Murat Zırıh ile Mülakat; Kendi Mezarını Yapan Adam

Tarih: 2007-05-01

FEYZ: Burası bir mezar taşı imalathanesi değil ama işletmenizin hemen önünde tam tekmil bir mezar ve başında da bir mezar taşı mevcut. Şu bir gerçek ki, kabirler ölüler içindir. Mezar taşında ise sizin isminiz var, yani bir canlıya ait. Yani size... Nedir bu kabrin ve kabir taşının hikayesi?

MURAT ZIRIH: Burada evliya falan var diye sabahları okuyanlar var burada. Sağken de rahmet alınabiliyor. Bir de benim çok üzüldüğüm bir şey var abi, mezarlığa gidiyoruz, ölüyü defnediyoruz. Hemen çıkar çıkmaz, adam daha telkin verilmemiş; "tamam bir yerdeyim, geliyorum, senet, para vs." olmaz, olmamalı.

Özel bir şey daha var. O taşın kıblesi tam kahveye bakıyor. Çok kişinin ruhaniyeti oradan bozuldu. Tabi, çook… kahveye de döndürmüşüm onu. Kahvede bakan ölümü hatırlıyor. Eskiden bu kahvede çok yaşlı insanlar otururdu. Onlara takılırdım; ""Ölmeniz de yakın. Rezilliği var bu işin. Elinde iskambil ölmek ne kötü bir şey, bunun hesabını veremezsin" diyordum. Yaşlılara takılıyorum burada. Yaşlı da kalmadı o kahvede.

Ölüm çok güzel bir şey. Ölümden korkmamak lazım. Şimdi korkmuyorum. Eskiden barlara, cazlara gittiğimde, kapıdan girdiğim zaman bir an önce hangi kapıdan çıkacağım diye ikinci bir kapı arar, bir an önce çıkmayı hesap ederdim. Ben burada ölürsem, hoş bir ortam değil derdim. Dışardan bakınca Murat eğleni-yor gibi görünüyordu, beynim başka düşünüyordu... Çok kötü günler de geçirdim. Bu bir başkaldırıştı. Bu bir tanesiydi anlattığım. Hani aradığınız eski Murat burada yatıyor dedim ya.

Bunun şimdi çok hikâyesi var. Yaptığın şey doğru ve gerçek bir şey olursa, ona hangi açıdan bakarsan bak cevabını alırsın. Bu kabre gelip, bir deli bir kuyuya taş atar da kırk akıllı çıkaramaz misali, o taşı herkes çözmeye çalışır. Bu taş gelip görmek isteyen için bir aynadır. Görmek isteyen göreceğini görür çekip gider. Adam buradan işine giderken sorusunu sorar ve cevabını o taştan alır, gider. Giderken bilemiyorum belki insan birisine kötülük yapmak üzeredir; tam böyle giderken bir bakar ki, hemen vazgeçer; aynadır, soru cevabını hemen orada alır. Bu taşa çok yorum yapıldı. Tabi ben niye koyduğumu biliyorum. Ama şunu fark ettim, hani insan bir imalat, bir uygulama yapar da, bakamadığı bir açısı vardır. O açıdan da baktığı zaman "Aa, bu etik olmamış ya da şöyle olmuş" diye bir yorum yapabilir. Kültürel açıdan, ahlaki açıdan bakalım, İslami açıdan, sosyolojik açıdan...

Gerçek ve doğru bir şey olduğu zaman, hangi açıdan bakarsak bakalım, bu taşın üstünden de baksak doğruyu görüyoruz. Benim yaptığım kabir sadece bir sembol. Bu benim ölüme hazırlığım. Nedir o hazırlık? Yarın bir gün öleceğiz Allah hayırlı ölüm versin inşallah. Bütün hesapları hep ona göre yapıyorum. Ben o taşı silerim, sularım, çiçek ekerim. Mezarıma bir tane de küçük bir klips koydum. Demirciyiz. Onu biraz ezdiğin zaman, hemen kulla-nabilirsin. İnşallah öldüğüm zaman, bir de depremde ölmek var, yanmak var, kaybolmak var… Eğer deforme olmadan dünya gözüyle benim eşim dostum beni defnedebilecekse, yerim de var. Taşı da gelip koyacaklar… Gerçek bu abicim.

FEYZ: Bu sizin için duygusal bir şey yani. Tepkiniz neye? Modernizme mi, hayattaki kaosa mı, belirsizliklere mi, neye başkaldırıyor sunuz?

MURAT ZIRIH: Şöyle bir şey var. Birincisi eski yaşantıma tepki. Çok eski arkadaş ortamlarım, eski ilişkilerim beni bir yerlere sürükledi. Ticari olarak olsun, normal arkadaşlıklarımız olsun ve geçmişteki arkadaşlıklarımız olsun… Şimdi o kadar enteresan bir şey var ki, eskiden "kopmak" adına bunu yapıyordum. Bu bir noktaydı. Vatandaş eski Murat'ı aradığı zaman, "Ahh diyordum kardeş o öldü. Şurda!.."

FEYZ: Kopmak ne demek?

MURAT ZIRIH: Kopmak, ayrılmak demek... Yer değiştirmek, hicret etmek. Ben hicret edecek durumda değilim. Çünkü buraya ben on senemi vermişim, o hicret kararımı aldığım zaman… Hicret etmek lazım. Allah (Celle Celalühü), Peygamber Efendimize bile hicret etmeyi emretmiş…Burada bir tarih var. Tarihe bakarak hareket etmemiz lazım. Enteresan bir şey, ben buraya on yılımı vermişim. Yani bu neye benzer. Sizin bilginiz dahilinde konuşayım. Adam on sene hapiste yatmış, ona demişler ki "ya pardon!" gibi. Burada on yıl, kimseye hile yapmadan, dürüst şekilde, kimsenin bedduasını almadan, teşekkürlerle ben buraya kadar bu iş yerimi getirdim. Ama arkadaş ortamım da burada koloni halinde olduğu için, buradan hicret etme olasılığım sıfır. Önemli olan olduğun yerde değişebilmek. Kabuğumu, olduğum yerde değişebilmek, bu da bunun bir resmiydi…

FEYZ: Eski ortamınızdan, arkadaş çev-renizden biraz bahseder misiniz?

MURAT ZIRIH: Boşluğa da şöyle düştüm. 1999 senesi Ekim'de bizim bir cenaze olayımız oldu. Kardeşimi kaybettim. Kardeşimi kaybetmiştim. Sıkıntılı özel durumlar yaşadım. Bir boşluğa düştüm… O boşluk da, Allah affetsin, hakikaten, şu an ki adı "isyan." O zaman derbederlik mi dersiniz, başıboşluk mu dersiniz bilmiyorum ama mutluluğu ararken, mutlu olmak adına her şeyi yaptım. İçimdeki açlığı, içimdeki boşluğu doldurduğumu zannederek… Mesela adrenalini olan her şeyi yaptım. Hiçbir şeyin normalini yapmadım. Bir kumar bile oynarken bunun normaline gitmezdim. Çizgi kumarı deriz biz. Parayı saymak yok, kabarıklığına göre "buraya" deriz, paranın hepsine oynarsın. Her şeyin maksimumu, sonu olmayan heves Bakıyorsun ki sonucu yine sıfır. Bir gıdım heves bile yok, zevk alarak yok.. 3 sene falan böyle geçti. Artık baktım olmuyor. Çevrem itibariyle de bir takım insanların yaşayamayacağı, parayla da yaşayamayacağı şeyleri yaşadım. Her şey para değildir. Parayla da yaşanamayacak şeyleri yaşadım. Uçuruma gittim, gittim, başımı duvara vurdum, geri geldim duvarı buldum, aradığım şeyleri bulamadım.

FEYZ: Hemen karşınızda cami var…

MURAT ZIRIH: Caminin minaresi yıkılsa gözümü çıkartırdı. Ama nedense o camideki ezanı ben duymuyordum. Çok sağolsun, Hacı Rüştü Kaya diye asker arkadaşım var. Karşıdan gelirdi. Burada oturur sohbet ederdi. Namaz vakti eşlik ederdim, kapıya kadar gider, sonra geri dönerdim. "Hadi Murat girelim" derdi, "yok" derdim. Benim kontratım var ya!.. Ama çevremde kötü insanlar olduğu gibi, benim için değerli insanlar da vardı, mübarek insanlar da vardı.. Çünkü hep bir gizli yatırımım vardı. Mesela camiden işine giden gelen insanlar vardı. Koyun gibi adamsınız derdim onlara. Sizin koyundan ne farkınız var. İşinizden evinize, evinizden caminize, yemezsiniz içmezsiniz vs. nesiniz siz derdim. Ben öyle yorumluyordum. Ama o lafı söylerken bile kalbim böyle ince bir kan akar gibi patlardı. Dilimin söylediğini kalbim desteklemezdi. Kanardı kalbim, "keşke ben de onlar gibi olabilsem" derdim. Ama geçmişin verdiği bir mis-yon var ya bizi götürmezdi oraya. Sürekli kalbimden "cız" ederdim o lafı derdemez. Fotoğraf öyle olduğu için öyle davranıyordum.

FEYZ: Son noktayı koyduğunuz şey ne oldu?

MURAT ZIRIH: Şeytanın şerrinden, cinlerin şerrinden, insanların şerrinden, kadınların şerrinden, arkadaşların şerrinden kaçarak bir sote yere, sakin bir limana sığındık. Korunmuş bir alan… Bunların şerrinden, koşa koşa gittim, camiye kapattım kendimi, sığındım. Orada bir dönem var. Oradaki o namazımı hala arıyorum. Oradaki huşuyu halen arıyorum.Yok böyle bir şey yani, tarifi mümkün değil. Sığındık Allahımıza. Tabii ki bunları yaparken, artılar eksiler, hayatımda olması gerekenler, olmaması gerekenler diye birkaç kez mahkeme de yaptım. Mahkemede verdiğim karara kendim itiraz ettim. Bir daha yargılaman lazım dedim. O zaman da yalan konuşmayı sevmezdim. Dürüst olmaya çalışırdım. Bu zaman da aynıyım. Bunda bir değişiklik yok.

FEYZ: Dönüş değil bir değişim diyelim mi?

MURAT ZIRIH: Tabi. O zamanlar aradığımı bulamıyordum. Ama her şeyi maksimum yaşamışım. Yaşıyorum, bu merdivenin sonuna çıkıyorum bakıyorum bir şey yok, tekrar bu taraftan çıkı-yorum aradığımı bulamıyorum, aradığım kafayı, yine yok. Velhasılıkelam Allah bizi "şube" yaptı. Alırlar ya bir yere. Özel bir şey yaşadım. Bir anda uyuşturucu komasına girdim. Özel bir şey yaşadım yani. Tarif etmek mümkün değil ama dünya gözüyle gördüm. Filmlerde var ya, kamerayla yukarı doğru çıkarsın, birden bir yere doğru gidersin ya. Mahalle, ilçe, il, Türkiye, dünya, arşa doğru gidersin ya. Öyle gittim bir yerlere. Kısa bir andı. Kendimi hastaneye yetiştirene kadar ki yaşadığım an. Ondan sonra elhamdülillah, karar verdim, bu böyle olmayacak dedim. Kendim namaz kıldım demiyorum. Asla değil. Her zaman söylemişimdir gençlere de arkadaşlara da. Artık o ezanı okuyan burada okuyor, burada duyuyordum. Ben ezanı artık duymaya başlamıştım. Namaz vakti tutarlar ya yakandan işte öyle. Gittim secde yaptım. Namaza başladım. Zorla getirildim diyebilirim.

FEYZ: İlahi yardım diyelim mi?

MURAT ZIRIH: Kesinlikle. Benimle ilgisi yok. Allah-ü Teala bana bunu nasip ettiği için O'na da şükranlarımı bir takım arayışlarla sunmak istedim. İbadetimi bir namaz ile O'na şükranımı veremeyeceğimi hissettim.

Hacca gitmeye karar verdim. Hac da benim için yapmış olduğum bir şeyin tas tiklenmesidir. Üniversite okur, diploma almadan çıkarsan ne olur. Bir işe yaramaz. Sadece üniversite kültürü almışsınızdır. Kabul olunmuş Hac'da günahların sıfırlanacağı, o mübarek toprakları gezip, o atmosferi çekmek, yaşamak istedim. Bir ateş düştü gönlümüze. Yanıyorum kardeşim, gitmem lazım, Elhamdülillah gittim. "Hacı olmak…" Mezar taşı gibi bir şey bu. Artık hacısın. Mesela sakal bırakmayacaktım. Hac'dan geldim, kesemiyorum sakalımı. Jilet değil mi kesersin olur biter oysa. Hac'dan geldim. Ondan sonra, tabi çevreme bakışım değişti… Orada gittim gözlükleri değiştirdim ben. Sarılar varmış, eflatunlar varmış, rengarenk renk cümbüşlerinin içinde ne güzellikler de varmış…Eskiden baktığımız zaman başka şeyler görmüşüz. Ayaklarımızın altında insanları ezmişiz, kırmışız, görmemişiz. Değişik kültürlerin, ibadetlerinin değişikliğini, hayata bakışını... Mesela cevşen vardı, muska vardı üzerimde. Bana bir Pakistanlı "nedir bunlar bidat" dedi. Ona izahatlar yaptım, bunda resim yok, bunda bu Allah'ın ayetidir dedim. Her şeye rağmen mücadele devam ediyor nefsim şeytanla. Bir gün arkadaşım "Bugüne kadar şeytanın erleri seninle bizimle uğraşmıştı. Bundan sonra hakikaten şeytanın generalleri bizimle uğraşacak, haberin olsun" dedi. Hakikaten uçağa bindik, dakka bir gol bir, şeytanın gene-ralleri orada. Her neyse şimdi huzurluyum abi…

Vücudun isteklerine Allah'ın izin verdiği ölçüde koşturmaya başladım. Bu sefer Allah için koşturuyorum. Sabahlara kadar "çıstaka çıtsak" değil de, başka bir şey… Allah'ın isimleri…Yorulmuyor, yıpratmıyor, yan etkisi de yok. Omuriliklerde sakatlık yapmıyor, ciğerlerde kanama yapmıyor, uykusuz kalmıyor. Beyin kanama riski sıfır. Şuurunu açıyor…
Hocamızı bırakırken evine, dedim ki kendisine; "şu dergahın kıymetini bilen biliyor. Muhakkak sizler biliyorsunuz. Yirmi yirmibeş kişiyiz; biliyoruz doğrudur ama. Önemli olan bunu senin benim bilmem değil. Dışarıda bunu bilmeyen ama arayan insanlar var. Ama bilmiyorlar. Bunu arıyorlar. Dergahları aslında çok kısa sürede doldurabiliriz. Eğer o kitleye ulaşırsak… İnsanlar sürekli bir kafa, "uçmak" arıyorlar. Aradıkları esas gerçek olan bu. Ama bunu suni yapıyorlar. Şu an, şu bir saat önce yapmış olduğumuz sohbetteki ortamı, ruh halini, fiziki durumu elde edebilmek için, insanlar, gençler, birer avuç uyuşturucu içiyor

FEYZ: Sefahat alemleriyle zikir meclislerini karşılaştırıyorsunuz…

MURAT ZIRIH: Espirili olarak eski gençlere anlatıyorum, eski arkadaş ortamlarımız…Çok arkadaşın olması iyi değil aslında. Anlatıyorlar işte, tabi senin hacca gittiğini vs.bilmiyorlar. "Abi, filan yerde sekizbin kişi patlıyor abi" diyor. Patlamak demek, sekiz bin kişi uyuşturucu almış, patlıyor diyor. Birbirlerine anlatıyorlar. Ben de; "Oğlum, ben bir partiye gittim, beş milyon kişi patladık" diyorum. Ne diyorsun abi diyor. Hem de şifreli parti, herkes beyaz, herkes aynı giyimde.. Kimsenin kimseden farkı yok. DC zaten acaip bir adam. DC de imam… Oraları da görmüşüm. Oraları görmek oraları görmeyen açısından çok daha farklı bir şey. Allah bana iyi ki oraları da yaşatmış. Oraları görmem, benim bazı yerlerde barajlar kurmamı sağladı. Ben yer miyim artık o ayaktan artık… Ben yemem, yedirtmem de. Gençleri acayip izliyorum şimdi. Şuradan bir genç geçsin, ne tür bir hali olduğunu, neler kullandığını, gözünden bakışından anlıyorum. Yemem yani. Mastırımı da yaptım. Ağır da bedeller ödedim . Gençleri sıkı takibe aldım. Bu sokak çok pis bir sokaktı. Uyuşturucunun, gayri meşrunun döndüğü bir yerde, burada bataklık çürüdü. Ben bunu onüç senedir gözlemliyorum. Yaşlılarla işimiz yok. Onlara artık yapacak bir şey yok. Onlar için bir takım şeyler örf adet olmuş. Ama gençler çok güzel yetişiyor, inanılmaz yetişiyor. Benim hedefim geçleri bu yoldan kurtarmak. Ben gençleri seviyorum. Ziyan olmalarını istemiyorum. Mesela benim çok yeğenlerim var. "Ben bütün kötüleri yaptım. Beni örnek alın, görün. Siz herhangi bir kötü yapmak zorunda değilsiniz. Yaptığımı ben size anlatırım. Ben o psikolojiye sokarım sizi diyorum. Bütün kötüleri yaptım. Bunu denemenize artık gerek yok." diyorum. Ben canlı şahidim…

FEYZ: İşleriniz nasıl, rızık meselesine nasıl bakıyor sunuz?

MURAT ZIRIH: Dünyayla çok hırslı deği-lim. Otomatiğe bağlamışız biz. Mevlam versin diyoruz. Yarın ne yaparız diye bir endişemiz yok. Ama boşvermişlik yok. Aşağıda beş tane adam çalışıyor. Çoluk çocukları var. Yeni bir adam gelse bile illa rızkıyla gelmiştir diyorum. Allah göndermiş onu.

Kader çok doğru bir şey, çok güzel bir şey. Önemli olan helalle haramı ayırabilmek. Elimden geldiği kadar yapmaya çalışıyorum. Yaptığım zaman da zaten onun karşılığının artı olacağını biliyorum. Ben bir şeyi, mesela ticareti, yalanla geleceğini biliyorum. Yalan söylemekle geleceğini biliyorum, ama yalanla da gideceğini biliyorum. Onu ben yalan söyleyerek almam. Yalan söyleyerek alan da illa gelir doğru söyleyeni bulur. Ben yalandan rahatsız oluyorum. Ticarette yalan söylenmesinden rahatsız oluyorum. En son borcum binlerce dolardı. Bir kişi gelip bana senin borcun var diye hakaret etmez. Arkadaş benim param yok, şu gün vereceğim derim. Bir de ben gider borcumu kendim götürürüm. Adam camiden çıkıyor, koyun zannediyor ama, geliyor ayıklamaya çalışıyor, kurnazlar denk geliyor bana. Dışardan saf görüyor bizi. Dışardan layt görünüyorsak, içimizde maganda duruyor mesajı veriyorum. Yol veriyorum gerçi yine canım.

Eskisi gibi değilim. Eskiden de aslında böyle değildim. İnsanları ezmem, onu alt edebileceğimi hissedeyim, onu ezmem. Yolda herhangi bir münakaşa için söylüyorum. Burada insana bir haksızlık yapılsa, tanıyım tanımayayım, olayın kahramanı olurum. Haklı kimse ben ondan yanayım abi. En kralına da konuşurum, yeter ki haklı olayım. Ama burada sistem farklı yalnız, herkes güçlüden yana. Kim güçlüyse hemen onun yanında yer alıyorlar.

FEYZ: Teşekkür ediyoruz.

MURAT ZIRIH: Ben teşekkür ediyorum.


Son Eklenen Yazılar

Kibrin Nedenleri ve Çeşitleri / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Cenab-ı Hakk’ın kulları üzerinde görmek istemediği birtakım çirkin sıfatlar vardır. Bunlardan en kötüsü kibir yani büyüklenmektir. Rabbimiz Kur’ân’da ilk büyüklenen...

İnsanın Eman Arayışı / Prof. Dr. Celal Türer

İnsan-fıtrat ilişkisinde güven kavramının yeri nedir? Nasıl şekillenir? Güven kavramı çok boyutlu; duygudan inanca, fizikten metafiziğe, bireyden sosyale, hayat...

Çocuk ve Allah İnancı / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Dini inanç ve insan psikolojisi arasında ne tür bir ilişki var? Din ve psikolojinin yakın bir ilgisi var. Bütün dünyada yapılan çalışmalarda gösterilmiş ki, din...