İhlaslı Olmak

İhlaslı Olmak

Abdulkadir Yılmaz

Tarih: 2007-06-28

İhlâsın dinî anlamı, gizli ve açık bütün nevileriyle şirkten uzak ve tevhid üzere Yüce Allah'a kulluk edilmesi, ibadette sadece Allah rızasının kastedilmesi demektir. İmtihan ve kulluk için gelinmiş olan şu alemde, bir Müslümanın kendi olarak var olabilmesi için olmazsa olmaz faziletlerden birisi ihlâstır.

Hatırlanacağı üzere, Hz. Âdem (as)'in yaratılışı ve kendisine meleklerin secde etmesi münasebetiyle, mel'un İblis'in anlatıldığı kıssada, Meleklerden farklı olarak İblis, Yüce Allah'ın, Adem (as)'e secde emrine kibirinden dolayı uymayarak fıska düşmüş, neticede dergah-ı ilahîden ebediyyen kovulmuş ve kendisine kıyamete kadar da mühlet verilmişti. İlgili âyetlerde İblis, insanoğlunun Yüce Yaratıcı'sına karşı isyan etmesi için her türlü yola başvuracağını, pek çoğunu azdıracağını yemin ederek dile getirmiştir. Bütün kin ve nefretini kusmasına ve kendisinden pek emin görünmesine rağmen, Allah'ın bazı kullarını saptıramayacağını da itiraf etmiştir. İşte Şeytanın iğvâlarının kendilerine ilişemediği, tesir icra edemediği ve İblis'i çaresiz eli boş bırakan bu insanlar, Allah'ın ihlâsa erdirdiği, ihlâs sahibi müminlerden başkası değildir.

Meseleyi en genel manada resmeden İblis'in iğvasından ve hilelerinden korunmuş kimseleri anlatan âyette geçen "Allah'ın muhlas kulları" ifadesinin tefsiri de konumuz açısından önemlidir. "İblis, Yâ Rabbi dedi, beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve ancak senin ihlâsa erdirdiğin kulların müstesnâ, onların hepsini azdıracağım…!" (Hicr, 15/40-42) Bu kıssanın anlatıldığı bir diğer ayette muhlas kulların bazı sıfatları zikredilmek suretiyle şöylece tefsir edilmektedir: "Aslında, iman edip Rab'lerine güvenen ve dayananlar üzerinde onun (şeytanın) bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu, ancak onu dost edinenler ve onu Allah'a ortak koşanlar üzerindedir" (Nahl, 16/99-100). Anlaşıldığı gibi muhlas kullar, iman edip Allah'a dayanan ve Onu vekîl olarak tanıyanlardır.

Kur'an-ı Kerim'de :"(Resûlüm!) Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a has kılarak kulluk et. Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez" (Zümer, 39/2- 3). Bu âyetteki ed-din, genel itibarıyla Allah'a, ibadet ve itaatte şirk koşmamak olarak tefsir edilirken "ed-dinü'l-hâlis" ise, şirkten arınmış, şirk bulaşmamış din ve diyanet şeklinde açıklanmıştır.

İlk âyette ihlâs ile ibadet emredildikten ve İslâm veya Allah'a karşı kulluk diyebileceğimiz dinin mahiyeti belirtildikten sonra, devam eden âyetlerde mesele zıtlarıyla karşılaştırılarak daha da anlaşılır hale getirilmektedir. Yani ihlâsa zıt bir ibadetin ve dinin mahiyeti gözler önüne serilmektedir. Bu ise putlara Allah'a yaklaştırsınlar diye tapınmak olan şirktir.

İhlâs suresinin muhtevasına, isimlendirilişine ve faziletine ait rivâyetlere bakıldığında da, ihlâs teriminin, tevhid anlamını içerdiği açıktır. Zaten bazı alimler, ihlâsı tevhid ile eşdeğer görmüşlerdir.

Kuşeyrî, ihlâsı genel olarak yapılan ibadetin son derece huşû içinde gerçekleşmesi olarak açıkladıktan sonra, nefis, kalp ve ruh olmak üzere ihlâsın üç mertebesi olduğunu belirtir. Nefisle gerçekleşen ihlâs, ibadetin eksiksiz kusursuz eda edilmesidir. Kalp ile ihlâs, kişilerin onun ibadetini görmesini görmemek, riyadan uzaklaşmaktır. Ruh ile ihlâs ise, manevî beklentilerden arınmaktır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in Dilinden İhlâs, Allah dostu Cüneyd-i Bağdadî (Kaddesellâhü Sirrahül Azîz)'nin sufî tarifinde ifade edildiği üzere Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in bir remzidir. Büyük Veli, sufî'yi şöyle tarif eder: "Sufî, İbrahim (a.s.)'ın kalbi gibi dünyevî kaygılardan selamet bulduğu halde Allah'ın emirlerine itaat eden bir kalbe sahip olan kişidir. Yine sufî, teslimiyeti İsmail (a.s.)'ın teslimiyeti, hüznü Davud (a.s.)'ın hüznü, fakrı İsa (a.s.)'ın fakrı, münacattaki şevki, Musa (a.s.) şevki gibi olan kimsedir. Ve ihlâsı da Muhammed (s.a.s.)'in ihlâsı gibi olan kişidir.

Pek çok hadis-i şerifte, ihlâsın niteliği ve önemine vurgu yapılmıştır. Bir defasında Allah Resûlü, "Benim şefaatim ihlâs ile 'lâ ilahe illallah' diyenleredir. Çünkü muhlis olanın kalbi dilini, dili kalbini doğrular." (Müsned, 2/307) buyurmuştur. Yine "Kim kalbini, imanın dışındaki şeylerden arındırır, sadece imana tahsis ederse kurtulur" buyurarak inancın niteliği açısından ihlâsın önemini beyan etmişlerdir.

İhlâs, iman kadar amel için de önemli bir yapı taşıdır. İhlâs amelin özü mesabesindedir. Bu sebeple bir hadis-i şerifte bu durum şöylece ifade edilir: "Ey insanlar biliniz ki (mü'min) kalpler şu üç şeyde hainlik yapmaz (onları tam olarak yerine getirir). Ameli sırf Allah rızası için yapmak, idarecilerin hayrını istemek, Müslümanların cemaatine bağlı kalmak. Zira Müslümanların duası onları arkalarından kuşatır." (Darimî, Mukaddime 24.)

İbadetin özünde ,duanın önemli bir yeri olduğu gibi, ibadet ve duanın kabülünde de ihlâsın önemli bir yeri vardır. Bir keresinde, "Bir müslümanın cenaze namazını kıldığınızda onun için ihlâsla dua edin." (Ebû Davud, Cenaiz 60) diye tavsiyede bulunan Resûlullah bir başka hadisinde ise "Her zaman amellerinizde ihlâsı gözetin; zira Allah sadece amelin halis olanını kabul eder." (Münâvî, 1/217) diyerek amellerin ihlâs merkezli olmasına dikkatleri çeker. Yine "Dini hayatında ihlâslı ol, az da olsa ihlâslı amel sana yeter." (Münâvî, 1/216) buyurur. Peygamber Efendimiz bir kısım hadislerinde de ihlâs kelimesini zikretmeksizin içeriğine vurgu yapmıştır: "Şüphesiz Allah sizin suret ve dış görünüşlerinize değil; kalplerinize bakar." (Müslim, Birr 33; İbn Mâce, Zühd 9) İhlâs bir kalp amelidir ve Allah da kalplerin değişim ve temayüllerine göre insana değer verir.

Bir defasında Resûlullah, arkadaşlarının yanına geldiğinde, onlara "Sizin hakkınızda beni, Deccal'in şerrinden daha çok endişelendiren bir kaygımı haber vereyim mi" buyurmuştu. Onlar da, "Buyur Ey Allah'ın Rasulü" diye mukabele etmiş, bunun üzerine Hz. Peygamber, "Bu gizli şirktir ki kişinin namaz kılmaya kalktığında kendisini görenler için namazını güzelleştirmesi allayıp pullamasıdır." (İbn Mâce, Zühd 21) diye cevap vermiştir. Bu hadisin benzeri diğer iki rivâyette ise, şirk-i hafî yerine şirk-i sağîr ifadeleri yer almaktadır (Müsned, 2/30). Küçük şirk veya şirk-i hafî ise, müslüman bir ferdin, dinî bazı iş ve amelleri yaparken, Allah'ın dışında kişilerin rızasını hesaba katmasıdır ki İslâmî terminolojide, riya terimiyle ifade edilmektedir.

Hz. Peygamber'in riya ile ilgili hadislerinden birinde "Sizin hakkınızda kaygılandığım küçük şirkten sizi uyarırım" buyurulur. Küçük şirk nedir diye kendisine sorulduğunda ise "riyadır" diye cevap verir ve devamında "Yüce Allah, amellerinin karşılıklarını görecekleri günde kullarına şöyle buyuracaktır: "Dünyadayken yaranmaya çalıştığınız kimselerin yanına gidin, bakın onlardan bir karşılık görecek misiniz?" (Tirmizî, Nüzûr 3; İbn Mâce Fiten 19) Yine bir hadiste "Hardal tanesi kadar riya bulaşmış hiç bir amel kabul edilmeyecektir." (Müslim, İman 148,149; Ebû Davud, Libas 26) buyurulmaktadır.

Abdullah el-Ensârî'ye göre ihlâs, amelin her türlü yabancı şeylerden arındırılması, dupduru edâ edilmesi olarak tanımlamakta ve üç derecesinin olduğu belirtilmektedir: Birinci derece, Kişinin amelini kendinden bilmekten, ona güvenmekten, yetinmekten ve karşılık beklemekten kurtulmasıdır. İkinci derece, kişinin bütün gayretiyle amel etmesine reğmen amelinden haya duyması, nefsiyle değil de Allah'ın fazlı ve keremiyle irtibatlandırmasıdır. Üçüncüsüne gelince Amelini ilme tâbi kılıp kendisini de hakkın hükmüne teslim etmesi, mâsivadan kurtulmasıdır.

Sonuç olarak denilebilir ki ihlâs, kişinin kalbî ve bedenî olmak üzere bütün ibadet ve amellerinde, nefsine pay çıkarmaması, hattâ ihlâsını dahi görmemesidir. Evet özetle ihlâs, doğru, samimi, katışıksız, dupduru olma ve kalbi bulandıracak şeylere karşı kapalı kalma ve yaşama halidir. Diğer bir deyişle gönül safveti , fikir istikameti ,Allah ile münasebetlerinde dünyevî ve uhrevi garazlardan uzak kalma ve tam bir sadakatle kullukta bulunma halidir.


Yazarın Diğer Makaleleri

En Kutlu Sefer “Hac”

Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim ...

Tövbe Hem En Büyük Dua Hem De Zikirdir…

Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan’ı henüz yolcu ettik ama eminim ki bu mübarek ayın müminler üzerindeki etkisi yani feyzi, rahmeti ve kalplerde oluşturduğu yumuşaklık ...

Allah (c.c.) Yakînimizi Artırsın

Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey falan! Yatağına yattığında şö...
Tüm Yazıları