Serkan Tekin İle Söyleşi; Hz. Mehdi İnancı Nedir

Tarih: 2007-09-28

Kıyametin Kaç Alâmeti Var?

Kıyametin yüzlerce küçük alameti vardır. Ama büyük alametleri 10 tanedir. Kıyametin büyük alametlerini şu beyitlerle dile getirdikten sonra geniş açıklamaya geçeceğiz.

İşte o beyitler:

Saat için çok alamet var da hep inanması
Farz olur kübraların dan dinle bir kaç tanesi
Evvela Mehdi gelir sonra Mesih Deccal çıkar
Sonra İsa'yı Mesih iner onu hem katleder.
Hem bizim peygamberin dini ile amil olur
Hem Hıristiyan dinine hem cizyeye karşı olur
Tam yedi yıl bu Resul İslam a hizmetçi olur
İrtihal eyler o sonra Revdada medfun olur
Hem de Yecuc ile Mecucler gelir her şey yiyer
Dabbetul arz da çıkar hem batıdan güneş doğar
Batıdan güneş doğarken bil ki tevbe kapısı
Kapanır olmaz kabul aslada mahluk tevbesi
Bahsi Deccali eden cümle hadis ezberleyin
Her zaman siz fitnesinden Rabbe taviz eyleyin

Kıyametin İlk Büyük Alâmeti Nedir?

Kıyametin ilk büyük alâmeti Mehdi'nin çıkmasıdır.

Mehdiyet İnancı Nedir?

Bildiğimiz gibi Mehdi'yet inancı Peygamber soyundan büyük bir müçtehidin kıyametten önce bütün Müslümanları birleştirip bâtıl dinlere mensup kişilerle savaşıp bâtıl dinleri ortadan kaldırmasıdır. Bu inanç yüzyıllardan beri Müslümanlar arasında yaygınlaştığı gibi gayri müslümler tarafından da yakından izlenilmektedir. Çünkü gayri müslümlerde böyle bir kişinin geleceğinden kuşkulanmaktalar. Hatta bazıları bu şahsın kendi dinlerine mensup bir kişi olacağını da ileri sürmekteler. Mehdi'yle ilgili, âyetlerde açıkca bir ifade olmadığı hâlde bir çok âyette ona işaret edilmiştir. Ve yüzlerce hadiste Mehdi'yle ilgili açık beyanat vardır. Demek ki Mehdi'yet inancının kaynağı Kur'ân'ın işari anlamı ve hadislerdir. Bu güne kadar birçok âlim Mehdi'yi inkâr edenin kâfir olacağını söylediği gibi Mehdi'yi inkâr eden birçok âlimde olmuştur. Fakat ikisi de Sahih görüş değildir. Çünkü Mehdi'yi inkâr edenleri küfür'le nitelemek yanlış olduğu gibi onu inkâr etmekte yanlıştır.

Doğru ve Cumhurun (Alimler Topluluğu) görüşü şudur. Mehdi hakkında âyetlerin açık beyanatı olmadığı için onu inkâr eden kâfir olmaz. Ayetlerde ona işaret edildiği için ve hadislerde açıkça ona değinildiği içinde onu inkâr eden fâsık olur. Onu inkâr edenler şöyle delil getirirler. Mehdi'ye inananlar Mehdi'nin çok büyük bir manevî güce sahip olduğunu ve bu güç sayesinde bütün Dünya'yı fethedeceğine inanırlar. Hâlbuki böyle bir güç peygamberimize bile verilmemiştir. Ve böyle bir fetih ona nasip olmamıştır. Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı Peygamberimizin döneminde gerçekleşip ona nasip olacaktı. Mehdi Peygamberimizden daha büyük değildir. Ki ona nasip olsun. Mademki Peygamberimize böyle bir güç nasip olmamıştır.

Demek ki Mehdiye'de nasip olmaz. Bizde cevaben deriz ki: Evet Hz. Peygambere böyle bir fetih böyle bir güç verilmemiştir. Fakat Mehdi'ye böyle bir gücün verilmesi onun peygamberimizden daha büyük olduğu anlamına gelmemelidir. Çünkü bazen mânevî rütbece aşağıda bulunanların zâhirî gücü mânevî olarak yüksek rütbede bulunandan çok daha büyük görünmektedir. Çünkü efdâliyet mânevî büyüklük sevaba takvâya dayanmaktadır. Gücü gösteren mucizelere, hakikatlara, kerametlere dayanmamaktadır. Bazı zamanlarda makamca yüksek olan kişiler de keramet harikalar tezühür etmediği hâlde makamca onlardan çok daha aşağıdaki rütbelerde olanlarda çok büyük kerametler, harikalar tezahür etmiştir. Bu onların diğerlerinden daha efdâl oldukları anlamına gelmez.

Meselâ İmam Şafii, İmam Hanefi, İmam Maliki, İmam Hanbeli gibi büyük âlimlerde harikalar, kerametler tezahür etmediği hâlde makamca onlardan çok daha aşağıda olan Abdulkadir Geylanî, Sibğatullahi Arvasi vs. gibi velilerde çok büyük harikalar ,mucizeler tezahür etmiştir. Bu harikaların tezahürü bu velilerin bu âlimlerden daha büyük olduğu anlamına gelmez. Çünkü herkes ittifak etmiştir ki bu âlimler bu velilerden daha eftdâldir. Meselâ Hz. Musa'nın Hz. Süleyman'dan rütbece daha efdâl olduğu konusunda bütün dünya ittifak etmiştir. Ama herkes bilir ki Hz. Süleyman'a verilen bazı güçler ve dünyanın fethi, büyük hükümdarlık ve harikalara dayanarak Hz. Süleyma'nın Hz. Musa'dan daha büyük olduğunu iddia etmek mantıksız olduğu gibi Hz. Mehdi'ye böyle bir gücün verilmesini bu delillere dayanarak inkâr etmekte cehalettir. Çünkü nasıl ki Hz. Süleyman Hz. Musa'dan yüzyıllar sonra gönderilen onun vekili olan bir israil Peygamberidir ve ona Musa'ya verilmeyen bazı fetihler hükümdarlıklar ve güçler verilmiştir. Aynen öyle de Hz. Muhammed'in vekili varisi olan Mehdi'de ondan yıllar sonra gönderilip büyük güçlerle donatılıp büyük fetihler yapıp Hz. Muhammed'in yapmadığını yapacaktır. Yani Dünya'yı feth edecektir ve Hz. Muhammed'in dinini bütün Dünya'ya hâkim kılacaktır. Bu Mehdi'nin fetihleri dünyaya İslâmiyeti hâkim kılması onun Hz. Muhammed'ten daha efdâl olduğu anlamına gelmez. Zaten kıyaslama yanlıştır. Çünkü Mehdi'nin fetihleri Hz. Muhammed'din fetihleridir ve Mehdi Hz. Muhammed adına bu gücü kullanır. Ve Mehdi onun hizmetçisidir. Mademki durum bundan ibarettir. Neden Mehdi'nin icraatları inkar ediliyor. Hülâsa Mehdi'yi inkâr edenlerin bir kısmının delili ortadan kalktı. Bazıları da Mehdi'yi inkâr ederken şöyle derler "Mehdi inancı Hristiyanlar ve Yahudiler tarafından Müslümanların içine Müslümanlarda bir gevşeklik olsun diye atılmıştır.

Çünkü bu inanç sayesinde Müslümanlar İslâm dinini hâkim kılmak için bir çaba sarfetmezler zaten Mehdi gelecek ve herşeyi düzeltecek" derler. Onun için bazıları Mehdi hakkındaki bütün hadisleri Yahudi ve Hristiyan uydurmaları diye nitelendirirler. Hâlbuki hepimiz biliriz ki bu hadisleri rivayet edenler Hadis ilmindeki en güvenilir ravilerdir. Ve bu hadisler Buharaî, Müslüm, Ebu Davut, Tirmizî, İbni Maceh, Hakim, Ahmed bin Hanbel gibi muteber hadis uzmanlarınca rivayet edildiği gibi Fıkıh ilminde ictihad derecesine ulaşmış İbni Hacer El Heytemi , Allame Cemel gibi âlimler tarafından kabul edilmiştir ve bu konuyla ilgili bütün dallarda ihtisas sahibi olan İmam Suyuti özel risale yazmıştır. Hatta İbni Hacer Elheytemi büyük müctehid yazdığı özel risalede Mehdi'yi inkârın insanı küfre kadar götüreceğini söylemektedir. Ve Mehdi ile ilgili hadislerin derecesi ümmet arasında hemen hemen tevatüre ulaşmıştır. Mademki böyle büyük İslâm âlimleri o hadisleri kabul etmişler ve rivayet etmişler o hadisleri uydurmayla nitelendirmek asılsız saygısızlıktır. Ve müslümanların gevşekliğe kapılması endişesi de boş bir kuşkudan başka hiçbir şey değildir.

Çünkü hiçbir tarihte bu inançtan dolayı böyle bir gevşeklik olmamıştır ve böyle bir gevşekliğe rastlanılmamıştır. Onun için mevzuyu böyle düşünmek arabaya kaza olabilir endişesiyle binmeyip yayan gitmek kadar mantıksızdır. Çünkü Allah'ın dinine yardım elbette gelecektir. Ve Allah'tan hiçbir an umut kesilmez. Ama Müslüman olarak biz vazifemizi yapacağız tevfik ise Allah'ın işidir. Mehdi'yi göndermek ona fetihler nasip etmek İslâmı Dünya'ya hâkim kılmak Allah'ın işidir. Bizim işimiz ayrıdır. Allah'ın işi ayrıdır. Allah'ın işine karışmak bizim haddimiz değildir. Büyük Peygamberler, adaletli hükümdarlar gelmeden önce müjdeleri verildiği gibi Mehdi'ninde müjdesi verilmiştir. Hülâsa Mehdi'yet inancını gevşeklikle nitelendirenlerin davasıda red edildi. Ve dâvâlarının ne kadar mantıksız olduğu açığa çıktı. Neticede bu iddia da çürüktür. Son olarak bazıları da Mehdi'yet inancının Haşimilerin Müslümanlar arasında kendi otoritelerini sağlamak ve bir tek isim altında toplanmak amacıyla soktuklarını iddia ederler.

Onlara göre Mehdi ile ilgili bütün hadisler Haşimiler tarafından uydurulmuştur. Bu Mehdi'yet inancı sayesinde bazı zamanlarda Haşimiler birini beklenen olarak tanıtıp etrafında birleşerek insanları kendilerine boyun eğdirmişler, Peygamberimizin Mehdi ile ilgili hiçbir sözü yoktur. Mehdi ile ilgili bütün hadisler mevzudur demişler. Biz de cevaben deriz ki; Sizin bu söyledikleriniz iftiradan başka hiçbir şey değildir. Çünkü tarihe dönüp baktığımızda hiçbir zaman Haşimilerin birini Mehdi ilân edip insanları ona boyun eğdirmeye çağırdıklarını görmemek-teyiz. Ve Haşimilerin hiçbir zaman böyle bir uğraşları olmamıştır. Ve Haşimiler tarihte otorite ve yönetim sahibi olmamışlardır. Bir de bu hadislerde Mehdi'nin kendini Mehdi ilân edeceği değil de halkın onu Mehdi ilân edeceği yazılmaktadır. Demek ki Mehdilik'te Haşimilerin halktan fazla bir çıkarları yoktur. Mehdi ile ilgili hadisleri zaif olarak nitelendirmelerini çelişki olarak değerlendiririz. Çünkü Mehdi ile ilgili hadisleri Buharî, Müslüm, Ebu Davut, Tirmizî, Nesaî, İbni Maceh gibi büyük hadis ravileri rivayet ettiği hâlde insanların o hadisleri mevzu olarak nitelendirmeleri çelişkiden başka bir şey değildir. Çünkü insanların bu muhaddislerin Namaz'la ,Oruç'la, Hac'la, Zekat'la vs. dinî uygulamalarla ilgili rivayet ettikleri hadislere inanıp onları sahih kabul edip Mehdi ile ilgili rivayet ettikleri hadisleri mevzu, zaif saymaları çelişkiden başka bir şey değildir. Çünkü her iki çeşit hadisleri rivayet eden de aynı şahıslardır.

O şahısların söylediklerinin bazılarına inanıp bazılarına inanmamak eski dönemdeki bazı kavimlerin Peygamberlerinin hoşlarına giden sözlerine inanıp hoşlarına gitmeyen sözlerine inanmamak gibidir. Onların imanları nasıl ki geçersizdir. Bu insanların bu ravilerin bazı hadislerine inanmamaları hepsine inanmamaları gibidir. Çünkü eğer bunlar yalancı ise bunların hiçbir sözüne inanılmaz eğer doğru söz sahibi dürüst iseler bunların her sözüne inanılır. Hepimizde biliriz ki bu hadis ravileri doğrulukla, dürüstlükle, takvâyla tanınan bilinen seçkin kişilerdir. Mademki durum böyledir. Mehdi'yet inancına karşı gelenlerin son tezi de çürük çıktı ve dâvâları iddiaları delilsiz çelişkilerle dolu çıktı. Hulâsa Mehdi hakkındaki hadisler sahihtir ve Mehdiyet inancı sağlam temeller üzerine inşa edilmiştir. Peygamberimizden bu güne kadar yıkılmayıp devam ettiği gibi bu günden tâ ki Mehdi çıkıncaya kadar da devam edecektir ve yıkılmayacaktır. Şimdi konuya daha iyi vâkıf olabilmek için Mehdi ile ilgili geniş bilgi ve Mehdi ile ilgili İslâm âlimlerinin görüşlerini yüzdelik bir tabloyla sunuyoruz.

Mehdi kelimesinin anlamı nedir? Mehdi kelimesi üç anlama gelir:

1-Hidayet yeri.
2-Hidayet olunmuş kişi. "Bu iki anlamdaki mehdi kelimesi bir çok kişiye yakıştırılabilir, herhangi bir kişiye has değildir".
3-Hz. Davut'un tabutunu Antakya topraklarında ki gizli bulunduğu yerden çıkaran kişi.

Bu anlamdaki Mehdi kelimesi beklenilen ve tarif edilen kişiye aittir. Onun dışındaki başka kişilere yakıştırılamaz. İslam alimleri Mehdi'nin ahir zamanda gelmesi konusunda dört ayrı fikir ortaya atmışlardır..

İslâm âlimlerinin Mehdi'yle ilgili görüşleri nelerdir?

İslâm âlimlerinin Mehdiyle ilgili dört görüşü vardır.Aşağıda bütün detaylarıyla bu dört görüşü işleyeceğiz.

İŞTE İSLÂM ÂLİMLERİNİN MEHDİ'NİN GELMESİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

1- Bazı Âlimler; Mehdi'nin gelip geçtiğini ve bu zâtın Emevilerin halifesi Ömer Bin Abdul Aziz olduğunu söylemişlerdir. Bunlar İslâm âlimlerinin yüzde beşlik bir kısmıdır. Bu grubun içinde, dünyaca bilinen büyük âlimler yoktur. Bu görüş halk arasında pek yayılmamıştır. Bu görüşü tüm büyük İslâm âlimleri "Ömer Bin Abdul Aziz: "Dünyayı fetih etmediği için Mehdi ilân edilemez" diyerek reddetmişlerdir.

2- Bazı Âlimler; Mehdi'nin gelmeyeceğini ve bu konuyla ilgili sahih hadis olmadığını, Mehdi konusunun efsaneden başka, birşeyden ibaret olmadığını söylemişlerdir. Bunlar İslâm âlimlerinin %15'lik bir bölümünü teşkil eder. Bu görüşü ileri süren âlimlerin başında dünyaca tanınan meşhur felsefeci İbni Haldun'da vardır. Bu görüş halk arasında az da olsa kabul görmüştür. İbni Haldun, Mehdi'yle ilgili tüm hadislerin zayıflığını ispatlamak için, derin araştırmalar yapmıştır. Çeşitli toplantılar düzenleyerek Mehdi ile ilgili tüm hadisler: "Haşimilerin bir araya toplanmaları için yaptıkları uydurmalardır. Bu işin aslı olmadığı gibi böyle bir şeyde mümkün değil" demiştir.

İbni Haldun'un bu görüşüne bir çok İslâm âlimi de karşı çıkmıştır. Hatta Mensur Ali Nasıf gibi hadis profesörleri, İbni Haldun'un hissi davrandığını ve dürüst, itibar edilir bir kişiliğe sahip olmadığını iddia etmişlerdir. Çünkü; Mehdi'yle ilgili hadisleri Ebu Davut, Tirmizî, İbni Maceh, Tabarani, Ebu Yala, Bezzar, İmam Ahmet ve Hakim gibi büyük hadis uzmanları rivayet ettikleri hâlde, İbni Haldun'un o hadisleri zayıf, itibar edilmez, sayması hissi davranmasının apaçık bir göstergesidir. Bu hadis uzmanlarının rivayet ettikleri hadislere de itibar edilmezse, o zaman itibar edilebilir bir hadis kalmaz. Çünkü, bu âlimler anlattıkları birçok hadis dalında araştırma yapan önemli kişilerdir.

İbni Haldun'un namaz, oruç gibi konularda bu kişilerin rivayet ettikleri hadislere itibar edip, Mehdi ile ilgili anlattıkları hadislere itibar etmemesi ve uydurma ile nitelendirmesi, görüşlerinde ne kadar sadakatsiz olduğunu açıkça göstermektedir.

3- Şii âlimlerinin görüşleri de şöyledir: Onların inancına göre Mehdi, ehl-i beytin 12. İmamı olan Muhammet Bin Hasanil Askeri'dir. Şii'ler şöyle derler: "Bu kişi hicretin 260. Yılında beş yaşındayken babası Hasan Askeri vefat etmiş, oda Medine'de kayıp olmuş ve o günden, bugüne kadar ondan hiçbir haber alınmamıştır. Ahir zamanda bu zât çıkacak ve bütün dünyayı feth edecek". (Kaynak Savaik Sy. 127)

İbnil Verdi, tarih kitabında şöyle diyor: "Muhammet Bin Hasanil Askeri hicretin 255. senesinde dünyaya gelmiş. Babasının Samira kentindeki evinde annesinin gözleri önünde kayıp olmuş ve artık bir daha görünmemiş. Ahir zamanda gizlendiği yerden çıkacak ve dünyayı feth edecek. Onun için Şiiler o günden bu güne hep onu beklemişler".

İbni Halkan'da tarih kitabında aynı konuya değinmekterir.

Şeyhü'l-İslâm İbni Hacer "Savaik" adlı eserinde şöyle diyor: "Muhammed Bin Askeri'nin Mehdi olduğunu iddia eden Şiiler, Hasan Askeri'nin onun dışında çocuğu yoktur. Hasan Askeri Samira şehrinde vefat ederken, oğlu beş yaşındaydı. Fakat Allah ona çok büyük hikmetler vermişti ve onu küçük olmasına rağmen imam yapmıştı. Tıpkı Hz İsa'yı küçük yaşta peygamber yaptığı gibi. Muhammed babası, Hasan Askeri'nin ölümünden sonra, babasının düşmanlarının korkusundan Medine'de kendini gizledi. Ahir zamanda, Samira şehrinin kanalından çıkacak ve dünyayı adaletle dolduracak". (Kaynak Savaik Sy. 102.)

Allame Muhammet Bin Batuta şöyle diyor: "Ben İran'ın Hulle şehrine gittim, orda bir camiyi gördüm, o caminin kapısının üstünde ipek bir perde vardı. Her gün birçok kişi silahlanarak o caminin kapısının önünde akşama kadar: Ey Mehdi artık zulüm fitne çoğalmış, çıkma zamanın gelmiş çık diyerek beklerler. Akşam olunca evlerine dönerler. Daima orda hazır bir at, bir silah ve çelik yelek bulundururlar".
(Kaynak Nürül Ebsar.)

Yüz yıllardan beri İran'da daima 70.000 kişilik bir ordu silahlarıyla hazır bir vaziyette Mehdi'yi beklemektedirler. Şu anda da bu ordunun İran'ın Isfahan şehrinde mevcut olduğu söylenmektedir. Fakat "Sırrıl Mahşer" adlı eserde de bu ordunun Mehdi çıkmadan birkaç ay evvel çıkacak olan Süfyan'a tâbi olacağı geçmektedir. Çünkü Mehdi'yle yıllarca savaşacak olan Süfyan'ın İran'ın İsfahan kentinden çıkacağı ve 70.000 kişinin ona İsfahan da tâbi olacağı İmam Müslim'in rivayet ettiği hadiste mevcuttur. (Kaynak Taç cilt 5 shf 348.)

Bazı Şiilerde: "Mehdi'nin Hz. Ali'nin Hanifei Rumiye adlı hanımından olma oğlu Muhammed Bin Hanife olduğunu ve şu anda Radva dağında sağ olduğunu" iddia etmekteler.

Bu iddiaya inanan gruba göre, Hasan Askeri'nin çocukları yokmuş. Çünkü Hasan Askeri'nin vefatından sonra kardeşleri mirasını istemişler. Şâyet Hasan Askeri'nin çocukları olsaydı, kardeşleri mirası isteyemezlerdi. (Kaynak İşaa. )

Burada şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. Hulâsa Şiiler kendi aralarında üç gruba ayrılmışlardır. Birinci grup: Mehdi'nin Muhammed Bin Hasan Askeri olduğunu ve Samira da gizlendiğine inananlar. İkinci grupda: Mehdi'nin Muhammed Bin Hasan Askeri olduğunu ama Samira şehrinde değil Medine'de gizlendiğine inananlar. Üçüncü grup ise, Mehdi'nin Muhammed Bin Hanife oluğunu ve İran'ın Radva dağında gizlendiğine inananlar.

Bu iddiada bulunan Şii alimleri İslâm âlimlerinin ancak % 1'ini teşkil ederler. Bu görüşleri diğer İslâm âlimleri tarafından kabul görmemekte ve gerçek dışı, safsata olarak değerlendirilmektedir. Şii olmayan diğer İslâm âlimlerine göre: Muhammed Bin Hasan Askeri ve Muhammed Bin Hanife, İkiside vefat etmiştir.

4- Dört Mezhep âlimlerinin görüşüde şöyledir: Mehdi ile ilgili hadislerin çoğu sahihtir. Ravileri itibar edilen kişilerdir. Bu görüşü savunan âlimler, İslâm âlimlerinin % 79'unu meydana getirirler. Bu kişiler İslâm dininin en büyük âlimleridirler. İslâm âlimlerin arasında tabiilrin reislerinden, Sait Bin Cübeyr ve dört mezhep imamları "İmam Hanefi, İmam Maliki, İmam Şafii, İmam Hanbeli" ve iki akide imamları "Ebu Hasan Eşari, Ebu Mensur Maturidî" ve İslâm güneşi lâkabıyla anılan, İmam-ı Gazzâlî ve allamelerden Molla Fenari, Sadi Teftezani ve Allame Davudi Antaki, İmamı Şarani, Muhittini Arabi, Şeyhul İslam İbni Hacer Elheytemi, Müçtehit İmam Suyuti, Allame Sabban, Muhammet Berzenci, Allame Resul Essibki, Hasan İraki, İmam Kastalani, Abdulkadir Geylani, Kadı Beydavi, Muhammet Ramli, Şihabı Remli, Allame Alatini Attar, Mevlana Halidi Bnağdadi İmam Rabbani, i Aliyul Havas, İmam Nevevi, Yahya Muzuri, Saidi Nursi, Molla Cami, Allame Abdul Gafuri Lari, İbrahim Hakkı Erzurumî, Mukatil, Celali Mahali, Celalı Suyuti, Kadı Ebu Bekiri Bakilani, Kaduı Iyaz, Muhammet Savi, Fethullah Verkanisi Muhittin Haveyli, ve Allattin Ohini gibi âlimler vardır. Bu âlimlerin hepsi ve talebeleri Mehdi konusunda aynı görüşü beyan etmişlerdir. Yüz yıllardır halkın arasına bu âlimlerin beyan ettikleri görüşler yayılmıştır. Ve bu halkın büyük bir bölümü arasında kabul edilen görüştür. Bu âlimlerin görüşü, daha yaygın ve sahih, itibar edilir olduğu için bizde ahir zaman konusunu onların beyanatlarını esas alarak işleyeceğiz. Onların itibar ettikleri sahih hadislere baktığımızda şunu görüyoruz. Mehdi Ehl-i Beytten ve Hz, Hüseyin'in soyundan dünyayı adaletle dolduracak bir kişidir. Mehdi Peygamberimize benzermiş. Onun ismi Muhammed, babasının ismi Abdullah, annesinin ismi Amine'dir. Medine'nin Kera adındaki köyünde dünyaya gelecek. Mekke'de Mehdi olduğu açığa çıkacaktır.

"Mehdi çıkacağı zaman 40 yaşında olacaktır ve 40 yıl yer yüzünde kalıp vefat edecektir"

İşte gördüğümüz gibi İslâm âlimleri Mehdi hakkında dört gruba ayrılmıştır. Bunlardan yüzdelik olarak yüzde yetmiş dokuzun görüşü olan dördüncü grubun görüşü en sahih ve en doğru olanıdır. Çünkü İslâmiyete göre hüküm çoğunluğundur. Bir de diğer görüşlere baktığımızda o görüşlerin yanlışlıklarını anlamaktayız. Örneğin birinci görüşün sahipleri Mehdi'nin Ömer bin Abdul Aziz olduğnu söylemekteler. Hâlbuki Mehdi'lik tam tamına ona uymaz. Çünkü Mehdi'nin İslâmiyeti bütün Dünya'ya hâkim kılacağı ve çok büyük mânevî güçleri zahiren olacağı bütün kaynaklarda belirtilmektedir. Bütün herkes de bilir ki Ömer Bin Abdulaziz Dünya'ya İslâmiyeti hâkim kılmamıştır ve çok büyük mânevî güçler göstermemiştir. Sadece İslâm Devletinin başkanlığını adil bir şekilde yapmıştır. Ve çok büyük fetihler gerçekleştirmemiştir. Hâlbuki Mehdi adaleti yaydığı gibi fetihler gerçekleştirmektedir.

İkinci görüşün sahibi olan ibni Haldun ve onun gibi düşünenlerin görüşlerini zaten baştan çürütmüştük. Kaldı Şiilerin görüşleri. Bu görüş ise hiç bir mesnedi olmadığı için ve Şiiler kendi aralarında da ihtilafa düştükleri için o da ortadan kalktı geriye sadece Ehl-i Sünnetin çoğunluğunun görüşü kaldı. Eğer Şiilerin dediği gibi Muhammed Bin Hanife veya Muhammed Bin Hasan el askeri Mehdi olsaydı illada hadislerde buna yer verilecekti. Ve Mehdi'nin Şiilerin gözlenmiş dediği gibi gizlenip aniden çıkacağını Hz. Muhammed söyleyecekti. Hâlbuki bütün hadislerde böyle bir olaya değinilmediği gibi temas bile edilmemiştir. Onun için o görüşü de red ediyoruz. Mademki Mehdi gelecektir.

Hadislerde mehdi kavramını görüyoruz ondan önce neler olacaktır onları da yine hadisler ışığı altında işledikten sonra Mehdi'nin zuhurunu işleyeceğiz.

F.Osman YİĞİT

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Sosyallik İslam’ın Gereğidir / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

  İnsan, yaratılışı icabı içtimâî/sosyal bir varlıktır ve tek başına karşılaması mümkün olmayacak kadar çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla insanlar, to...

Doğu Türkistan Kan Ağlıyor / Abdulahad Abdurrahman

  Doğu Türkistan Maarif Ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Abdulahad Abdurrahman Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?   İsmim Abdulahad Abdurrah...

İtikatta Azimet ve Ruhsat / Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

“Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hâriç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük...