Manevi Cihazat

Manevi Cihazat

Tarih: 2007-04-27

Şenel İLHAN

Zamanımız geçmişte her zamandan daha çok müthiş boyutlarda fikri sefalet, inanış, yaşayış, davranış ve tüm kıpırdanışlarda ifrat ve tefrit dengesizliği zamanı olduğu gibi, bozuk ölçülerin veya bozuk ölçülü beyinlerin ürettiği hasta fikirlerin zaten komalık olan insanımızın kafa ve ruh yapısını tamamen çökerttiği bir zamandır. Öyle ki gençlik kime nasıl inanacağını şaşırmış ve çaresizlikten soluğu diskoteklerde, barlarda almış kurtuluşu hedonistleşmekte bulmuştur!.. Tabii battıkça daha da batarak. Şimdiye kadar bu konulardan çok bahsedildi, zaman zaman biz de bahsettik. Hatta selim akıllılara, bize göre kesin çözümler bile getirdik ama maalesef insanımız o kadar hasta ki, tabiri caizse iğneden korkup kuduz aşısı vurunmayan ahmaklara benziyor ve göz göre göre kudurarak ölmeyi ve cehennemi kendine reva görüyor.

Öyle ya kudurmuş emperyalist ve siyonist köpeklerin insanımızın kafasını, beynini, ruhunu ısırmadığını, gençlerimizi de kudurma aşamasına getirmediklerini kim iddia edebilir? Evet... herşey ortada. İnsanımız tasavvufun sakinleştirici iğne ve haplarıyla, mürşid diye bilinen merhametli, müşfik doktorların tasarrufu ve kontrolu altında, günü gününe tedavi edilmeliler ve bu çok açık bir gerçek. Şu da çok açık bir gerçektir ki elbette bu hastalar bu sözümüzü yadırgayacaklar ve belki de yadırgamadan da öte hasta olduklarını bile inkar edip reddedeceklerdir. Ne yapalım, dileyen dilediği gibi düşünsün, dilediği gibi yaşasın ama şu da bilinsin ki, biz de söylediklerimizi kesinlikle ispat etmekten hiç aciz değiliz.

Her neyse, bir çok alim, fikir adamı bu zamanın en şerli ve en fitne zaman olduğunu mütemadiyen vaazlarla, nasihat ve yazılarıyla defalarca anlatmış ve insanımızı uyarmışlardır. Ve bu konuda bir çok hadis-i şerif vardır. Sanıyorum artık avam havas her müslüman bu zamanın en eşed ve zor zaman olduğundan emindir. Beşeriyet tarihini ve İslam tarihini tetkik edenler göreceklerdir ki, insanlar azdıkları zaman Allah-u Teala onlara peygamberler göndermiş ve bir olan Allah'a insanlığı o kudsi şahsiyetler hep kulluğa davet etmişlerdir. Yani daha açığı zamanımızdan çok daha az hasta, çok daha az alçak, çok çok daha az münafık ve kötü ruhlu insanlar olmalarına rağmen Allah onlara tebliğci nebiler ve resuller göndermiş, onları pislik ve sefalet içinde bırakmamıştır. Ve yukarıda da dediğimiz gibi, her devir bizim devrimizden daha az bozulmuştur. Yani insanımız perme perişandır. Onlara peygamberler gerek.

Öyle ya... En hasta bu ümmetse en çok doktora ihtiyacı olan da bu ümmettir. Bundan daha açık ne olabilir ki? Gün gibi ortadadır. Daha mı açık konuşalım? Zamanımızın insanını Hz. Muhammed'den önceki bir zamana götürmek mümkün olsaydı, Allah-u Teala bu insanlara önce peygamber gönderir, Hakk'a davet eder, olmadı Lut kavmi gibi helak ederdi. Demek ki bizim insanımız; ya helak olacak Lut kavmi gibi, ya da bir peygamber gelecek onları irşad edip, İslam çizgisine sokacak. Eee son peygamber Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olduğuna göre ve başka peygamber beklemek küfür olduğuna göre, biz de ancak başka türlü adam olamayacağımıza göre, hadin bakalım çıkın işin içinden...

Şimdi, şu hoca veya bu "entellektüel fikircik" adamlarımız, peygamber gelmese bile dört dörtlük Allah'ın Habibi Hatem-ül Enbiya Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin tam varisi olmayan kişinin veya kişilerin Ümmeti Muhammedi kurtaracağız tantanaları yapmaları kendi kendini tatmin, hatta biraz ahmaklık, hatta ukalalık değil mi? Biz cihadı terk edelim, kimse Allah'ı anlatmasın gerçek bir peygamber varisi İsa (a.s.) can yoldaşı o büyük veli gelene kadar yatalım demiyoruz. Haddimizi bilelim. Kendimizi ve bağlılarımızı ukalalıktan kurtarıp, ahmak durumuna düşmeyelim. Ve bilelim ki, bu korkunç zamanda ve çok korkunç hasta ümmete biz şifa olamayız, o kadar...

Bir de şu mesele var ki, velilerin bu zamanda insanlara dört dörtlük yardım edemeyeceği meselesi, gerekçe de komik, yani velilerin müsbet bilimden anlamadığının sanılması ve sadece post adamı sanılmaları... Gelin öyle olmadığını size ispat edelim.

Geçmişte yukarıda da anlattığımız gibi, kuduran insanoğlu gerekçesiz ve spor olsun diye azmamıştır. Kimi kavimler, tıpta ileri gitmiş, kimi sihirde simyada, kimi ise çok zenginleşip kendilerini tanrı sanmışlar, ama Rabbimiz, şefkatinden ve merhametinden, tıpta ileri giden kavme İsa (a.s.)'yı göndermiş, onların bütün ilimlerini berteraf eden mucizeler ile ölüleri diriltmiş, körlerin gözünü açmış, felçlileri ayağa kaldırmış ve onların ilmine yani o zamanın putu olan tıp ilmine ölümcül darbe vurmuştur.

Musa (a.s.) zamanında ortalığı sihirbazlar kaplamış halk sihirbazları allame sandığı bir zamanda da Musa (a.s.)'a onların sihirlerini aşan mucize verilmiştir ve tüm sihirbazlar aciz bırakılıp iman etmeleri sağlanmıştır. Velhasıl geçmişteki diğer peygamberlere de ümmetlerinin durumuna göre mucizeler verilmiş ve bu mucizeler de zamanın şartlarına göre gösterilmiştir.

En son peygamber Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında da edebiyat, belagat, şiir yaygınlaşmış, şairler ve edipler söz sahibi iken tüm şairlerin şiirini, ediplerin dilini susturan Kur'an mucizesini Allah Resulü getirmiştir.

Görüldüğü gibi herşey olması gerektiği gibi olmuştur. Eee şimdi peygamber gelmeyeceğine göre bu zamanın insanı en bozulmuş insanlar olduğuna göre Allah Resulünün (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) varisi olabilen alim ve velinin zamanımıza göre tıpkı peygamber mucizesi gibi ilmi ve kerametleriyle silahlı olması gerekmiyor mu? Bu zaman da ilim zamanı olduğuna göre hatta ahir zamanda en büyük putun bilim putu olduğundan kimsenin şüphesi olmayacak kadar açık görüldüğüne göre bu zamanda kurtarıcı Allah dostu velinin asrımızın tüm müsbet bilimlerini, batılı ve doğulu tüm proflardan iyi bilmesi gerekmiyor mu?

Evet, bu, gerçeğin kendisi ve zıddını da kimse söyleyemez.

Bunun aynı zamanda, azı kesbi çoğu vehbi olması gerekmiyor mu? Uzun lafın kısası, nasıl ki, manevi cephede nefsini ezememiş bir alim, allame de olsa Resulullah'ın tam varisi olamayacağı gibi, bu zamanda nefsini ezmiş, zahiri ilimleri öğrenmiş Ledun ilmi ile şereflenmiş bir veli de asrımızda gerekli olan tüm manevi cihazatları Allah'ın ona bağışladığından kimsenin şüphesi olmasın.

Şüphesi olan gitsin cahil hocaların peşine, entellektüel fikircik adamlarının peşine, ansiklopedik bilgilerle kendini müsbet ilim dehası sanan yardıma muhtaçların peşine takılsın veya Allah (Celle Celalühu)'a hakiki inanan, Allah Resulüne tam uyan ve onun kusursuz varisleri olan evliyaya uysun. Sadede gelelim...

Biz diyoruz ki; bundan sonra da sık sık diyeceğiz çünkü kendimizi gerçekten mesul hissediyoruz. Acıyoruz Ümmet-i Muhammed'e, bazen yol arıyoruz. Yok mu, diyoruz şu gezegenden gitmenin yolu, çırpınıyoruz işte ama yılmıyoruz, yılmayacağız da inatla anlatacağız ve günün birinde de mutlaka göreceğiz: Allah'ın velileri ve onun bağlıları olacak insanımızı ve yaşayacakları Asrı Saadet biçimi İslamı göreceğiz. Kimsenin şüphesi olmasın.

Allah'a emanet olun.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...