Yakın Çevresindekilere Merhamet ve Şefkati

Yakın Çevresindekilere Merhamet ve Şefkati

Tarih: 2007-04-25

Şenel İlhan; sınırlarını anlamak ve anlatmakta aciz kaldığımı hissettiğim bir şefkat ve merhamet okyanusu... O'nun, çevresindeki bütün mahlukata karşı maddi ve manevi planda gösterdiği duyarlılığına, onların sorunlarını halledebilmek, acılarını dindirebilmek için yaptığı, savaşı andıran mücadelelerine baktığınızda, ne büyük bir okyanusun kıyılarında dolaştığınızı hisseder, şaşkınlık ve hayranlıkla ürpermeden edemezsiniz... Yine merhametinin boyutlarını geçmişte yaşamış Sadat-ı Kiram'dan büyük zatların ahlaklarıyla kıyasladığınızda da, O'nun asrımızda yaşamakla, asrımızı şereflendiren çok nadir şahsiyetlerden birisi olduğunu farkeder, aynı zamanda da insanlık için bir lütuf olduğu yargısına varmakta yine zorlanmadığınızı hissedersiniz...

Evet, bu yazımda ahlakının merhamet ve cömertlik boyutunu misallerle anlatmaya çalışacağım bu numune-i imtisal olan insanı, örnek ve ifadelerin dar kalıpları içinde ne kadar tanıtabileceğimi ve içi hınca hınç inci dolu o ilim ve irfan denizinin diplerinden, sizlere ne tür inci mercanlar çıkarabileceğimi bilmiyorum... Ama şunu iyi biliyorum ki, O'nu anlatmakta yetersiz gelecek ifadelerim... Evet, bunu çok iyi idrak ediyor ve bu kusuru benim dalgıçlığımın sığlığına bağışlamanızı istirham ediyorum.

Yakın Çevresindekilere Merhamet ve Şefkati

Seyyidimle 1983 Nisan'ında tanıştım. Aynı zamanda benim Tokat'taki memuriyet hayatımın da başlangıcıdır bu yıl... Tanıştığımız ilk günlerden beri şahit olduğum bir gerçek var ki, O'nun merhametsizlik gibi bir sorunu hiçbir zaman olmamıştır. Tam tersi, belki garip gelecek ama, aşırı merhametinden sorunu vardı diyebilirim... Zira, hemen herkes tarafından bu aşırı merhametinden dolayı istismar edilip çok fazla incitilmiş, tabir caizse hırpalanmıştır. Ve O'da bunun farkındadır. Fakat buna rağmen yine merhametine yenilmekte; bu incitilmelere bilerek rıza göstermekte, kendisi üzülmek pahasına da olsa başkalarını mutlu etmektedir... Ama gün gelir ki ne aklı, ne de ilmi, O'nun bu halini onaylamaz olur. Bu arada O'nun bu aşırı merhametini, istismarcılardan koruma mücadeleleri, yani bir bakıma kendi merhametiyle mücadelesi başlar.. Evet, etrafındaki hemen hemen bütün arkadaşları; bizler kendi adımıza merhametli olma mücadelesi verirken, O, bir kuş gibi hassas yüreğini, geneli çok merhametsiz ve zalim olan insan denen canavarların bulunduğu bir ortama alıştırma mücadelesi vermektedir ...

Zira Şenel İlhan'ın bütün duygularının da üstüne çıkan çok önemli bir vasfı vardır ki, Şeriate son derecede bağlılığı, Rabbine sonsuz derecedeki teslimiyetidir bu..."Allah (c.c) ile arama kendim girsem, kendimi yok ederim" diye her fırsatta ifade buyurdukları bu Şeriat düşkünlüğü, içi kanaya kanaya, o hassas yüreğiyle mücadele etmesini gerektirmiş ve O da merhametli bir cerrahın hastalarına neşter vururken hissettiği duyguları yaşayarak, aynı zamanda; "Allah (c.c) için acınması gereken yerde acımalı, ama acınmaması, merhamet edilmemesi gereken yerde de, merhamet etmemeli; Zira bu merhamet günahtır" düsturundan hareketle; yoğun merhamet duygularını dengelemeyi başarmıştır.. Kendi ağzından, niçin merhametiyle mücadele etmesi gerektiğini şöyle ifade etmişlerdir; "Ben yapım gereği, tanıştığım herkes için onu nefsime tercih edecek bir yapıda yaratılmışım. Bu bana Allah (c.c) vergisi, bununla övünmüyorum. Ama böyle oluşumu seviyor, Allah'a (c.c) çok hamdediyorum...

Yalnız bir sorun var ki, etrafımdaki insanlara Allah (c.c) için ne kadar fedakarlık yaptıysam, karşılığında genelde hep kötülük buldum diyebilirim. Kötülük bulmam da önemli değil; çünkü şüphesiz ki ben iyilik yaparken karşılık bekleyerek değil, Allah (c.c) için yaptım. Zira ben sofi olduktan sonra, Allah (c.c) için niyet almadan başımı bile kaşımamaya gayret sarfeden ve bunda da başarılı olduğuna inanan bir insanım...

İşte bu nedenle ben; kendisi için kendimi hiç çekinmeden feda ettiğim insanlar, Allah (c.c) yolunda, İslam davasında çalışsalar, yine herşeyimi onlara feda ederim; gecemi gündüzümü yine onlara hizmete sarf ederim ve yetişmeleri için de elimden gelen her şeyi seve seve yaparım. Çünkü benim Allah ‘tan (c.c) başka hiç bir davam ve gayem yok. Bunu siz de görüyor ve biliyorsunuz. Ama hiç de böyle olmuyor!..

Ben insanlara sadece dünyada daha rahat yaşasınlar, keyif çatıp yatsınlar, hatta sanki rahatça günah işlesinler veya insanlara zararlı olsunlar diye; onların binbir türlü, cinsellikten alın da her türlü psikolojik veya maddi, manevi sorunlarını hallediyorum sanki... Bu halimin günlerce hesabını ve kritiğini iyi yaptım. Neticede bunu Şeriata mutabık ve Allah'ın (c.c) rızasına uygun bulmuyorum... Zira asrımız cihad asrı, hizmet asrı.. Benim yetişdirdiğim bir insan; biliyorum ki, hizmet- cihad davasında çok ağır yükleri omuzlayabilecek bir kişiliğe, bir ilme sahip olabilir. Buna da her insanın kabiliyeti yetmiyor. Her insan, ne kadar ilim yüklersen yükle; mücahit ruhlu olamıyor... O zaman, insanları yetiştirirken, Allah (c.c) için seçici olmam gerektiğini hem Şer'an hem aklen kendi kendime ispat etmişim. Bana müracat eden her dertliye, her sorunu olana yardımcı olmaya çalışırım. Ama bütün mesaimi ona harcamaya kalkmam, ancak şeytanın benim gibi bir insanı; gereksiz yere meşgul etme planına yardımcı olmam demek olacağından, ben nasıl şimdi her bana gelip; "Merhamet et, sorunlarımı hallet veya ilim öğret!" diyene acıyabilir ve ona ilim öğretebilirim...

Bu açıkça günahtır. Mesela, ilmi ehli olmayana öğretmek, resmen büyük vebaldir. O zaman benim şu andaki duygularım şudur; sen Ümmet-i Muhammed'e lazımsın ve herkesle uğraşmak gibi bir lükse de sahip değilsin.. Sen ancak, bir kişi olduğu halde, yetişince bin kişi olacak kapasitedeki insanları yetiştirmelisin. Aksi ise, ömrünü, zamanını ve kendini israftır; israf da haramdır." Başka zaman da bu halinin izahını şöyle yapmıştı; "Seninle konuşan hayata dönüyor, imanı güçleniyor, itikadi vesveselerinden, şüphelerinden kurtuluyor. Öyleyse benim bedenen sıhhatli olmam, duygusal yönden zayıf olmayıp, şeriate uygun davranmam ve maddi olarak zengin olmam; bunların hepsi de Ümmet-i Muhammed'e yarayacaktır. O halde istismarcılara merhamet etmemem lazım; yoksa bana gerçekten ihtiyacı olanlara acımamış olurum..."

Evet, malesef yaşadığı hayatın gerçekleri, ister istemez O'nu, bu diyalektiği yapmaya itmiş ve O da coşkun selleri andıran duygularının önüne set çekmek ; ilmiyle aklıyla bu yoğun duygularını dengelemek durumunda kalmıştır... İşte Seyyidimin genelde bütün mücadeleri böyledir. Aşırı merhametini, aşırı cömertliğini hizaya sokma, Şeriatın istediği çizgiye getirme ve dengeleme mücadeleleri... Yoksa O'nda kötü ahlak görmek gerçekten mümkün değildir.

Seyyidimin hayatı, merhametiyle ilgili hatıra zenginliği ile dolu... O'nun merhametinden ancak bazı ipuçları verebilecek birkaç örnekle o nezih hayatı anlatmaya çalışmak elimizden gelebilen...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...