Said-i Nursi Hz. Hakkında Mülakat.. Ali Faik Yurtöven Hoca Efendi.

Ali Faik Yurtöven Efendi

Tarih: 2007-06-06

Bedüizzaman Hz ile Faik Yurtöven Efendi'nin İlk Görüşmesi

Feyz: Efendim Sait Nursi Hz.'den bahseder misiniz?

Faik Efendi: Üstad Hz. kendisi İslam'a hizmet etmiş büyük bir alim ve velidir. Onun yazdığı eserler kendi zamanı içersinde dini yazlaşmayı büyük ölçüde önlemiştir. Kendisi birliği ve beraberliği temin için çalışmış vatanımız bir dinimiz bir diyerek herkese çağrıda bulunmuştur.

Feyz: Efendim Bediüzzaman Hz. ile görüşmüşsünüz bize bundan bahseder misiniz?

Faik Efendi: Efendim Bediüzzaman Hz. ile iki görüşmem oldu. Birincisi Afyon Emirdağ'ında ziyaretine gitmiştim. Benim mürşidim vefat etmişti o zaman, bende "Ya rabbî bu zamanın Kutbu kimse bana göster" diye dua ettim. Rüyamda bana Bediüzzaman Hz. zamanın Kutbu olarak gösterildi. Bende o zatı ziyarete gittim. Öğleden sonra idi. Üstat yemeğini yemiş öğle namazını kılmış ve yatmış. İkindiye yakın kalkar namazı kılar, o saatten sonra da kendi evradıyla meşgul olduğunu, başka kimseyle görüşmediğini öğrendim. Bende orda birine dedim ki; madem Üstat yeni yatmış henüz uyumamıştır, Ankara'dan bir ağabeyimiz geldi, sizinle mana aleminde görüşmüş şimdi de sizin ziyaretinize geldi, deyin dedim. Gelsin derse gelirim, gitsin derse giderim, beklesin derse beklerim dedim. Ne emrederse onu yapmak lazım İslam'da edep şart. Bu yolda edebi olmayan ilerleyemez. Arkadaş Üstada durumumu anlatınca, benim için Üstat çağır o genci gelsin demiş. İçeri girdim elini öptüm kucaklaştık, otur dedi.

Kendisi çok yumuşak konuşurdu, bana dedi ki; "Kardeşim almış olduğum zehirlerin tesiriyle sizinle ancak çeyrek saat kadar konuşabileceğim" dedi, nasıl emrederseniz efendim dedim. Ondan sonra Risale-i Nur'un yazılmasından başladı. Efendim Allah razı olsun çok güzel, istifadeli eserleriniz var, ama 133 parça risaleden bahsediliyor. Hali hazırda çıkan 1'den 9'a kadar çıkan sözler var; Ufak Sözler, Gençlik Rehberi, Asayı Musa, Hanımlar Rehberi, İhtiyarlık Risalesi, Hastalık Risalesi başka da bir şey yok dedim. Müsaade buyurunda bu eserler yeni Türkçe'ye tercüme edilsin, gençlik bu eserlerden istifade etsin, imanı kurtulsun dedim. Şöyle bir düşündü ve bana baktı, "Adın ne senin" dedi, Ali Faik dedim. "Seni birinci talebem olarak kabul ediyorum, birinci sınıf talebemsin, sana ismen dua edeceğim" dedi.

Ben o anda "Yahu ben ne Kur'an okumasını bilirim nede yazmasını, nasıl olurda en birinci talebe olurum" diye aklımdan geçirdim hemen cevabını verdi, dedi ki; "Her ne kadar Kur'an okumasını yazmasını bilmesen de sen benim en birinci talebemsin işte o kadar" dedi. Teşekkür ederim efendim Allah razı olsun teveccühünüz dedim. Dışarı çıkınca saate baktım tam 45 dakika konuşmuşuz içerde.

İkinci ziyaretimde de Gençlik Rehberi'nin Eskişehir'de mahkemesi sırasında oldu. Mustafa Sungur vardı, Zübeyr Ceylan gibi şu anda hatırlayamadığım arkadaşlar vardı. Bazılarıda vefat etti Allah rahmet eylesin. Üstadın yanına gittim içeri girdim, kapıda biri daha vardı beraber girdik içeri. Meğer o adam Üstadın hapishane arkadaşıymış, beraber yatmışlar hapiste.

Avukat Hakkı Tuğrul, Hüsamettin Akbilgin'in kayınpederi oluyor. Üstadında avukatıydı. İçeri girince bu benim hapishane arkadaşım diye takdim etti. Beraberce sohbet ettik. Ben müsait bir zaman kollayıp, "Efendim Abdulkadir Geylani Hz.lerini ziyarete gideceğim bir emriniz var mı diye geldim" dedim. "Seni Allah gönderdi buraya, ben feyzimi Abdulkadir Geylani Hz.'den alırım şeyhim odur benim, başka yerden değil doğrudan feyzimi ondan alırım ben. Ahir ömrümün O'nun yanında geçmesini istiyorum, fakat benim Urfa'da 6 şeker sandığı dolusu kitaplarım ve Halid-i Bağdadî Hz.lerinden bana intikal eden bir cübbem var, onların benden önce Bağdat'a geçmesini isterim sen Bağdat'ta bir görüşme yap bakalım, onları oraya nasıl aldırırız öğren" dedi. Ben de baş üstüne efendim dedim.

Bağdat'ta (Uhuviyyet-i) İslamiyye'nin Reisi olan bir Efendi Hz. vardı. O tahsilini İstanbul Fatih medresesinde gördüş. Elmalılı Ahmet Hamdi 2. sınıftayken Reis o zaman 1. sınıftaydı. Onunla görüştüm Üstadın bu isteğini söyledim, "Biz eşyaları huduttan karşılar, teslim alırız ama O'nun Türkiye'den ayrılması doğru olmaz, O'nun vazifesi Türkiye'de dedi. Bediüzzaman'nın Türkiye'den ayrılması; bir ordunun kumandanını kaybetmesi gibidir" dedi. "Efendim zaten O da hemen gelecek değil ahir ömründe burada bulunmak istiyor, bu eşyaların kendisinden önce buraya geçmesini istediği için böyle bir teklifte bulundu" dedim.
Üstat Bağdat'a geçmeyi tehir ederse, arkadaşlar bana mektupla bildirecekler, dedim.

Nitekim 5-10 gün sonra mektuplar geldi. Mektupta "Sayın Ali Faik Yurtöven Üstat Bağdat ziyaretini tehir etti, sende ziyaretin biter bitmez dönebilirsin" dediler. Bende mektubu alınca yanına gittim "Efendim mektup geldi Üstat gelmeyecekmiş bende dönüyorum Allah'a ısmarladık" dedim. O zamanın parasıyla bana 10 dinar verdi bizim parayla 110 lira ediyordu, utandım, efendim benim param var dedim. Sen benim misafirimsin hem de üstadın talebesisin ben burada ders veriyorum seni gezdiremem, sen şu parayı al dedi, ben istemedim, zorla cebime koyuverdi. Bende mahcup duruma düştüm, benim de yanımda güzel bir tespihim vardı, benim tespihte 100 liraydı o vakit, hemen hemen paranın tam karşılığıydı, efendim buyurun bende bu tespihi size hediye ediyorum dedim. Beni mahcup etmemek için nezaketten memnuniyetle, teşekkür ederim dedi tespihi aldı cebine koydu.

Bedüizzaman Hz'in İlk Şeyhi

Feyz: Efendim Bediüzzaman Hz. meşhur Şam hutbesi var. Üstadı orada tanıyorlar mı?

Faik Efendi: Bağdat'ta tanıştığımız emekli veteriner albay Hüseyin Fevzi Paşa, kendisinin müntesip olduğu şeyhinin Şam'da Seyyid Muhammed Yusuf Efendi olduğunu ve Salliye mahallesinde oturduğunu söylemişti. Bana "Şeyhim 90 yaşında ve Ehl-i Beyt'tendir, zamanın büyüklerindendir, O'nu ziyaret edersen iyi olur" dedi. Bende olur dedim, adresini aldım Şam'a geldim, Muhiddin Arabi Hz.lerini ziyaret ettim, ikindiden sonra idi, O zatın evi de oraya yakınmış, evi buldum, kapıyı çaldım içerden kadın sesi geldi, ben ziyaret için Türkiye'den geliyorum, "Arabi la", yani Arapça bilmiyorum dedim.

Bunun üzerine kadın içerden "Mağrif teşrif" dedi yani "akşam namazından sonra gel" demek istedi, bu kadarını anladım. Akşam namazı vakti gelince namazı kıldım, sonra tekrar gittim. Orda şeyh efendiyle görüştük. Birde iki tane talebe var orda, arapça ders veriyorlar, şeyh efendiyi ziyaret etmişler orda, Şeyh efendi Türkçe bilmediği için; Onların vasıtasıyla görüştüm. Şeyh efendi benim bir İnsan-ı Kamil aradığımı anladı, o arkadaşlara da "Bu genç kendisine intisab edecek bir İnsan-ı Kamil, yani bir mürşit arıyor dedi. "Adın ne senin" dedi Ali Faik dedim, "Annenin adı ne" dedi, Fahriye dedim, şöyle biraz düşündü murakabe yaptıktan sonra "Senin bizde nasibin var, istersen şimdi seni 25 gün halvete sokayım, sana hilafet icazet vereceğim, benim Malatya'da bir halifem var O'da tasdik eder halifeliğini" dedi. "Eğer bu sene müsait değilsen o zaman seneye gel, ama bir yere gitme doğru buraya gel" dedi. Ben düşündüm, ben Kadiriyim, benim şeyhim Abdulkadir Geylani Hz.'ni bırakıp ta buraya intisap edersem edepsizlik olur. Hazretten manevi bir emir olmadıkça bu iş olmaz diye düşündüm ve intisap etmedim.

Bana "Şimdi Bediüzzaman ne yapıyor" dedi. "Efendim şimdi Bediüzzaman serbest bırakıldı, eserlerinin, telifi ve dağıtımı ile ilgileniyor" dedim. "Ben Bediüzzaman'ın ilk şeyhiyim" dedi. " Bizim yanımıza 14-15 yaşlarında gelmişti, O'na İlm-i Ledûn bu kapıda nasip oldu" dedi. Üstat Şama gittiğinde Seyyid Muhammed Yusuf Efendi ile tanışmış ve Ehli Beyt'ten olan bu zata intisap etmiş. Fakat daha sonra ben Üstadı görüp de bunu söyleyemedim, bir ortak tanıdığıma "Üstada bunu anlatırsın diye tembihledim" o da olur abi söylerim dedi.

Bedüizzaman Hz.'nin, Abdulkadir Geylani Hz. İle Manevi Birlikteliği

Feyz: Efendim Üstat Hz.'nin malumunuz üzere Abdulkadir Geylani Hz. ne büyük bir sevgisi var. Üsat ilim sahibi bir kişi fakat onu yetiştirende ona müsbet tesirler bırakan feyzinden istifade ettiği kişiler var. Bu Ledün ilmine nasıl vakıf olmuş?

Faik Efendi: Ledün ilmi yedinci makamda verilir. İnsan-ı Kamil'e nefs-i mutma'in de verilmez. Nefs-i Raziye, Nefs-i Marziye, Nefs-i Safiye 'de verilir. Ledün Hızır (a.s)'ın ilmidir ve o makamda verilir. Herkese verilmez öyle. Yani Bediüzzaman Hz. o makam verilmiştir. Üstat "Benim üstadım Abdulkadir Geylani Hz. dir, ben feyzimi oradan alırım." Diye buyurmaktadır. Hatta O'nun Risale-i Gavsiye'si vardır, orda diyor ki Abdulkadir Geylani Hz. O'na hitaben; "Korkma her şeyi söyle, sana himmet edecek biziz, sen devam et, çekinme her şeyi söyle" diyor. Hazret ne emretmişse Üstat onu aynen söylüyor.

Mesela Üstat bir yere bakıp düşünüyor; "İhtiyarlık Risalesi 8 reşadır, yazın bir…" diyor. Levh-i Mahfuz'a bakıyor, görüyor. Bir şeyler oluyor, manevi vazife verilmiş O'na gençlerin imanı için. Bakıyor ve aynen yazdırıyor. Sonra mübarek bir risaleyi edebi bakımdan kontrol etmek için almış, acaba bazı kelimeleri değiştirsem mi, diye gönlüne bir şey gelmiş ve o anda "Bizim sana verdiğimizi sen beğenmiyor musun?" diye bir ses duymuş. Risale-i Nur bu şekilde yazılmıştır, Üstadın kendi kafasından değil yani. Hazreti Pir tarafından manevî bir şekilde gençlerin imanının kurtulması için yazdırılmıştır.

Feyz: Efendim son olarak bir mesajınız varmı?

Faik Efendi: Elhamdülillah hepiniz bu Feyz mecmuasının hizmetindesiniz daha ne istiyorsunuz. bende mecmuanın hizmetindeyim yaşım 85 olmasına rağmen, sizler gibi genç bir delikanlı gibi bu mecmuaya hizmet ediyorum. Bakın sizin ayağınıza kadar geldim, sohbet ediyorum. Bu, Feyz'in nurunun himmetini size göstermek demektir. Ben bu himmeti size fiilen göstermiş oluyorum. Sizde zaten bu nurun bu hizmetin içindesiniz, bu hizmete devam edin.

Bundan daha iyi nurlanmak olmaz. Bu en büyük nurlanmak, Allah için hizmet, daha ne istiyorsunuz yani. Şimdi efendim Resullullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyuruyor; "Bir insan yeryüzünde Emr-i bil ma'ruf nehyi anil münker'i (iyiliği emredip kötülükten sakındırmak) yaparsa kimse Allah'ın ve Resulü'nün halifesidir" buyuruyor.Tefsir-i Kebir sayfa 405 de bu hadis-i şerif aynen mevcut.

İşte size müjde siz bu işi yapıyorsunuz. Yani burada alim olmak şart değil, bakın Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) alim demiyor, hoca demiyor, herhangi bir kimse diyor, emr-i bil ma'ruf nehyi anil münker'i yapanları söylüyor sizde ehli tebliğsiniz.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Ne Büyük Hazine Ehl-i Beyt'in Sevgisi

Ehl-i Beyt, Peygamberimiz’in aile fertlerine denir. Mübarek hanımları, kızı Hazreti Fatıma ile Hazreti Ali ve bunların evlatları olan Hazreti Hasan ve Hazreti Hüsey...

Kılamadığımız Namazlarımız!

  Gençlik zamanında gafletle geçen dönemler var. Bu dönemde ibadetler de gevşeklik ve tembelliklerden dolayı kılınamayan namazlar olabilir. Peki, şimdi namazlar...

Hayatımızda Gece İbadeti

Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır. Büyüklerimiz gece ibadetine çok önem vermişlerdir. Gece kalkmanın birçok hikmetleri vardır. Efendimiz (sav) “Ge...
Tüm Yazıları