Hadiseler Karşısındaki Tevekkülü

Hadiseler Karşısındaki Tevekkülü

Tarih: 2007-04-25

Seyyidimin ihlası ve Allah'a (c.c) güveni ta ilk sofi olduğu yıllarda bile nerdeyse yerli yerindedir. Ama buna rağmen tevekkülünü sık sık test ettiğine çok şahit olmuşumdur. Sofiliğinin ilk yıllarında, her açıdan sıkıntılı günler geçirmiştir. Gerek son derece iffetinden gerekse Allah'a (c.c) olan tevekkülünden, inancından dolayı bu hallerini olgunlukla karşılamış, tabiri caizse kimseye "eyvallah" etmemiştir. Öyle ki ben onun hayatta hiç bir zengine, mal ve makam sahibi birisine sıkıntı içinde olduğu zamanlarda bile, tekrar ediyorum, iltifat ettiğine, onların yanında tavırlarını değiştirdiğine şahit olmadım ki, hatta onun bu husustaki iffeti nerede ise bütün ahlaklarının üstündedir... Zengin birine, sırf zengin olduğu için iltifat ha! Eminim böyle birşey teklif edeni bile perişan eder...

O kadar hassastır bu konuda, o kadar hassas... Ama Allah (c.c) için, en gariban insana nasıl yardımcı olmuşsa, yardıma muhtaç diğer insanlara da tavrı aynıdır... Ulaşamadıkları içinse acılar içinde kıvrandığını bilirim. Yıllardan beri benim gözlemim ve tesbitim budur...

Allah'a (c.c) karşı çok fazla sevgisi, teslimiyeti ve tevekkülü vardı. Yoksa O'nun çektiği çilelere, Allah'a (c.c) itimadı tam olmayan bir insanın, bir saat bile dayanması mümkün değildir. Mesela ben, zaman zaman acizane kendimi onun yerine şöyle bir kaç dakikalığına hayalen koymak isterdim, sonra bu düşüncelerimden şiddetle kaçardım. O hale hayalimde bile dayanamazdım... Allah (c.c) demek, O'nun ismini zikretmek O'nun en büyük zevk ve neşe kaynağıydı. "Allah (c.c) deyince rahatlıyor, genişliyor; bütün dertlerimi unutuyorum" derdi. Öyle inanıyorum ki bu sevgisinin de sabrında büyük payı vardı...

Yine birgün her taraftan musibetlerin yağdığı ve etrafından bir sürü iyilik yaptığı dost gibi görünen insanların kaçtığı, dağıldığı bir zamandı. Arabasıyla, Tokat caddelerinde beraber dolaşıyorduk ki, sıkıntılı zamanlarda taksiyle gezinmek, şehirden uzaklaşıp, kırlara, saf tabiata dönmek, tek teselli kaynağıydı. İşte yine böyle dolaşırken aynen şöyle ifade ettiler, hiç unutmam; "Nail, ben bunca sene gece gündüz çalıştım. İnsanlara her hususta yardıma koştum ve neticede koca kafamla şunu gördüm, şunu anladım ki; dünyada hiç bir karşılık beklemeden, Allah (c.c) için çalışmaktan gerisi boş... Yani ben onlara bu kadar iyilik ettim, onlar da bana iyilik etsin diye bir beklentim olmayacak, o kadar hizmet ettin, niye bu insanlarda bir düzelme, bir iyileşme yok? diye de bir beklentin olmayacak!.. Senin görevin sadece ve sadece Allah (c.c) için yorulmak."demişti. İfade ettiğim gibi O'nun güveni taa işin başından beri hep Rabbineydi... Çok güçlü bir yapısı olmasına rağmen pazusunu gösterir; "Bunlar kas ve sinirlerden oluşmuştur. Bir damarda arıza olsa, bu kol güçten kuvvetten düşer. İnsan bileğine değil, sadece Allah'a (c.c) güvenmeli."derdi.Yine kendine güvenmediği, bel bağlamadığı, herşeyi Allah'tan (c.c) bildiği, O'na teslim olduğu gibi, çevresindeki insanlara da kesinlikle bel bağlamazdı...

Tevekkülü; "Sebepleri terk etmek" şeklinde anlayanlara kızar, bazı arkadaşlarımızın tembel tembel oturup,"Biz Allah'a (c.c) güveniyoruz" şeklindeki düşüncelerini de çok eleştirirdi.Ve bize kısaca çok özlü bir şekilde tevekkülü şu cümlelerle ifade etmişti: "Sebeplere sarılırken öyle sarılacaksınız ki, sizi görenler, "bu adamda hiç tevekkül yok" diyecekler. Sebeplere sarılıp neticeyi beklerken de, sonuçta tamamen Allah'a (c.c) teslimiyet, tam bir tevekkül içinde olacak, sonuç ne olursa olsun O'ndan razı olmaya kendinizi hazırlayacak; sanki hiç bir sebebe teşebbüs etmemiş gibi bir halet-i ruhiye içinde olacaksınız." Ve kendisinde de, tamamiyle ifade ettiği şekliyle, bu tevekkülü görmek mümkündü. Herhangi bir işin yapılması aşamasında çok titiz, çok hassas olur; her türlü tedbiri alır, her türlü girişimi eksiksiz yapar, eğer tedbirde bir kusuru olmadığına ve etrafındaki insanların da böyle bir ihmal ve eksiklikleri olmadığına kanaat getirirse; neticeyi çok teslimiyetle karşılar; ama tedbirde ihmal ve kusur farkederse, eğer bunu yapan kendisi ise kendine, başkasıysa o başkasına son derece celallenirdi...

Hastaların, doktora götürülmelerine çok fazla ehemmiyet verir, hatta arabasının yıllık bakımlarını çok titizlikle yaptırır, yağını değiştirmek, lastikleri kontrol etmek vs. gibi hususlarda ve uzun yola çıkacakları zaman, arabayı ayrıca kontrol ve bakımdan geçirtir; dualarla yola çıkar ve sonra trafik kurallarına son derece riayet ederdi. Sollama yapacağı yerlerde, işi kesinlikle şansa bırakmaz ve bütün bunları tevekkülsüzlük değil; aksini yapmayı, akılsızlık olarak değerlendirirdi... Bu arada, onunla yolculuk yapmak kadar emniyet içinde yolculuk yaptığımı hatırlamıyorum. İçim gayet huzurlu olurdu.Ortamın, yolun müsait olduğu hallerde hızlı araba kullanır, ama tedbirsizlik asla yapmazdı . O'nun araba kullanmadaki ustalığını çok eski şoförler de takdir ederler. Arabayı çok kısa sürede, kırk yıllık şoförleri geçecek kadar usta kullanmayı, yine Allah'ın (c.c) ona verdiği özel bir kabiliyet neticesi öğrenmişti ki; bu konuda neredeyse şoförlüğün kitabını yazacak kadar ustadır. Emin olun bu konularda bile o kadar çok ilginç tesbitleri vardır ki, şimdi oralara girsem konu uzamış olur... Her zaman beni hayran bırakan önemli bir yönü de, O'nun elini attığı her şeyde daha önce kimselerin farkedemediği orjinallikler bulmadığı herhangi bir dalın olmamasıdır. Evet, her dalda mahirdir O...

Bir örnek vermek gerekirse; bize şöförlüğü anlatırken "Şoförlükte ustalık diye birşey yoktur. Şoförlükte en önemli şey soğukkanlı olmaktır, herkes arabayı aşağı yukarı aynı ustalıkta kullanabilir. Ama kaza anlarında soğukkanlı olabilmeyi her usta şoför başaramaz... Bende en kritik anlarda bile, arabayı sürerken en ufak bir heyacanlanma olmuyor. O yüzden, birisi bana çarpmadığı müddetçe, bir araba geçecek kadar dar bir yerden geçmek zorunda kalsam, sağdan soldan bir santimlik mesafe kalsa bile Allah'ın (c.c) izniyle geçerim" der ve tabii bu arada, o esnada yanımızda olan, eski taksi şoförü bir arkadaşımızın bu husustaki enaniyetini kırmayı da ihmal etmezdi... Zira O'nun taksi şoförlüğünü kişilik edinmiş olduğunu farketmiş, onun bu ölçüsünü kırarak taksicilikten kurtarıp daha büyük düşünmeye sevk etmişti ki, daha sonra o arkadaş bu işi bırakıp büyükçe bir market açmış ve toptan eşya pazarlamaya kadar işi götürmüştü... Daha sonradan Seyyidimizin ona yaptığı bu iyiliği kendisi de itiraf etmişti...

Yine tevekkül olayını en doğru bir şekilde şöyle ifade etmişti: "Tevekkül sadece Allah'a (c.c) güvenmek gerektiğini bilmek değildir. Tevekkül kalbin bir sıfatı, güçlü bir duygu veya bu duyguların hayatın her alanına, Allah'a (c.c) güvenme anlamında yansımasıdır. Dolayısıyla tevekkül mal boyutunda cömertlik olarak, cihadda cesaret olarak kişinin ahlakına yansımak zorundadır. Yani tevekküllü biri, başına en büyük sıkıntılar da gelse, telefonlarla evine fitneler de yağsa, üç dakika önce başına gelmiş en elim olaya rağmen, ahmak bir komşusunun havadan sudan bir işini görecek kadar rahat, sabırlı ve telaşsız olmalıdır. Tevekküllü insan bütün olumsuzluklara rağmen yapması gereken şeyleri yapar. Bu eylemleri yaparken de rahattır." İşte sır burda...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...