Fikir Çilesi-I

Fikir Çilesi-I

Tarih: 2007-04-25

Şenel İlhan Beyefendi, zerrelerine kadar iman dolu bir insandır. Hem kalbi öyle iman dolu ki, Hz. Ali (kv)'nin "Görmediğim Allah'a ibadet etmem" şeklinde ifade etmeye çalıştığı imanı gibi sanki... Bir şey daha var ki, Rabbimizin onu her yönüyle çağımız insanının her türlü sorunlarına ilaç olabilecek bir cevherde yaratmış... Deha seviyesini aşan bir zeka, bir akıl ve bütün insanları kucaklayabilecek bir enginlikte, şefkat ve merhamet dolu bir yüreği vardır. İşte insanlara duyduğu bu şefkat, merhamet hisleri öylesine coşkun ki, O'nu kabına sığmaz hale koymuş ve daha çocukluk yıllarından beri hep etrafıyla ilgili... Sanki kendisini unutmuş, hep başkaları var hayatında. Tasavvufla tanışması O'nun bu özelliklerini daha da açığa çıkarıyor, daha da coşturuyor. Nitekim işte bu engin şefkati daha gençlik yıllarından beri O'nu insanlığa yardımcı olmaya itmiş ve onları öncelikle ebedi saadetlerinden mahrum edebilecek olan bütün soru ve sorunlarını düşünmeye ve onlar için en mantıklı, en makul çözümler üretmeye teşvik etmiştir.

Evet biz de bu uğurdaki olağanüstü gayretlerini O'nu tanıdığımız günlerden beri hayranlıkla gözlemliyor ve şahit oluyoruz. Seyyidimiz o günlerde Tokat'taki kendi çevresinde, bu sınavları çok iyi veriyordu. Etrafındaki insanların psikolojik sorunlarından cinsel sorunlarına, itikadi sorunlarından ahlaki olanlarına kadar hepsine bir sürü çok güzel çözümler getirebiliyor ve bunda da çok başarılı oluyor... Saymaya kalksak hafızamız ciddi bir şekilde zorlanmak zorunda kalacak sayıda çok insan, O'nun yardımları sayesinde iman bunalımlarından kolaylıkla çıkabilmiştir. Psikolojik sorunlarıyla cinnet noktasına gelmiş kaç kişi de delirmekten, hatta intihardan kurtulmuştur ki, daha sonraları bu hallerini itiraf etmişlerdir. Yine bizim açıkça müşahede ettiğimiz husularvardır ki, Rabbimiz O'nu küçük çevreler için değil, büyük kitleler için yaratmıştır. Yani daha açıkçası onların maddi ve manevi sorunlarına ilaç için... Yalnız bu çok büyük görevi en iyi şekilde üstlenebilmesi için, gerçekten çok üstün zeka ve ulvi bir ruha sahip Seyyidimizin, fikir çilesi cenderesinde hem ruhen, hem ilmen daha yetişmesi daha olgunlaşması gerekiyor olmalıki O'na baş vuran herkes her türlü sorusuna ve sorununa her türlü cevabı da, çareyi de alabilsin, bulabilsin...

İşte bu manadaki eğitim aşaması, 1985 yıllarında, Seyyidimizin maneviyatta gelmesi gereken belli bir aşamaya gelmiş ve o fikir çilesini zordan da zor çilelerini kaldırabilecek bir olgunluk ve yakine ulaşmışken, yavaş yavaş başlamış olup, sonraki yıllarında yoğunlaşarak devam edip gidentam onbir yıl...

Evet, aslında dışarıdan en anlaşılır şekliyle "Fikir Çilesi" olarak tarif edilebilen, İslam alimlerinin de araştırmacılık şüphecilik, vesvese gibi şeylerden araştırmacı anlamında özellikle ve kesinlikle ayırmak için "Fikir Çilesi" adı altında tarif etmeye çalıştıkları bu çilenin aslı, Allah-u Tealanın çok özel yetenek ve çok istisnai akla sahip ender kullarına maddi ve manevi anlamda yetişmeleri için bir lütfundan başka bir şey değildir.

Yine bu çilenin bir amacı ise, insanlığın öncelikli olarak imani boyuttaki meselelerine, hem mantığa, hem hikmete uygun çözümler üretebilmeleri ve bu anlamda Allah-u Teala'nın hidayet vermek istediği kullarına, imtihan mentalitesi içerisinde hidayet kapılarını aralayabilmeleri için, bu özel insanların yetişmelerinden başka bir şey değildir. İşte Seyyidimiz de, yaratılış cevherinin iktizası gereği, kalbinde dağlar gibi iman ve hatta bazı Allah dostlarının yakinlerinin derecesini anlatmak için "Ahiretle aramdaki perdeler kalksa imanım zerre kadar artmaz" diye ifade edebildikleri şekilde bir yakine sahip olduğu halde, her türlü vesveselerle ve küfür ekolleriyle kalbi hastalanmış, kafası karışmış asrımız insanına yardım amacına yönelik olarak, şu ahir zamanda eski devirlerden meşhur olarak gelmiş veya yeni icat edilmiş bütün küfür ekollerini ve Seyyidimizin kendi tabiriyle "İslama alternatifmiş gibi duran" bütün din ve görüşleri, o din ve görüşlerin sahib ve savunucularından daha iyi bir şekilde öğrenmeye sonra da bu fikircikleri çürütüp çürütüp atmaya doğru itildi...

Şüphesiz, hem manevi anlamda, hem ilmi boyutta kendisinin daha da olgunlaşması ve yetişmesi, hem de şu ahir zamanın zavallı insanlarına gerçek bir iman kalesi olabilmesi için merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbi tarafından fikir çilesinin içine bir itiliştir bu... Seyyidimiz işte bu çile dönemlerinde yukarıda izah etmeye çalıştığımız bir şekilde imanı ve yakini olduğu ve kalbi de hiç bir zaman unutmadığı Rabbinde olduğu halde, aklıyla küfrün bütün eski ve yeni kalelerine girmiş ve oraları dağıtıp dağıtıp çıkmıştır ki, şimdiye kadar hiç yapılmadığı şekliyle hem de...

İmam-ı Gazali (ra) iki ay dayanabildiğini söylediği ve rahmetli Necip Fazıl'ın "Kendi öz ağzımdan kustum kafatasımı" diye çektiği çileleri bir şiirle ebedileştirdiği fikir savaşını Seyyidim tam onbir yılda bitiriyor. Ve yine Seyyidimiz bu yılları, hayatının en zor yılları olarak tanımlıyor. Şimdiye kadar çok çileler çektiğini ama bu çilenin hiçbir şeyle kıyasının mümkün olmadığını anlatıyor... Evet o günlerde Şenel İlhanbir taraftan günlük normal yaşantısını, hizmetini ve ibadetlerini hiç aksatmıyor ama bir taraftan da korkunç irade ve sabrıyla hiç kimseye hissettirmediği bir fikir savaşı veriyordu.

Zaman zaman konuşuyorduk veya bizlerden daima çok çeşitli dinlere, mezheplere, felsefi ekollere veya her türlü görüşlere ait kitaplar istiyor, Ankara'dan, İstanbul'dan her taraftan kitaplar getirtiyordu. Bu tür kitapların dergiye sağdan soldan geldiğini veya Seyyidimizin getirttiğini o zaman orada olan arkadaşlar bilirler ama o yıllarda Şenel İlhan'ınfikir savaşı verdiğini herkes bilmez. Evet, çoğunlukla bizlere çok az şey hissettirerek veya hiç hissettirmeyerek, hatta bizim üzülmememiz için gizleyerek kendisi çok yoğun günler geçirmiştir. Ama elden ne gelir, Sünnetullah gereği Seyyidimizin en mükemmel bir şekilde hem ruhen, hem fikren, hem de ilmen yetişmesi için bu çileler kaçınılmazdır, yoksa Rabbim O güzeller güzeli kuluna kıymazdı elbet...

İşte bu günlerin uykusuzluğu ve acıları içinde Seyyidimiz Rahmetli Şeyhimiz Seyyid Muhammed Raşid Hz.'ne (ks) gitmiş ve içinde bulunduğu durumu anlatmıştı. Seyda Hazretleri hem dua ediyor, hem de sanki Seyyidimiizn bir hataya düşmesinden korkarak içinde bulunduğu halin "Vesvese değildir. Çok akıldır, çok akıldır" diyerek izahını yapıyordu. Evet şüphesiz bu, Seyda Hz.'nin de buyurduğu gibi, O'nun yetişmesi için bir aşama idi. Sabretmesi ve dayanması gerekiyordu. Neticede sabrının mükafatını görmüş; onbir yıl süresince bu çile, Seyyidimiz gerek ruhunda, maneviyatında ve gerekse fikri ve ilmi cephesinde müthiş gelişmeler meydana getirerek çekilmiştir...

Şenel İlhan'ınbu çilenin içerisine çekilişi şöyle başlamıştır: Hizmetin yönünün üniversite ve yüksek okul öğrencilerine kayması, yeni sorunları beraberinde getirmişti. Okulda, müslüman olup bunun şuurunda olmayan öğrenciler olduğu gibi, zır inançsız, deist, ateist olmuş veya bütün ideallerini yitirmiş, tamamen zevkçi (hedonist) olmuş gençler veya Ehl-i Sünnet'i bırakmış; bahailerin, vehhabilerin bilmem nelerin kucağına yuvarlanmış, "cihat ediyorum!" diye Sünnet-i Resulullah'a (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), İmam-ı Azamlara, İmam-ı Gazalilere, Yunuslara, Mevlanalara savaş açmış, sözde şuurlu müslüman gençler ki, ne ararsan bulmak mümkündü... Bir taraftan da kızlarında olsun, erkeklerinde olsun namus kavramını tamamen bir tarafa atmış, kimi sevici olmuş, kimi homo, kimi hippi, kimi break dansçı, kimi bilmem neci, envai çeşit; izden izandan çıkmış öğrenciler ve işte bu öğrencilerin binlerce soru ve sorununa verilmesi gereken binlerce makul cevaplarla, bunların gerçek İslam'a, insanlığa kazandırılma çabaları...

İşte bunları kazanabilmek için, bunlara verilebilecek en mantıklı, makul cevaplar, başlıbaşına bir araştırma konusu idi ve imanları çalan sorular ve cevapları, insanları bid'atlere sürükleyen sorular ve cevapları, inancı olduğu halde yaşantısına aktaramayanların sorunları ve cevapları ve bu insanları seven, onlara gerçekten merhamet eden Seyyidimizin onlara yardımcı olma arzusunun şiddeti, yavaş yavaş O'nu, sorular ve cevapların arı kovanı gibi uğuldaştığı bir çile ortamına çekmişti...

Bu çile, İmam-ı Gazali (ra)'in "Herşeyi iki kere iki dört eder şekilde isbat etme, aklın ve objektif ilmin verilerinden hareketle subjektifi ispatlama..." tarzındaki bu gayretinin, O'nu iki ay gibi bir zaman, yoğun bir düşünceye ve hatta bunalıma ittiğini ve sonra bu halden Allah'ın (c.c) yardımıyla çıktığını ifade ettiği çileye benzer, hatta çok daha yoğun şekliyle 1985'te başlayan bu fikir çilesi, 1996 yılında -oniki yıl sonra- biter ve Seyyidimiz bu yoğunluk içinde Rabbine 10 kurban adakta bulunur ki; "Çıkarsam bu halden, bu kadar kurban keseceğim Ya Rabbi!" diye... Elhamdülillah 1997'de de,10 kurban kesilerek o sıkıntıların bittiği, sevenlerine müjdelenmiştir...

Aslında bu çile, iradesiyle başlayan ama daha sonra iradesini aşan, Allah (c.c) tarafından takdir edilip yönlendirilen, cebri bir ilim yükleme operasyonuydu sanki... Çünkü bu kadar kısa bir sürede, bu kadar çok ilmi, hiçbir Allah'ın (c.c) kulu, kendi iradesiyle çalışarak ve çilesini çekerek öğrenemez, takat de yetiremez, gözü de kesmezdi. Ama Rabbim, çok yönlü bir menfaat için, sevdiği bu kişiyi Sadattan, çok nadir kişilerde görülen bir fikir çilesi cenderesinde, bir bilgisayara yükler gibi ilim yüklemiş, sonra da bu cendereden, yine kendi yardımıyla çıkarmıştır. Diğer bir ifadeyle bu çile, kendi aklıyla karşı karşıya gelişi ve kendi aklının azametiyle tanışması olmuştur... Öyle ki bu karşılaşma hakkındaki şu ifadeler O'nundur: "Kendi aklımdan ben bile korkuyorum, ondan ürperiyorum."

Yine bu çile, insandaki kuvvelerin, kuvve-i hayaliye, kuvve-i vehmiye gibi imana müsbet ve menfi etkilerinin tanımlanması, bu kuvvelere, şeytan ve nefsin hatta meleklerin ilhamla müdahalesi neticesi oluşabilecek vesveselerin tarifi ve tanımı; bu sebeplerden, akılda itminanın kalbi itminandan farkları gibi nerdeyse hiç yazılmamış, irdelenmemiş konuların gün yüzüne çıkarılıp anlaşılmasına vesile olmuştur. Bu çile; aklın gücünü, sınırlarını ve haddini bilmesi manasında aklının akıllanmasına vesile olmuştur. Bir başka yönüyle de; aklın "selim", yani "güvenilir derecede sağlam, Hakk'a ve hakikata teslim olmuş" bir noktaya ulaşması; kalp ile zahir aklın izdivacıdır bu. Bir başka ifadeyle, objektif akıl alanının, subjektif zeka alanını da içine alacak şekilde alabildiğine genişlemesi; "akıl sıçraması"...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...