Utanmak Lazım

Utanmak Lazım

Tarih: 2007-04-27

Şenel İLHAN

Dergimizin ilk sayısından itibaren Ümmet-i Muhammedi, bir evliya önderliğinde, birlikteliğe ve bu doğrultuda Asr-ı Saadet benzeri bir yaşam tarzı olan tasavvufa, davet ettik. Ve başka türlü, nefsi emmareler ordusu haline gelmiş bu bölük pörçük Ümmet-i Muhammedi derleyip toplamanın, kesinlikle mümkün olmadığını da, tekrar tekrar, çok açık delillerle anlattık, yazdık. Ve hemen şunu da belirtelim ki, bu "veli tellallığı" asil ve zor cihadımızda, Allah'ın izniyle, sesimizi Türkiye'nin her iline, her köşesine, hatta birçok Avrupa ülkesinde çalışan, okuyan, müslüman kardeşlerimize de duyurduk.

Ve bir yılı aşan bu güç ve zorlu uğraşımızda, bin bir çileli mücadelemizin semeresini, esefle belirtelim ki, daha yeni yeni görmeye başladık!.. Ayrıca sadece Feyz ve çalışanlarının gayretiyle, telefonla ve mektupla mürşid-i kamil adresi isteyen okuyucular bir tarafa, yeni yeni hidayete erenlerin de ama sadece Feyz'in çalışmasının semeresi olarak, bize mektupla müjdeler vermeleri, zaman zaman bizi mutluluktan ağlatacak boyutta, içli, duygulu ve sevgi doluydu...

Yine ayrıca Feyz camiasına katılan güçlü ve ihlaslı yeni elemanlar ve bir de; Türkiye'nin en büyük ve keskin kalemli yazarlarının, Feyz Dergisi'nde kalemlerini kuşanmaları; bizi ayrıca hem güçlendirdi, hem de bu kutlu yolumuzda, daha mutlu ve daha umutlu amacımızı belirlememizi sağladı...

Aslında amacımız belliydi. Ve zaten bu çetin yola, korkmadan çıkmamıza da sebep oydu. Amacımız ne miydi? Her yazımızda sık sık açıkça belirttiğimiz gibi, Ümmet-i Muhammedi gücümüzün yettiği kadar, bıkmadan, yılmadan evliyaya davet etmek ve menzile ulaşmak için müsbet her yolu denemek... İşte; amacımız taa başından beri buydu. Ve hala da bu. Ama, gel görelim ki menzile ulaşmak için imkan gerekti, güç lazımdı... Bırakın ekonomik sorunları, daha çok duygusal desteğe ve morale ihtiyacımız vardı. Çünkü; çok yalnızdık. Bu ulvi cihadımızda, tek itici gücümüz imanımız ve bu doğrultuda da cesaret ve Ümmet-i Muhammede sevgi ve şefkatimizdi. Evet, işte itici gücümüz buydu ve bu güç bize, şimdiye kadar da yetti. Belki, çok yıprandık, ama bundan sonra da yeterdi. Ama, insan deha da olsa, uygun şartlar, iyi bir eğitim, üstün bir zeka, yeterli maddi güç ve hele hele duygusal desteği yoksa, güç işleri başarabileceğini inanmak cinnet, başarmaksa hayaldir!.. Yoksa, cılız fikirli kalbi para zikirli; cüce şahsiyetlerin, güç ve üstün işleri başaramayacağı gibi, ufak bir hata ile dünyada da ahirette de rezil ve rüsvay olmaları kaçınılmaz olur!.. O yüzden; işte biz, amacımızı belirledik derken, sadece ve sadece duygusal olarak, artık kendimizi yalnız hissetmediğimizi anlatmaya çalıştık.

Evet, Allah bize yardım ediyor. Veliler himmetçimizdir. Abdulkadir Geylaniler, Gazaliler, İmam-ı Rabbaniler, asil ve temiz ruhlarıyla hep yanımızdalar. Hadin! gevşemeyin, devam edin, yıkılmayın, korkmayın diyorlar. Bizse korkarsak namerdiz, yıkılırsak da utanmaz... Ama elhamdülillah ne korkuyoruz ne yılıyoruz. Çünkü, Allah daima yardımcımız. Sadat-ı Kiram yanımızda ve artık, bunu daha da net görüyor ve Allah'a şükrediyoruz... Ve yine, yüce amacımıza ulaşmak için, Allah'ın izniyle, evliyanın ruhaniyeti ve desteğiyle, yürekli ve ihlaslı Feyz elemanlarının tellallık isteği ve siz okuyucularımızın da zaman zaman eleştiri de olsa, duygulu ve sevgi dolu desteğiyle; inanın biz her türlü engeli aşacağımızı biliyor ve mutlaka aşacağımıza da size söz veriyoruz. Aşacağız aşacağız, ve Asr-ı Saadet biçimi bir yaşama hep birlikte ulaşacağız... İnşallah.

Peki! bütün bunları neden mi yazıyoruz? İyi ama neden yazdığımız gayet açık değil mi? Tasavvuf ve Allah dostu düşmanı münafık ve ehli fitneye ders olsun. Allah dostuna dost, tasavvufa aşık, gerçek mümine keyf olsun diye... Ama tüm bunları yazmamın bir sebebi daha var ki; o da şu: Utanmak! Evet, utanıyorum... Hem de çok utanıyorum! Gerçekleri yazmada geciktiğim için, yazmamayı tevazu sandığım için; milyonlarca tasavvuf erbabı ve tasavvuf erbabı olmak isteyen müslüman kardeşlerime neden daha önceden Feyz'de seslenmedim, neden? Feyz, on yıl önce yoktu diye, utanıyor, çok utanıyorum! Ayrıca, bakın şu kafirin gücüne ki beş kuruşluk fikri yokken, basında, yayında her şeyde her şeyde, bizi ne kadar solladılar. Bize, dinimize, iffetimize, kişiliğimize özel televizyonlarla boyalı basınlarıyla hem de gözlerimizin önünde neler yaptılar, yapıyorlar neler? İşte, bu durumdan ve kafiri susturan, münafığı pusturan, bir televizyon da ben kurmadığım için utanıyor, hatta zaman zaman utancımdan ağlıyorum. Bismillahirrahmanirrahim diye söze başlayıp, televizyon ekranında evliyayı anlatamamaktan ve buna sebep olan, maddi güçsüzlüğümden utanıyor, aynı utanmaya, zengin müslümanı daha önceden davet edemediğime de daha çok utanıyorum... Ne o? Utanmamak mı lazım?

Bosna-Hersek'te onbinlerce Boşnak müslüman kadın, çocuk, yaşlı genç top mermileriyle parça parça edilirken; onüç yaşındaki bir müslüman kızımıza, Sırp piçlerinin tecavüzüne, ağlamaktan başka elimden bir şey gelmemesinden utanıyorum. Utanıyorum, çünkü, ben de haya var. Utanıyorum, çünkü; hala kafir bizi rahatça ezebiliyor ve hala, Feyz'den başka silahımız yok!... O da güçsüz mü olsun yani! Yazmayalım mı yani? Gücümüzü, bakın, kafirin boyalı basını, vıcık vıcık TV.si yanında, onca methetmeme rağmen, Feyz'in gücü ne kadar komik değil mi? İşte ben, bundan utanıyor ve tüm müslümanları da bundan utanmaya davet ediyor ve en azından gücü yetenin, bir televizyona soyunmasını Allah için rica ediyorum. Evet, Allah için kurun; televizyon kurun!.. Yeni bir dergi daha çıkarın! Okumasanız da yaşam savaşı veren, İslami dergi ve gazetelere abone olun! Vallahi Billahi, maddi gücü yeten müslümanlar, şayet bu çağrımıza kulak vermez, öylesine sırf yeşillik olsun diye okur geçerse, Allah onlardan sorar... İnşallah, sorsun da...

Her neyse, sevgideğer okurlarımız! Biz, Feyz Dergisi elemanları olarak, elimizden geleni yaparak televizyonumuzu kuracağız. Size söz veriyoruz ama, şimdilik ne yazık buna gücümüz yetmiyor. Hayal buya tüm müslümanlar bir araya gelse, ne boyalı basın kalır, ne vıcık vıcık televizyon kanalları, ne de bizi varlığı utandıracak birşey... İşte, bölük pörçüklüğün bir zararı daha...

Her neyse, bizim ve tüm müslümanları, utanması gerekenleri, değil birkaç sayfalık makalaye sığdırmak; ciltlerce dolusu kitaba bile sığdırmak çok zor. O yüzden, sadede gelelim diyoruz ve esas demek istediğimize geçmek istiyoruz. Evet, sevgili okurlarımız! Biz yine aynı şeyi diyeceğiz. Çünkü, derdimiz hala aynı şey, üstelik İmam-ı Rabbani, Abdulkadir Geylani, Gavs-ı Bilvanisi yaşasaydı; diyecekleri şeyi diyeceğiz... Gelin! Ne olursanız olun, yine gelin! Allah dostuna, veliye gelin.

Allah'a (Celle Celalühu) emanet olun...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...