Vefa

Vefa

Tarih: 2007-04-27

Şenel İLHAN

Efendimiz, Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde, insanların akıllarını sahillerdeki irili ufaklı kumlara benzetmiştir. Yani, nasıl ki sahillerdeki o irili ufaklı kumlar ve taşlar, farklı farklıdır ve tek tük de olsa, aralarında hepsinden daha iri ve büyük, bir ya da birkaç taş bulunur; işte, insanların akılları da Resulullah Efendimiz'in muhteşem benzetmelerinde olduğu gibi, azlık ve çokluk hasebiyle, derece derece ve farklı farklıdır... Tabii durum böyle olunca da, insanların hiç şüphesiz dinleri de, ahlakları da, imanları da aklıncadır...

Yani yine, Efendimiz'in buyurduğu gibi, "herkes aklınca müslümandır". Dolayısıyla, herkes aklınca alim, aklınca derviş ve aklınca adam... " O halde, anlatacağımız ayet ve hadis kaynaklı sözleri, aklı çakıl kafirler asla dinlemeyecekler, okumayacaklar, hatta, okusalar bile kıt akılları ile komik bulup gülüp geçeceklerdir. Münafıklar ise, kıt beyinli kafirden daha da çok adi tepkiler gösterip öfkelerinden kızaracak, biz ve bizim gibi herkese tarih boyunca sürdürdükleri iki yüzlü ve sinsi düşmanlıklarını bundan sonra da sürdürmeye mütemadiyen devam edeceklerdir. Ve yine, ne sözümüzü dinleyip, ne de yazımızı severek okumadıkları gibi, asla ve asla da, bizim tertemiz ve nurlu yolumuzdan, içlerinden gele gele kesinkez yürümeyeceklerdir. O halde, Müslüman ehl-i tebliğin sözünü, ne kafir doğru dürüst dinler, ne de münafık...

Dinlese dinlese müslümanı yine Müslüman dinler. Ve, anlasa anlasa müslümanı, yine hiç şüphesiz sadece Müslüman olan anlar. Öyleyse, biz tüm yazılarımızda sadece müslümana konuşuyor ve sadece müsIümana yazıyoruz!..

Ayrıca, bir de bu üç sınıf insandan apayrı dördüncü sınıf diyebileceğimiz tipler de vardır ki, onlar ne kafirdir, ne münafık, ne de doğru dürüst müslüman!.. Kim mi onlar? Ben müslümanım diyen ama gerçekte, bilerek ya da bilmeyerek mütemadiyen saf değiştirip, nereye çekersen oraya gider meşrepli zavallılardır. Yani cahiller...

Evet... İşte bir de bu tipler vardır. Bizi ve bizim gibileri asla dinlemeyen ve dinlese de kesinlikle anlamayan...

Onlarda ahde vefa sıfırdır... Ne sözlerinde dururlar, ne sadık dostturlar... İyi günde onlardan iyi dost olmaz, ama kötü günde tamamen saf değiştirip, en azılı düşman ve en kararlı hasım olurlar...

Müslümanlıkları da naylon gibidir. Rahat ve mutlu günlerinde tamamen gaflette, huzursuz ve sıkıntılı günlerinde ise, isyanda ve inkardadırlar. Oysa bu durum, öyle büyük bir nankörlük ve öyle büyük bir adaletsizliktir ki, idraklere sığmaz ve dille de anlatılamaz... Rabbine karşı böyle adi olabilen insanın ise, kullara dost olabileceğine inanmak ve bu adi yaratıklara güvenmek de, başka boyutta değişik bir cahillik, hatta ahmaklıktır!..

Halbuki vefalı olmak ve nankörlük etmemek, mü'minin en bariz hasletidir. Çünkü, mü'min öyle güzeldir ki, rahatta ve mutlulukta, gaflette olmadığı gibi, zahmette ve mutsuzlukta da, asla ve asla, Rabbine ne isyandadır ne de inkarda... Dolayısıyla bu tip güzel insanlar dosttur, vefalıdır... Babadır, candır ve sevgilidirler... Oysa, yukarda örnekleriyle anlattığımız vefasız cahillerin yardımını ve dostluğunu ummak cinnettir, deliliktir... Çünkü, iyi günde dost gibi olan zor ve sıkıntılı günlerde birdenbire saf değiştirip arkasına bile bakmadan gitmek cahilin ve bu manada münafığın hasletidir... Ve, elbette ki, bu aşağılık yaratıklara da hiç mi hiç güvenilemez.

Oysa hepimiz biliriz ki, insanlar aciz varlıklardır. Hem fiziki, hem de ruhi yapıları itibariyle, zaaf ve acziyet içindedirler... Hayatları, binlerce iniş-çıkış içindedir. Kah bunalım, kah sıkıntı ya da hastalık gibi beşeri zaaflarla ömürleri boyunca mücadele eder, didinir dururlar. Dolayısı ile o yüzdendir ki, insanoğlu hiçbir zaman tek başına ve yalnız yaşayamaz denmiştir. Ve yine insan, zor günlerinde yardıma koşan dostları olsun istemiş, mutlu günlerinde ise, mutluluğunu paylaşacağı yakınlıklara ihtiyaç duymuştur.

Ebetteki, hiç şüphesiz en büyük dost ve yardımcı Allah'tır! Ama, ne var ki, Allah-u Teala insanlar birbirlerine muhtaç ve birbirlerinin yardımlarıyla mutlu yaşayabilecekleri biçimde yarattığı için, insanın insanı sevmesi ve yukarda anlattığımız biçimde olması gereken birliktelikleri fıtridir ve güzeldir...

Sözü uzatmayalım, vefasızlık münafığın hasleti, vicdansızın, bencilin, nankör ve kadir bilmezin ahlakıdır... Ve hepimiz çok iyi biliriz ki, kafirin küfrünün en büyük sebebi, binlerce cinayetten daha da büyük cinayet olan adaletsiz düşüncesidir!.. Ve, sonsuz denecek kadar nimetleri görmemezlikten gelen vefasızlık ve nankörlüğüdür!..

Yani daha açığı, kafire yedirseniz içirseniz, sırtınızda taşısanız yaranamayacağınız gibi, tam tersi size olan düşmanlığını artırmaktan başka hiçbir şey yapmış olamazsınız...
Çünkü onlar, bir kere kalplerinde ve düşüncelerinde dengeyi kaybetmiş, bizatihi kendi iradesiyle adaletsizlik ve vefasızlığı tercih etmişlerdir!

Mesela, bakınız kainattaki her zerre adeta Allah'ı gösterircesine, Kur'an'ın ifadeleriyle, ayetlerle, delillerle dolu olduğu halde, bu, milyarlarca delilin her birini görmemezlikten gelip ve yokmuş farzederek, Allah'ı inkar eden insan, şayet adaletli ve her şeyi yerli yerine koyarak düşünebilseydi, bunu yapabilir ve kafir olur muydu?.. Aslında biz insanoğlu, dünyaya her şeyi yerli yerine koyup, adaletli düşünüp, adaleti yakalayalım diye gönderildik. Ki, işte imtihan da budur.

Yoksa, adaletli düşünemeyen bir insanın, evliya ile eşkiya arasındaki farkı veya Ebu Bekir ile Ebu Cehil arasındaki uçurumu farkedip, zihninde ve kalbinde her şeyi yerli yerine koymasını beklemek, sanıyorum adaletsizliğin kendisi olur.

Öyleyse bu şu demektir; kafir ile müslüman arasındaki en önemli ahlaki farklardan birinin de, adalet duygusu olduğu ve insanların tümünün, ister kafir, ister müslüman olsun, adaletsizlikten aldıkları pay ölçüsünde adileşebildikleri ve vefasız ve adaletsizlerin, şayet tövbe edip dönmezlerse, sonlarının küfür olacağının kesin olduğu adalettir!..

Allah' a emanet olunuz.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...