İlme Bakışı

İlme Bakışı

Tarih: 2007-04-25

Yazarlarımızdan Abdulkadir Yılmaz Şenel İlhan Beyefendi'nin İlme ve ilim adamlarına bakışını şöyle anlatmaktadır; "Seyyidim insanları değerlendirirken; "Alimler de dahil bütün insanları bunun içinde zikredebiliz, her zaman üç boyutta değerlendirmek lazımdır. Bunlar duygu, ilim-akıl ve aksiyon...Bir kişinin gerçek büyüklük ölçüsü, kemalatı; ancak bu şekilde değerlendirilebilir. Mesela duygudan mahrum bir ilim veya ilme dayanmayan, sadece duygusallıktan kaynaklanan bir aksiyon hiçbir zaman, asla yetersizlikten, sığlıktan, samimiyetsizlikten uzak kalamayacaktır. Çünkü tek başına ilim ya da tek başına duygular; sağlıklı bir aksiyon ya da amel oluşturamaz. Duygularla aksiyonun arasına akıl ve ilim bombalarını atmak gerekli...Nasıl ki, ilim ve akıl süzgecinden geçmemiş duygular sağlıklı ve dengeli bir aksiyonun temeli olamazsa; duygulardan mahrum sadece kuru bir ilim de insanı ancak bir bilgisayar disketinin soğukluğuna taşır. Bu manadaki kuru bir ilim, iç algılarımızdan mahrum bir ilim olduğu için, sağlıklı bir amel yani aksiyon nedeni olamaz. Duygular ancak ilim ve akıl süzgecinden geçmekle sağlıklı bir aksiyona dönüşebilir." şeklinde ifadeetmiştir."

Seyyidimin ilmini anlatırken de O'nun sadece kuru bir ilmi olmadığını, duygu yönünün en az ilmi kadar hatta daha zengin olduğunu ifade etmeye bilmem gerek var mı? Zira ahlakı bahsindeanlatmaya çalıştığımız merhameti, şefkati, insan sevgisi ve cömertliğini biraz okuyan bir kişi; O'nun duygu boyutunun azameti karşısında şaşırmadan edemeyecektir. Bir gerçek daha var ki o da, Seyyidimin duygu yönünü hiç bir zaman tam olarak ifade edemeyeceğim gerçeği... Zira mesela bırakın merhamet duyguları zayıf bir insanın, normal bir insanın bile, alabildiğine şefkat ve merhamet dolu böyle maneviyat ehli insanların duygularını anlatmaya çalışması, belki mümkün olur ama anlaması ve tam olarak anlatması asla mümkün değildir. Çünkü tatmayan bilemez...

Evet, O'nu bu denli ilim sahibi olmaya iten neden aklı ve duygularıdır. Ama tam olarak, O'nu bu denli insanlara yardımcı olmak düşüncesiyle ilim sahibi olmaya sevkeden, hele özellikle kelam ilminde ihtisas sahibi yapan duygusuna; şefkat mi, merhamet mi, şuur mu, mesuliyet duygusu mu desem, tam olarak tesbit edip bir karar verebilmem mümkün değil... Ama herhalde hepsi birden diyorum, değişik malzemelerden oluşmuş son derece lezzetli bir yemek gibi; ilim ve bu ilmin tabii sonucu olarak O'nu aksiyon sahibi yapan etmenler...

Gerçekten, insanların halleri, duygu boyutunda O'nu çok etkiliyordu. Mesela fakirlere çok acıdığı gibi; iman fakirlerine, şüphe içinde kıvranan ve yardım isteyen insanların hallerine de çok acıyor, aynı zamanda onlara yardımcı olmak zorunda hissediyordu kendini...Nitekim "Duygularımla iyilik yaparım, onun gücünün yetmediği yerler olursa, o zaman yapmam gerektiği için, mesuliyet duygusundan yaparım. Bazen bazı iyilikleri yapmaya merhametimin gücü yetmez, o zaman da mesuliyet duygusuyla yaparım." diye bir sohbetlerinde duygu, ilim, aksiyon üçlüsünü kendi üzerlerinde gösteriyorlardı... Fakat şunu ifade edelim ki, Seyyidim, İslam'ın acımayı emrettiği yerde acırken, acınmaması gereken yerlerde de ilmiyle duygularını frenler ve acımazdı. Dolayısıyla, acıması da acımaması da Allah (c.c) içindi. Tüm safiyetiyle ihlas, zirvede bir tefekkür ve samimiyet...

İnsanlar, herhangi bir konuyla ilgili olarak son derece geniş kapsamlı bilgi sahibi olabilirler. Bu, müsbet ilimlerde olabileceği gibi, fıkıh, hadis, tefsir tasavvuf gibi dini ve manevi konularda da olabilir. Fakat bu bilgileri, insan ruhunu, insan psikolojisini iyi tanıyarak, onların mutluluğu için kullanabilmek, sadece bilgili olmakla halledilebilecek birşey değildir. Bu bilgilerin insanlarda kullanımı; onların psikolojik durumlarına, kültür yapılarına, zeka derecelerine ve temeldeki kültür birikimlerine, sosyal çevrelerine göre zaman ve zemin içinde değişiklik gösterir. "Her doğru her yerde veya her zaman söylenmez" diye güzel bir söz vardır. Sırf bilgilendirmek maksadıyla her bilgi de yeri ve zamanı gelmeden söylenmemelidir.

Kainatın, yeryüzünün halifesi olan insanın tekamülü için yaratıldığı gerçeği, Kur'ani bir beyandır. Tekamül (olgunlaşma) ise, kesinlikle bilgi ve aksiyonun, zaman boyutu içinde insana kazandırdığı maddi ve manevi kazanımlar olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla insan, zaman içerisinde ihtiyacına göre bilgilendirilmeli ve onu hayatına tatbik edip, o bilgiyi kendi malı yaptıktan sonra başka bilgilerle, tekamülde hangi noktaya gelebilecekse, istidadı kadar olgunlaşmaya doğru adım adım gitmesi sağlanmalıdır. Bu anlatılanlar, bilgi olarak bütün eğitimciler tarafından bilinir; ama uygulama aşamasında, her insana göre farklı durumlar arzettiğinden, tatbiki çok zor bir olaydır. Burada eğiticinin sadece çok bilgili olması, kesinlikle iyi bir eğitim için yeterli değildir. Talebesinin kapasitesini tespit edemeyen, istidadının boyutunu kavrayamayan ve ruhi durumlarındaki çalkantılarının, yetişme bozukluklarının, bu istidattaki menfi etkilerini, bir matematik problemi çözer gibi çözüp çıkaramayan bir eğitmenin, öğrencisine vereceği şeyler, çok sınırlı kalmak zorundadır... Hatta yeri ve zamanı iyi belirlenemeyen, öğrencideki müsbet veya menfi etkileri gözlemlenemeyen bilgi yığınları, kafa ütüleme türünden ters etkiler de yapabilecektir. Seyyidim, bu haldeki bir tebliğciyi veya öğretmeni, "Karanlığa taş atan" bir insan örneği ile örneklendirirdi.

Bu sebeple Seyyidim alimi, insanlara en çok yardımcı olabilen insan olarak tasvir eder, en çok bilgili olan değil... Bu bağlamda insanların hayatlarında ekmek su gibi hayati önemi olan bilgileri öğrenmek ve öğretmek, onun baş prensipleri ve bizlere tavsiyeleri arasında yer alır. Bu yüzden günümüzde bir çok müslümanın, alim olmak için hemen arapça öğrenmeye soyunmasına, hem kızar hem de gülerdi..." Ne basit bir kafa yapısı!.. Adam arapça bilmeyeni alimden saymıyor. Arabistan'da çöl bedevileri vardır; cahil çöl bedevileri ki kimse onlardan iyi arapça konuşamaz. Şimdi onlar alim mi oldu?" derdi... Onun sohbetine katılıp konuşmasına hayran olan bazı dinleyicilerin, O'nun bilgisinin derinliğini sanki test etmek istercesine, bazen; "Hocam sizin arapça bilginiz de var mı?" diye sormalarındaki basit düşünce yapısına hem öfkelenir, hem de ters cevaplar vermek zorunda kalırdı...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...