gibi cömertliğiyle de mücadele etmek zorunda kalmıştır... Sebebine gelince, yukarıda da belirtmiş olduğum gibi O'nun cömertliğini istismar etmek isteyen, ihtiyacı olmadığı halde O'ndan maddi bir şeyler koparmak isteyen arkadaşları da akrabaları da çok oldu ve hala da olmaktadır. O da bu olayın elbetteki farkında; üstelik dünyada O'nu kandırmaktan daha zor bir olayın olduğunu da sanmıyorum... Etrafındaki bu tür talepler, istekler bitmez, O da ister istemez bu halden dolayı bize dertlenirdi : "Bakın ben Allah (c.c) için varımı yoğumu hizmete adamış bir insanım. Yıllardan beri gece gündüz bunun savaşını veriyorum. İnsanlara çok sohbet ve nasihat ettim. Fakat maddi olarak bu denli güçlü olmadığım dönemlerde en can alıcı sohbetlerimin ne kadar tesirsiz kaldığını gördüm... Bu noktada hayretler içinde kalarak, insanlara yeterince faydalı olamamanın sıkıntısını ve bunalımını yaşadım, sancısını çektim. Bunu aslında sizler de çok iyi biliyorsunuz...

Şu gerçeği anlamaktan da öte kendime ispat ettim ki, bu zamanda bir müslümanın hizmette azami başarısı; ancak çok zengin olmasıyla doğru orantılı... Ne yazık ki öyle zengin bir adamın bir sohbeti, fakirin bin sohbetinden çok daha tesirli; bunu günümüzde tecrübemizle görüyoruz. İşte, bu sebeple istismarcılara para kaptırmak istemiyorum; paraya değer verdiğimden değil, hizmet için daha zengin olmam gerektiğinden ve israf da günah olduğundan dolayı, bazı harcamalarımda dikkatli olmalıyım."

Netice olarak, Seyyidimin merhamet ve cömertlik konusunda geldiği noktayı, geçirdiği tekamülü ifade eden son sohbetlerinden biriyle, konuyu noktalamak istiyorum; "İyilik; her zaman cömert, her zaman merhametli, her zaman tevazu olmak demek değildir. İyilik Şeriat'in emrettiği şeylerdir. Yerine göre cömert, yerine göre tevazu, yerine göre merhametli, yerine göre gazaplı, yerine göre bir kuruşun hesabını yapmak; şeriatın istediği güzel ahlak şeklidir. Merhametliyim diye; "Allah ‘ın (c.c) merhamet etmeyin!.." dediği birine, benim merhamet etmemi nasıl bekleyebilirsiniz?.. O zaman bu tür bir isteğin, sanki, "İçki iç!.." demekten ne farkı var!.. Hiç bunu düşündünüz mü? Böyle bir teklifi bana getirmeyin. Ben duygu potansiyeli olarak bir zaman, bana vuranın eli acıdı mı diye ona acıyacak kadar merhamet doluydum, yeminle söylerim!.. Şüphesiz bu duygularımın yoğunluğu yine değişmedi ama tekamül geçirdim. Merhametim ve cömertliğim, Şeriatin istediği şekle geldi. Mesela Allah (c.c) insana şevhet duygusu vermiştir. Helalinden bu duygunun teskini sevaptır. Aynı gücün günah için kullanılması doğru olur mu? Böyle bir günahı benden bekleyene nasıl kızarsam, merhametimi istismar edenlere de, istismar edilmemi isteyenlere de aynı şekilde öfkelenir, kızarım.

Mesela, ben insanları evimde sabahlara kadar ağırlardım. Misafirler gittikten sonra bakardım ki ortalığı pislik götürüyor. Sigaralar koltuklara basılmış, halı yakılmış... Senelerce merhametimle beraber aşırı tevazumdan dolayı, bu kabalık ve hoyratlıklara sabrettim. En sonunda kendimi savunmak zorunda kaldım. Hatta şöyle düşündüm: "Sen şimdi aynı özellikleri olan iki ayrı Şenel olsan; senin gibi duygulu iyi bir insan olan Şenel'e böyle bir şey reva görülse, ikinci Şenel olarak onu korumaz, ona yardım etmez misin?" Düşündüm ki öyle yapanın gözünü çıkarırım. Şimdi benim de aynı şekilde beni istismar edeni affetmem mümkün değil! Bana bir vurana, ben bin vururum! Zaten Allah-u Teala da böyle birşeyden razı olmaz. Resulullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de kesinlikle bu manada öyle yumuşak değildi. Şeriatsizlik karşısında son derece celallenirdi. Ben şimdi tam Şeriatın emrettiği gibiyim." buyururdu.

Biz de Seyyidimin bu yeni halinden açıkçası memnunuz... Gerektiği kadar merhametli, gerektiği kadar mütevazi, gerektiği kadar da disiplinli... İşte O'nun tam olarak kesinlikle anlatamadığım cömertliği, isarı, merhameti ve bu ahlakların dengelenmesi konusundaki görüş ve mücadeleleri...

Eminim bunu okuyan kardeşlerimiz çok istifade edeceklerdir. Ama ben yazdığım bu yazıyı tekrar tekrar okuyor, okudukça da O'nu ne kadar az anlatabilmiş olduğumu görüyorum... Ne yapabilirim, kelimelerle bir manzaranın güzelliği nasıl yeterince tasvir edilemezse, bir güzel ahlak numunesi olan böylesine büyük bir insan da gerektiği şekilde hiç bir zaman sözlerle anlatılamaz...

Bu hususta okuyucularımızın da beni anlayışla karşılayacaklarını düşünerek, bu konuyu Allah'ın (c.c) izni ile bitiriyorum.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...