Koyun Sürüleri

Koyun Sürüleri

Tarih: 2007-04-27

Şenel İLHAN

Gerçek müslüman için yegane ölçü, her olayı, insanları, iyiyi kötüyü her açıdan değerlendirme ölçüsü, sadece İslam'dır. Yani iyi insanı kötüden, helal ve hayırlı işi haram ve hayırsızdan, iyi müslümanı istismarcıdan veya iyi şeyi kötüden ayıran tek ölçü sadece İslam'dır. İnsanların olayları değerlendirdikleri düşünce kalıpları İslami ölçülere uygun değilse, o insanın herhangi bir olayı, kişiyi veya bir başka şeyi hakkıyla değerlendirebileceğini düşünmekse hem çok saçma hem de İslam'ca düşünmemektir. Değer yargıları İslami motiflere uygun olmayan beyinlerse sadece beyindir.

Olaya bu açıdan bakarsak ki zaten müslüman için başka açı yok, o halde açıkça ve rahatça şunu söyleyebiliriz, insanlar kesinlikle sağlıklı düşünemiyor. Evet bu açık bir gerçek. Durum böyle olunca sağlıksız düşünce de neticede insanı bunalıma, sıkıntıya, dolayısıyla da akabinde ya meyhaneye, barhaneye veya bilmem ne haneye itiyor. Ya da doğru sandığı hatta uğrunda çekinmeden savaştığı binbir yanlışa...

"-Çözüm ne o zaman?" derseniz, çözüm ya düşünmeden ot gibi tuvaletle mutfak arası boru gibi yaşamak ve bulamayacağı kimlik arayışı içinde devamlı kendi kendiyle savaşmak -ki buna da çözüm değil, kendini dolandırmak denir- ya da çözüm şu; aklı ve kalbi İslami ölçü ve düşünce kalıplarıyla donatmak, doğru düşünmeyi öğrenip, meselelere doğru açıdan bakmayı, iyiyi kötüden, dostu düşmandan ayıracak ferasetli bakışı yakalamak. İşte çözüm...

Yoksa aklı ve kalbi sağlam ölçülerle donanmamış insanın ne sevmeye, ne kin gütmeye ne de şu iyidir veya kötüdür diye fikir yürütmeye hakkı yoktur. Çünkü o zavallı insancığın kesin doğru sandığı ve tam bağlandığı komik ölçüleri asla İslami değildir. Ya örfi, ya batı kaynaklı ispatı gayri mümkün felsefe gıcırtısı ya da delilsiz ölçü kabul ettiği kaynağı meçhul zırvalardır. Ya da bozuk ölçülü beyniyle yanılıp entel dantel sandığı ve tam inanıp bağlandığı, ama aslında saf ve katıksız ruh hastası salağın birinden aldığı bir söz ya da lakırtıdır.

Doğru ölçü diye kabullenip kafasına soktuğu tabusuyla birlikte, tabu üretici entelini de kalbine sevgili ettiği de cabası tabii...

Yoksa, kim nasıl izah edebilir sağlıklı düşünebilen bir toplumun bu acıklı ve bir o kadar da komik ve çok azı hariç ilkel yaratıklar yığını haline gelmesini veya kim açıklayabilir, aklı kıt olduğu, aklıselime zahir, liderlerin kitleleri etkileyebilip, onları koyun sürüsü gibi evire çevire dilediğince yönlendirebilmesini? Hele bir düşünün, birkaç lider sandığınız kişileri aklınıza getirmeye çalışın, bakın adamların fikrine, bir acaip mantığına, bir de onlara uyanlara. Hatta yollarına kelle koyanlara. İşte o zaman bizi anlarsınız. Bizi anladığınız an inanın siz de bizdensiniz. Yani kendinizi çaresiz, yalnız, garip hissediyorsunuz. Ama boşverin, üzülmeyin, bilakis sevinin hem de çok sevinin.

Çünkü Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Ne mutlu o gariplere" dememiş mi? "Müjdeler olsun onlara" diye bin dört yüz yıl önceden bizi teselli etmemiş mi? Her neyse, zaten İslami ölçülerle ölçülenmiş gerçek şahsiyetlerin, şu dünya mezbelesinde tuhaf insan görünümündeki yığınlar içinde, kendini alabildiğine yalnız, çaresiz, başka gezegenden ilkel bir gezegene sürgüne gönderilmiş bir mahkum gibi hissetmemesi mümkün müdür? Sonra yine mümkün müdür ki bu mutlu gibi görünen, gerçekte komalık hasta, dünyası ve ahiret hayatı kaymış adamlara acımamak, elbette ki mümkün değil.

O yüzdendir ki bu ümmete acımamak mümkün olmadığı gibi elbette ki, merhametlilerin en merhametlisi Rahman ve Rahim Allah'ın bu ümmete acımaması da mümkün değil. Ve o yüzdendir ki, hiç şüpheniz olmasın; Allah, şefkatinden ve merhametinden bu ümmete, "taş atana kek atan" veliler göndermiştir. Onlar içinse bu hasta ümmeti sevmek ve şefkat etmek, acımak tek itici güçtür. Daha açık konuşalım, biz diyoruz ki isterseniz gelin bir kendimizi sorgulayalım. Ama erkekçe, delikanlıca.

O zaman kendimizi hiç de sanmak istediğimiz gibi olmadığımızı açıkça göreceğiz. Ve hatta kendimizi bile hiç tanımadığımız gibi en yakın arkadaşımızı hatta ölçü kabul ettiğimiz, uğruna baş koyduğumuz liderimizi, canımız ciğerimiz babamızı, severek evlendiğimizi sandığımız karımızı, hiç kimseyi hiç kimseyi tanımadığımızı açıkça göreceğiz. Yeter ki kendimize bu hakkı tanıyalım. Boruluğa isyan edip kulluğa talip olalım.

Yoksa yaşıyoruz işte öylesine, yaşasın mutfak gelsin zaruri tuvalet. İşte, kendini hatta en yakınını bile bilmeden yaşayan boru insanların, yalnız beyinden ibaret kafasıyla neden yaşadığını bilmeden yaşama felsefesi. Tabi farkında olmadan inandığı ve yaşadığı mantığı bu. Yoksa bu yazımızı da öylesine hiç düşünmeden okuyanlar, bizi anlayamayacağı gibi, anlayanın da yukardaki gerçekleri hakaret kabul edeceği kesindir. Dedik ya, hasta bu ümmet. Ama biz demiyoruz ki hiç çıkmaz bizi anlayan, biz demiyoruz ki bu gerçekleri okuyunca, "Allah'ıma sonsuz şükürler olsun bizim gibi düşünen insanlar da varmış" diyen insanlar yoktur. Evet onlar da var... Zaten biz Feyz'de, Feyz'imizde onlara sesleniyor ve "yılmayın, gevşemeyin biz yanınızdayız" demek istiyoruz.

Ayrıca, şunu demeden de geçemiyoruz; inanın, biz kimseye hakaret etmek gibi bir niyet gütmediğimiz gibi, vallahi bu ümmete taa yürekten acıyoruz. İnanın bu iddiamızda çok samimiyiz. Ayrıca bu sözlerimiz ağırına giden, üstelik "benim kendimi tanımaya ihtiyacım yok, ben kurtuldum" diyen acaip yaratıkları da bekliyoruz, gelsinler konuşalım, kendileriyle kendilerini tanıştırıp onları evliyaya havale edelim. Gelmezlerse yazsınlar, yazışalım. Yoksa ümmet olarak, millet olarak, hiç olmazsa kendimizden kaçmaya devam ederek, dünyada âmâ ahirette âmâ yaşamayalım. Ve ayrıca şunu da çok açık bilelim ki; aklı başında olan kişiler için bu gerçekleri reddetmek hiç şüpheniz olmasın, katıksız manyamışlık. Eee... ne kalıyor geriye? Şayet meseleyi anladıysak, bize manevi doktor yani Allah dostu veli gerektiğini de anladık demektir. Yok hala anlamadıysak -ki mümkün değildir- bu kadar açık gerçekleri anlayamayan da, eline Feyz'i alıp telef etmesin ya da anlamak istememe fanatikliğini ve bağnazlığını, anlamamak sanıp gerçeklerden kaçmasın.

Öyle bile olsa en azından mertçe hasta olduğunu kabul etsin. Şimdi durum açıklığa kavuşmadı mı? Hasta olduğumuzu kavrayınca bizi anlasanız da anlamasanız da Kur'an ve sünnetle varlığına ve gerekliliğine açık deliller olan, inkarı insanı zır kafir eden evliyaya gitmek zaruri hale geldiği ortaya çıkmıyor mu? O zaman açık net bir şekilde sözümüzü bağlayalım. Kendini seven, babasını, çocuğunu, dostunu seven kendine ve onlara acır, yalnız acımakla da kalmayıp kendini de yakınını da acilen evliyaya taşır. Başka ne diyelim; anlayana sivri sinek saz anlamayana Feyz bile az...

Allah'a emanet olun.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...