Şenel İlhan Beyefendi'yi AnlatmakAnlatmak

Şenel İlhan Beyefendi'yi AnlatmakAnlatmak

Tarih: 2007-04-25

"Evet, hiç şüpheniz olmasın; O'nun attığı fırçalar dahi -dahisi fazla - ilimdi, ölçüydü, ahlaktı ve hala da öyledir. Nitekim o kızmalarını fırça olarak algılayanlar, o sözlerden hakkıyla istifade edemez. O daima, insanların meşrebini de gözönünde bulundurarak; kimin neyi, nasıl alacağını gayet iyi bilir... Bu özelliği yazılarına da her boyutta yansımıştır. Okurları iyi bilir... Bu konudaki en büyük mahareti de keşf vb.şeylerini, "psikoloji bilmek" adı altında gayet güzel saklar ve kamufle ederdi. Neyi, nasıl anlatacağını çok iyi bilirdi ki; siz buna ister "demiri tavında dövmek" deyin, isterse, zamanlama, tavır ve düşünceli olmakta "süper seçicilik" deyin...

Önemli olan, hadisenin böyle oluşu ve böyle tecelli etmesidir. İlimde israf sahibi değildir. Verdiklerini tam anlamıyla ister. Yani mutlaka pratiğini yaptırtır ve insanı o kıvama getirir. O'nun işidir bu... Bu nedenledir ki yanında bulunanlar, her halukarda sırtlarını O'na dayamış ve sadece dayamakla kalmamış, istismar boyutunda da rahat etmişlerdir. O çok büyük bir nimet ve lütuf olmasına rağmen, O'nun yanında olmanın en büyük vebali de budur sanırım. Niye rahatlık olmasın ki!..Dışarıda binbir türlü ölçü bozukluğu içinde kıvranan insanlar bunalım ve streste, kafaları kaos içinde, kalpleri ezik büzük, davranışları dengesizken; O'nun yanındaki her insan, çok usta bir psikoterapistin, kafa ve kalp temizliğinden geçmiş bir akıl duruluğu içinde, oldukça rahat bir yaşantı sürerler. İsterse dertleri olsun, bu yine de böyleydi. Nitekim Şenel İlhan Beyefendi insanları, kesinlikle hayatı omuzlayacak kadar güçlü kılmaya özen gösterirdi...

Kendisi hep, bu durumun kadrini ve kıymetini iyi bilmemizi; çünkü bu günlerin geçeceğini ve ehil insanların, bu ölçülerle, bir çırpıda başı göklere erecek kadar terakki edip, birgün bizleri sorgulayacaklarını ve onların "kabiliyet deryası" olduklarını ifade ederlerdi. Bugün, yakın çevremize katılan ve kısa sürede terakki eden insanları gördükçe, o sözlerin ne kadar yerinde ve isabetli olduğunu, kendi adımıza üzülerek hatta derin bir hayıflanmayla görüyor ve gözlüyoruz. Allah (c.c) bizleri affetsin...Çünkü O'nun verdiği ilimler baştan sona İslam ve İslam da baştan sona ilahi bir kaynak, çerçeve ve içerik...

Evet, Şenel İlhan Beyefendi insanı aç bırakmaz, ahlaklarıyla doyururdu. Bu anlamda Şenel İlhan Beyefendi, her ferdin şahsında, belki de tüm insanlığı doyurmaya adaydır. İnancımız odur ki, Rabbimiz inşallah O'na bu fırsatı verecektir. Bunu, talep sahibi insanlar olarak, yakın gelecekteki güzel günlerin kaçınılmaz bir şartı olarak görüyoruz. Çünkü insanlık böyle ölçülere, dengeye, estetiğe, iç ve dışa muhtaç...

Şenel İlhan Beyefendi'nin hayatında alime, avama, evliyaya; herkese hitap eden taraflar vardı. Çünkü Şenel İlhan Beyefendi, Allah'ın (c.c) lütfettiği kendi derinliği içinde, kime nasıl davranacağını bildiği gibi, kime ne vereceğini de iyi bilirdi... Daha doğrusu, kimin hangi boyutta neye ihtiyacı varsa, rahatlıkla O'nda bulabilirdi. Evet, her seviyedeki sofiyi, bulunduğu yerden daha ilerilere taşımakta çok mahirdi. O sofinin kişiliğini, problemlerini, kendini zorlayabilme sınırlarını, potansiyelini ondan daha iyi bilir ve gayet güzel yönlendirirdi. Bunu yaparken hiç şüphesiz akıl, ruh, zeka, nefis, sosyal statü, yetişme biçimi, yetişme bozuklukları, sevebilme gücü ve ihtiyacı, zorluklara dayanabilme direnci, hizmet aşkı; aşk, şevk ve muhabbet dahil daha pek çok şeyi bir bilgisayar gibi belirler; o kişiyi çözerdi. Tabir caizse yeniden imar ederdi...

Ve o insana, kendinden daha fazla tanıdığı yeni bir "ben" sunardı. İlerde gelmesi ve olması gereken; çalışırsa olabileceği "ben'e" binaen... Ve bu çalışmaları esnasında da yorulmak, durmak, dinlenmek nedir bilmezdi. Zoru, en zoru, daha da zoru; zaman faktörüne de yayarak en kısa zamanda, olabilirlik sınırları içinde başarırdı. En güzeli de çevresindekiler; Şenel İlhan Beyefendi, onları kendilerine tanıttığı kadar, gerçek anlamda kendilerini tanır ve bir o kadar da Şenel İlhan Beyefendi'yi idrak ederlerdi. Yani size sizi tanıtırdı kendi kapasiteniz kadar ve siz O'nu tabii olarak kendi kapasitenizce algılardınız.

Nitekim Şenel İlhan Beyefendi, çevresindeki insanların Şenel İlhan Beyefendi'den faydalanma geleceklerini, onların Şenel İlhan Beyefendi'yi algılamadaki yetersizliklerine bırakmamıştır. İnsanları sevdiği, onlara acıdığı için... Bu meyanda Şenel İlhan Beyefendi, insanların nakıslıklarını da düşünerek, insanların O'nu algılayabileceği boyutta kendini algılatırdı. Dolayısıyla Hz.Peygamber (asv)' in; "İnsanların akıllarını sahildeki kum tanelerine benzeten ve kimisinin büyük, kimisinin küçük olduğunu" ifade eden hadisine uygun hareket ederdi. Herkesin, kendini anlıyabilecekleri ölçüde algılamalarını sağlardı. Dolayısıyla bu da, çevresindeki talebelerinin, ne seviyede ve nasıl olduklarını kendi gözlerinde de iyi belirlerdi. Yani size sizi tanıtırdı kapasiteniz kadar ve siz O'nu, O'nun size tanıttığı kendi kapasitenizce algılardınız. O nedenle günler, zor bir bilmeceyi zevkle çözer gibi geçerdi. Ve bu esnada insan kendini; eski bir kazağın sökülen iplerini sonuna kadar söken ve iyi bir yıkama ve boyamadan sonra, aynı iplikle yeniden örülen şık bir kazağın keyfiyet ve serencamı içinde görürdü. Sonra insan, giydiği o yeni elbiseyi çok beğenirdi. Sanki benim gerçek rengim bu, işte bu benim derim, benim tenim, benim modelim der gibi... Kimliği, şekli, şemaili ameliyatla değişmiş asık suratlı bir insanın; eski mutlu ve gerçek kendini araması gibi sırlı ve zorlu bir işti bu aslında... İşte tüm bunlar, Şenel İlhan Beyefendi'nin, insanı ve iç dünyasını ne kadar iyi tanıdığının gayet açık bir göstergesidir.

Tasavvufa itibar ettiği halde onu ağdalı bir estetik olarak görenlere, tasavvufun; somut, pratik faydalarıyla kaçınılmaz bir şekilde yaşanması gerektiğini ve bunun da tamı tamına İslam ahlakının ta kendisi olduğuna insanı ikna eder, ve o insana ulaşabileceği zirveleri gösterirdi... Tasavvufun bir evliya mektebi, bir manevi sistematik olduğunu ve "kestirme" bir şekilde, kısa yoldan insanı Allah'a (c.c) ulaştıracağını, insanı sadece Allah (c.c) rızası peşinde koşan halis bir kul yapacağını bizzat yaşantısında gösterir ve bu da, söylediklerine dört dörtlük inanan ve yaşayan insanın sohbeti olduğu için çok etkili olurdu. O daima, Allah (c.c) yolunda herşeyin hesabını iyi yapan, attığı her adımda bir mesaj, bir tedbir, bir teşvik ve tebliğ değeri olan bir fiil adamıydı, amel adamıydı, Allah eriydi... Bu anlamda, verdiği selamın bile, hesabını ince ince yapardı. Hiçbirşeyin ama hiçbirşeyin, Allah'la (c.c) kendi arasına girmesini istemezdi ve aksini şiddetle reddederdi.Yani kendini Allah'a (c.c) ulaştıracak ne varsa hepsinin aşığı, tüm engellerin de kıyasıya düşmanıydı. O daima en hızlıydı. Hatta, "Allah'la (c.c) arama ne girerse onu yokederim. Kim, ne olursa olsun!.. Hatta bu kendim olsam yine öyle..." derdi. Allah (c.c) için sevmenin olduğu gibi, Allah (c.c) için öfkelenmenin de aşkını görürdük O'nda... Her zaman nakıs aklımız ve kalbimizle, bazen nötr kaldığımız duyguların yerinde ve gerektiği gibi tahlil edilememesinin nasıl bir zafiyetin eseri olduğunu gösterirdi bize. Ne kadar eksik olduğumuzu... Ve bu yönüyle de, tabir yerindeyse "sıkı eğitirdi..."

Şenel İlhan Beyefendi kadar tevazulu bir insan görmedim. Kelimenin tam anlamıyla tevazu... Burnu büyük kibirdanelere en güzel dersleri verdiği gibi, hiç kimsenin ilgilenmediği insanlara bile, derinlemesine merhamet besler ve en hayati problemleriyle ilgilenirdi.

"Günah ihtiyaç mıdır? Haya ile riya arasında ne fark vardır? Gerçekten ihlas nedir? İhlasın tanımı yeterli midir ya da ihlas anlatılabilir mi?" gibi girift konuların ince ince tahlillerini yapar ve bu konularda ortaya konabilecek en güzel ölçüleri gayet beliğ bir şekilde ifade ederdi... Benim kannatimce, bu çok önemli bir özellik, çünkü insan ne kadar derin düşünebilir ve ne kadar anlamlı yaşarsa; ancak ona, daha güzel, daha derin ve kuşatıcı bir şekilde ifade etmek nasip olacaktır. Yani heybesinde ne varsa, onu gösterebilir insan; olmayanı gösteremez...

İnsan ve psikolojisini böyle derinlemesine bilen, herşeye "nefis" deyip geçmek yerine, nefis hastalıklarıyla davranış bozuklukları arasındaki, yetişme bozukluklarıyla davranış bozuklukları arasındaki ilişkiyi gayet güzel tesbit eden ve bütün bunları değişik cepheleriyle inceleyen, o anda, insanın, bunlardan hangisinin tesiriyle ne durumda olduğunun tahlilini gayet güzel yapan ve birbirleriyle olan irtibatlarını çok iyi çözen bir insandı Şenel İlhan Beyefendi...

Bu konudaki vukufiyeti tamdı. Çünkü yıllarca, dünyaya ve insanlara bu anlamda bir " Laboratuar " gibi bakmış ve kendi akıl denizinde, insanları, davranışlarını, duygularını yüzdürmüş; en densiz davranışları bile merhamet sahillerine taşıyarak incelemişti...

Şenel İlhan Beyefendi insanı aç bırakmazdı, ahlaklarıyla doyururdu. Üzerinde hep, Allah'ın (c.c) emirlerinin ve tecellilerinin ince izlerini; hareket ve fiillerinde Resulullah'a (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ittibanın keskin yansımalarını görürdük. Evet, onun yanındayken insan, şu İslam'dan uzak dünyadan bambaşka bir alemde olduğunu; akıl, ruh, düşünce hatta bedeni rahatlama ile beden boyutunda da bariz bir şekilde hissederdi. Onun yanından ayrıldıktan sonra bile, uzun süre o halet-i ruhiyeyi muhafaza etmek isterdik. Susuz bir insanın susuzluğu, aç bir insanın açlığı dinerdi O'nun yanında... Adi nefsin bütün direncine rağmen; yanlışları doğrularıyla değiştirir ve öylece gönderirdi insanı. Ancak nasipsizler istifa edemezdi ondan; belki de son kozlarını oynayıp, son fırsatlarını en kötü şekilde değerlendirerek... Evet, adeta nefsi tersyüz ederdi. Onun sahte havasını kırar ve insanı kendine getirirdi, gerçek kendine... İnsanın kendisinin kendisine saygı duyacağı bir forma dönüştürürdü onu. Evet, Şenel İlhan Beyefendi, yanında, adam gibi adam görmek isterdi hep...

Şenel İlhan Beyefendi, hepimizi, ilginç bir şekilde imtihan eder ve nefsimizin binbir suratlı yüzünü bize gösterirdi. İmtihanları öyle ilginçti ki, çoğu zaman kimse farketmez ve ancak çok çok sonra farkedilirdi. Yanından ayrılan her insan, O'nun ilginçliğinin boyutları hakkında, aklının sınırlarını zorlar, ama pek de birşey şekillendiremeden kendi aciz ve nakıs dünyasına geri dönerdi. Evet, onun yanında hemen hemen herkes, kendini adeta karikatür gibi hissetmekten alıkoyamazdı. Nasıl alıkoysun ki, bir tarafta sahte kendisi ve kendisinin de farkettiği sahte kişiliği; bir yanda ise gerçek bir insan... Şenel İlhan Beyefendi de bunu bildiği için, çevresindekilerin robotumsu ya da zombi gibi hallerini görür, ama yine de merhametinden birşey kaybetmezdi. Oysa o zombilerin nefisleri alabildiğine dinç ve diriydi... Şenel İlhan Beyefendi'yse, insanı manen döverken de, severdi. Çünkü hep bir amaca yönelikti fiilleri... Nitekim hanımı ona "Nefis Katili" sıfatını takmıştı. Evet, ismi "nefis katiliydi" O'nun... Allah'a (c.c) düşman olan herşeye düşmandı çünkü O. Sadece kendi içinde değildi mücadelesi, maddi yardımlarını dışarı taşımakla kalmazdı. En önemlisi maneviyatı, manevi yardımlarını esirgemez ve hiç ihmal etmezdi. Bu anlamda talepli olan herkesin sermayesiydi Şenel İlhan Beyefendi. Saatlerce konuşurdu; yorulmadan, bıkmadan, gücenmeden, beklentisi olmadan...

Çilelerle geçmiş hayatı, sanki bütün çilekeşlerin fevkindeydi... O nedenle, hayatı acılarla geçmiş insanlar; çilenin kadrini kıymetini bilircesine, Şenel İlhan Beyefendi'nin değerini daha iyi anlarlardı. Çünkü Şenel İlhan Beyefendi, karşılaştığı bir insanın kemalatını ya da ne tür etkilerle büyüdüğünü anlarken; aynı zamanda onun acı çizelgesinde neyin eksik olduğunu da gayet iyi bilirdi. Çok büyük acılarla büyümüş ve bugün manen terakki etmiş bir arkadaşımızla yaptığı bir özel sohbetinde ona; "Belli bakımlardan çok hoşsun ama bu olgunluğa göre, henüz bana anlatmadığın çilelerin, sıkıntıların olmuş senin daha!.." demiş ve o arkadaşımız da o gün Şenel İlhan Beyefendi'ye, hiç kimseye anlatmadığı bir kısım acılarından bahsetmişti. Aynı arkadaşımızın, Şenel İlhan Beyefendi'yle ilk karşılaşmasını anlatırken ki ifadesi çok ilginçti; "Bir sohbeti 25 senemi sildi. Gözlerinde, evet gözlerinde her şeyi bulmuştum. Artık acı çekmek yok, çünkü ben varım diyordu..."

Evet, yukarda da söylediğim gibi; Şenel İlhan Beyefendi insanları aç bırakmazdı, ahlaklarıyla doyururdu... Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin; "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." hadis-i şerifinin ışığında tefekkür eden bir insan ancak, bunun ne kadar zor bir cehd olduğunu bilir ve anlar.

Bu güçlük nedeniyle olsa gerek, Şenel İlhan Beyefendi'nin hayatını anlatma düşüncesi gündeme gelince, "Ben Şenel İlhan Beyefendi'yi anlatamam, anlatmaya kalkarsam, bu ağır yükün altında kalırım" mülahazasıyla ağlamış ve uzun bir müddet elime kalemi alamamıştım... Bu nazik konuda da okuyucularımızın affına sığınıyorum."


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...