Kafirin Mantığı ve Müslümana Psikolojik Tesiri

Kafirin Mantığı ve Müslümana Psikolojik Tesiri

Tarih: 2007-04-27

Şenel İLHAN

Hani çoğumuzun duyduğu çok meşhur, bir söz vardır; "Delinin biri kuyuya bir taş atmış da, bin akıllı çıkaramamış" diye. İşte bizim zamanımız da aynı öyle. Yani istemediğiniz kadar deli ve istemediğiniz kadar da deli saçmalığı var ortada...

Mesela, Darwinistler, materyalistler, tesadüfçüler, uzaycılar, şucular, bucular ve daha neler neler... Ama aslında bizim canımızı sıkan bu aklı kıt delilerin ve saçmalıklarının olması değil elbet. Çünkü onlar kesinlikle her zaman olacaklar ve imtihan gereği, olmaları da gerek. Bu, Kur'an'la, hadislerle sabit...

Yalnız canımızı sıkması gereken şudur ki, bu ahmaklara karşı tutum ve davranışlarımızı bir türlü başaramayışımız. Şimdi bir bakın ve düşünün, bu koca kainata tesadüf diyen akılla muhatap olmak akıllılık mı? Hiç bir delile dayanmadan yalan ve sansasyon haberlerle ve uyduruk yaygaralarla uzayın bilmem taa... neresinden ufoları dünyaya getiren ve dünyada medeniyetler kurduran, hatta onlara tanrılıklar veren, Danikenci mantığa, mantık demek, mantıklılık mı? Ve yine onların ve onlar gibilerin aklıyla ve mantığıyla muhatap olmak, onları adamdan saymak ve olduklarından fazla kaale almak normal mi?

Peki öyleyse ne yapalım? O zaman meydanı onlara mı bırakalım? Ufo'ları uçursun, tesadüfen dünyalar mı kursunlar derseniz, derim ki zaten meydan onlarda değil mi ki, mütemadiyen onlar taş atıyor ve bizim aklı çoklar da devamlı toplamıyor mu? Evet... Hiç kimsenin o taşları toplamakla beraber, delidir, hastadır deyip aldırmamak ve Ümmeti Muhammed'e de onların adları Prof. veya Dr. da olsa Allah'ın Kur'an'da bize gösterdiği gibi onların düşük şahsiyetlerini müslümanlara göstermek aklına gelmiyor. Öyle ya Allah Kur'an'da onlar ahmak, nankör, kör, sağır, cahil, hayvandan da aşağı ve daha neler demiyor mu? Biz ne yapıyoruz? Yanlış!.. Evet, yanlış!.. Sırf kendimizi mücahit hissetmek ve hayali manevi makamlara çıkmak için yanlış yapıyoruz.

Doğrusunu öğrenmek mi istiyoruz? Öyleyse açıkça küfrün ve savunucularının psikolojik yapılarını ve ne denli ucuz kişilikte olduklarını müslümanlara delilleriyle tanıtacağız. Şeytanın özelliklerini müslümanlara anlattığımızdan çok, onların özelliklerini anlatacağız. Çünkü onlar, şeytan gibi görünmeyen, şeytan gibi bilinmeyen, bizim aydınımızın bildiğini sandığı, kah bilimadamı, kah sanatçı ve kah araştırmacı gibi emperyalist güçlerin tahakkümünde fikri, kültürel, ekonomik siyasi her türlü görünen şeytanın kusursuz askerleridir. Ve inanın İblis onlarsız çok zavallıdır. O zaman lütfen anlayalım artık. Münafıklar kafirler küçüktür. Minnacıktır ve bizzat kendileri bile kendilerini adamdan sayamazlar. Bunu da anlamayanın aklı bozuk veya yoktur.

Üç yüz yıldır her türlü sömürüye maruz kalan, ölçü ve normları değişmiş, değiştirilmiş, artık sağlıklı bile düşünemeyecek kadar zihni, kelimelerle kavramlarla anlaşamayacak kadar dili bozulmuş Ümmet-i Muhammedin, anlamasını beklemeden yani bu şartlarda onlardan gücünün üstünde olan şeyi anlamalarını beklemeden, biz aydın ve münevver geçinenler, insanımızı uyarmalıyız. Bizim insanımız bugün Avrupa'yı taklit ediyorsa Avrupalı onun, herhangi bir bilgisayar gibi kafasını, beynini üç yüz yıldır istediği verilerle kodladığı içindir. Müslümanımız, Avrupalı nasıl zevk almamızı istiyorsa öyle zevk alır, nasıl ne yapmamızı istiyorsa öyle yapar hale gelmiştir. Üstelik esefle belirtelim ki bazılarımız da her ne kadar adımıza mücahit ismi versek de İslam'ı Avrupalı'nın kafamıza kodladığına uygun biçimde, daha açığı, siyonist nasıl İslam'ı anlatmamızı istiyorsa öyle anlatır hale gelmişizdir. O yüzden, meseleye İslam'ın bazı temel verilerini anlatarak yaklaşmamıza rağmen, önce kafamıza sokulan kafirin ve küfrünün yapısını, fikrini kazıma yolları arayıp, ondan sonra mücahit kesilip ahkam keselim.

Tertemiz kafaları bakkal defterine dönen müslümanların önce kafalarından kompleksi "Avrupalı büyüktür, canım koskoca Profesör George bilemeyecek de sen mi bileceksin" gibi yanlış ölçülerini, Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin terbiye ve tedavi usulü ile silmek için tüm Türkiye, hatta tüm dünya müslümanları çapında, grup terapisi yapmak gerekiyor. Buna da kendi adıma ne benim, ne de benim gibi münevver geçinenlerin gücü yetmez sanıyorum. Buna ancak değil ölçü ve normları değiştirip yenilerini katabilen, aynı zamanda, insanın hayvani özelliklerini, nefsinin kibrini, riyasını, bilakis şeytanın Avrupalı dostları gibi kafamıza kodladığı bozuk fikirlerini değiştirebilecek biri, ya da birileri gerek. Onlara İslam literatüründe EVLİYA ismi verilmiştir.

Evliyaya dudak bükülmeyen zamanlarda kafamızı iğfal eden Avrupalı'ya çorbacı dendiğini unutmayalım. Bırakalım ukalalağı. Allah için şuculara buculara değil, bu şartlar altında bile müslüman kalabilen, kendi ile savaşta mücahit kahraman olan gariban müslümanlarımıza EVLİYA'yı tavsiye edelim.

Yerinde Allah-u Teala'nın bir karıncayı bile abes olarak yaratmadığını, yarasalarda, sineklerde, böceklerde, Allah'ın eşsiz sanatını anlatır anlatırız da; bir sineğin boşuna yaratılmadığından heyecanlı heyecanlı bahsederiz de, sinekteki sanatla Allah'ı bulup buldururuz da, evliyanın haşa spor olsun diye yaratılmadığını anlamayız, anlatmayız. Sinekten böcekten çok EVLİYA aynasında Allah'ı görüp göstermeyiz.

Biz müslümanları toplayanlar, kendimizi evliya sanıp hiç olmazsa kendimizi kandırıp, müslümanları tedavi edeceğimizi kendimize inandırıp, müslümanlara liderlik edecek kadar bile onlara değer vermiyoruz. Kendimizin veli olmadığını her gün günahlarımızı görerek biliyoruz, ama kendimize bile saygımız kalmamış. İşin ehli olmadığımız halde işin ehli olduğumuzu kendimize inandırma ihtiyacı bile hissetmediğimize göre, ki insan fıtratı gereği kendini temize çıkarmak için rasyonalizasyon denen savunma mekanizmasını kullanır, biz bunu bile kullanmıyoruz. Ne gerek var savunmaya, zaten batmışız, biliyoruz diyoruz. Biz de diyoruz hadi gelin, günahkar da olsanız, tövbelerinizi de bozsanız yine gelin. Kendinizi lider de sansanız, Gazalicilik de oynasanız yine gelin, yeter ki tövbe edin, bir veliye koşun.

Yoksa kalbin içindeki çıban bir gün imanını tehlikeye sokabilir.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...