Mahlukata Olan Şefkati

Mahlukata Olan Şefkati

Tarih: 2007-11-08

İstismarları mümkün olmadığı için olsa gerek, O'nun merhametinin boyutlarını, hayvanatın üzerinde çok daha rahatlıkla görme imkanınız olur... Mesela, askerde bir nöbet sırasındadır, iki arkadaş, bir sınırda tel örgü hizasında nöbet beklemektedirler. Karşıda bir ev vardır ve önünde küçük bir ev köpeği beklemektedir. O sırada nerden çıktığı belli olmayan bir çok sokak köpeği, kudurmuş gibi o küçük köpeğin üzerine saldırır. O küçük köpeği didik didik etmeye başlarlar. Köpeklerin çokluğu ve azgınlığından dolayı, yanında nöbet tutan arkadaşı; yardım etmek şöyle dursun, kendisine de zarar verirler korkusuyla, nöbet kulübesine saklanmak zorunda kalır. Ama Seyyidimde, bu durum karşısında merhamet duygusu öyle bir galeyana gelir ki, kendi canını düşünemez olur. O anda kendine bir zarar gelir duygusundan tamamen sıyrılmış bir vaziyette, kendini tel örgünün öbür tarafında köpek sürüsünün içinde bulur. Eline aldığı taşlarla gelene vurur, gidene vurur...

Hatta o arada bir darbe de o küçük köpeğe yanlışlıkla gelmiş ve aralarında sanki o an şu duygusal konuşma cerayan etmiştir. Olayı şöyle anlatır; "Diğer köpeklere vururken yanlışlıkla bir darbe de o küçük köpeğe gelmişti. O darbe anında göz göze geldik. Ve sanki gözleriyle dost olduğumuzu, yanlışlık yaptığımı ifade ediyordu. Daha sonra ben bütün köpekleri dağıttım, hepsini kaçırdım ve tel örgünün karşısına, yeniden nöbet yerime geçtim. Kurtardığım küçük köpek, karşıda evin önünde, bana bakarak, sanki teşekkür edercesine uzun uzun uluyor ve havlıyordu. Ben ise Allah'ın (c.c) bir mahlukuna yardımcı olmanın verdiği huzurla kendi kritiğimi yapıyor ve kendi kendime şaşıyordum." Evet, burada da gerçekten çok büyük bir merhamet ve şecaat örneği görüyoruz. Ama Seyyidim bu olayın değerlendirmesini, daha sonra şöyle yapıyor..."

"Eşref-i mahlukat olan insanın, bir köpeğin hayatını kurtarmak için kendi hayatını bilerek tehlikeye atması, aslında uygun değildir. Bu şecaat de değildir. Fakat merhamet duygularına yenilmiş bir insanın, reflekse benzeyen davranışlarıdır. İşte ben, çok şükür ki burada, kendi merhametimin boyutlarını görüyordum; aynı zamanda onu dengelemem gerektiğini de... Ki bugün bu mücadelelerimin neticesi, bu manada her ahlakım dengelenmiştir. Ben bunu kendimde görüyor, seviniyor ve Allah'a (c.c) hamd ediyorum. Hala merhametim aynı şekilde duruyor; ama herkese ve her olaya aynı değil..."

Seyyidimin yine hayvanlarla ilgili çok çarpıcı bir başka hatırası da şöyledir; "Birgün caddede geziyordum. Üzerimde bir karınca farkettim. Onu yere atmak isterken birden vazgeçtim. Zira karıncayı atacağım yer, onun yuvasının yakınında bir yer değildi. Düşündüm ki, bu karınca benim üzerime ben yürürken çıkamaz; o zaman oturduğum bir yerde çıkmış olmalı... Evet, oturduğum yeri hatırladım; o anda bulunduğum yerden bayağı uzaktı... "Bir karınca için o kadar yürümeğe değmez " diyemedim de, onu yuvasının olduğunu tahmin ettiğim yere kadar, büyük bir itina ile götürdüm ve bıraktım. Sanki bir yavruyu annesine babasına kavuşturmanın duygusallığı, coşkusu doluydu o anda içim... Benim böyle hatıralarım çok fazla, bir roman olacak kadar fazla... Bazen tuvalete düşen bir örümceği kurtarmak için, saatlerce uğraştığım çok olurdu" diye de ifade ederler.

Bir Ramazan günü idi... İftara yakın saatler... Seyyidimle beraber dört beş arkadaş daha iftar saatini bekliyor, hem de çok faydalı sohbetler ederek geziyoruz. O'nun hayatının boşa geçen zamanını ben görmedim zaten... Birara Tokat'ın merkezindeki belediye binasının önüne geldik... O esnada bize hararetli hararetli sohbet eden Seyyidimin, birşey dikkatini çekiyor... Büyük bir çoban köpeği, meydandaki bankların üzerine oturmuş sohbet eden iki ihtiyarın karşısına geçmiş, onları seyrediyor; veya onlara birşeyler söylemek istiyor da anlayan yok, herkes kendi derdinde... Her zaman söylediğim gibi, etrafında olan bitene karşı son derece duyarlı olan Seyyidim, birden telaşlanarak; "Bu köpek aç! Hemen buna ekmek alın!" dedi... Nasıl olduğunu anlamadan, hemen emre imtisal gereği bakkala koştuk ve bir somun ekmeği getirdik; hayvana verdik... Ama gerçekten köpek öyle açtı ki, koca koca ekmek parçalarını havada kapıyor, çiğnemeden de yutuyordu. Bir ekmek bitti, hemen ikinci ekmeği getirdik. Onu da aynı şekilde bitirdi. Biz o hale hem üzülmüş hem de çok duygulanmıştık; o hayvanın halinden kimse şimdiye kadar derdini anlayamamış diye...

Seyyidimin şefkat duyguları tamamen teskin olmamış olacak ki, bu defa bizi kasaba gönderdi; " Gidin buna ciğer alın!" gittik, ciğer aldık... Hayvancağız onu da iştahla bir güzel bitirdi. Hadise devam ededursun, iftar saatine yakın, bu olay artık eğlenceli de bir hal almıştı. Epeyce bir kalabalık; "Ne var!?, ne oluyor!?" diye, bizim gayretimize, etrafımıza toplanmıştı. Köpeğin karnı doyunca muhabbete gelen vatandaşın biri, o arada bir espiri yapmayı da ihmal etmedi; " Bu kadar ziyafetin üzerine, şimdi de bir tatlı iyi gider!." Tabii hep beraber gülüşmüş ve bir hayli de duygulanmıştık...

Seyyidim Tokat'ta toptancılar sitesinin arka tarafında bir apartmanın en son katında oturuyordu bir zamanlar... Evin balkonu, kışın civardaki kuşların tabiri caizse, aşevi... Hergün oraya onların yiyebileceği şeyler atılır ve bir sürü kuş, kışın her taraf kar içindeyken ve yiyecek bulmakta zorlanırken, Seyyidimin balkonundan geçinip giderlerdi... Bu olayı ilk öğrendiğimde çok etkilenmiştim... Bizim aklımıza gelmeyen veya işitince şok eden, olağanüstü bir çok şefkat ve merhamet örnekleri, O'nun hergünkü hayatının olağan birer parçaları halinde...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...