Mücadele Azmi ve İlme Talebi

Mücadele Azmi ve İlme Talebi

Tarih: 2007-04-25

Başyazarımız Şenel İlhan Beyefendi'nin mücadele azmi ve ilme olan düşkünlüğünü Dergimizin yazarlarındanAbdulkadir Yılmaz şöyle anlatmaktadır; "Ya öleceğim, ya olacağım!" der ve bu ifadeyi hayatına düstur yaparak yaşar... Öyle ki, bu yüzden yıllarca varlık içinde yokluk çekmeye dahi razı olmuştur. Yine bu uğurda çevresinden gelen bütün eleştirileri kulak arkası edebilmiştir. Evet, bu günlere gelene kadar çok sıkıntılı günler geçmiş ve O bu tür sıkıntılara çoktan razıdır. Yeter ki Rabbini hoşnut ve razı etsin ve iman-ı kamil ile Rabbine gerçek kulluğu elde etsin. Çok sağlam bir iman, teslimiyet ve tevekkül örneği gösteriyor, dünyayı arkasına attığı için ona yapılan eleştiriler ve baskılar beni çoktan yıktığı halde, O'nun dimdik ayakta duruşu beni dahi yeniden kendime getiriyordu.

Seyyidimin Allah (c.c) yolundaki mücadelesinin boyutlarını ifade etmeye başlamadan önce bazı şeylerin açıklanması gerektiğine inanıyorum. Mesela, O bir Ehl-i Beyt'ti ve o soya münasip, gerek ahlaki ve gerekse fiziki yönden bütün üstün özellik ve ayrıcalıkları üzerinde görmek mümkündür. Mesela çok zeki ve zekasıyla mütenasip bir ahlakla da çok yüksek bir anlayış kabiliyetine sahiptir. Müthiş bir feraseti vardır; eğer istemezse O'nu kandırmak mümkün değildir. Bunu kardeşleri, yakın arkadaşları ve dergi hizmetinde çalışanlar çok iyi bilirler. O'na karşı sözle yalan söyelemek de, "fiili yalancılık" da - insanın içi ile dışının farklı olması - mümkün değildir.

Kelimeleri çok ustaca kullandıği gibi, beden dilini de çok ustaca kullanır, hatta konuşmasıyla bir söylerse tavırlarıyla bin nasihat eder ve bizlere de tavırların dilinin, laftan çok daha fazla etkili olduğunu ısrarla belirtir ve tavsiye de ederler. Bediüzzaman'ın (ra); "Lisan-ı hal, lisan-ı kalden üstündür" sözünde olduğu gibi...

Aynı şekilde muhatabının sadece sözlerini değil, en önemlisi, hareketlerini de kontrol eder; kişinin söylediğine değil, iç diline, gönlüne göre muamele eder. Nitekim bazen bizi son derece sinirlendiren sözlere o sinirlenmezdi. Çünkü o sözün sahibinin, bunu hangi basit bir sebeple yapmış olduğunu anlar ve kızmazdı... Yine bizce kızılmayacak bazı sözlerde de, fiillerdeki manayı anlayarak çok öfkelendiğini görebiliyorduk. Dolayısıyla karşısındaki ne kadar usta bir şekilde fiili yalancılık yapsa da, onu çok kolay çözebiliyor, basit testlerle o kişinin içini dışına çok rahat çıkarabiliyordu.

Burada yine bir noktaya açıklık getirmek gerekir ki, yanlış anlaşılmalara meydan vermeyelim. Seyyidimin, insanları tanımak istemesi ve bunun için ferasetini kullanması, yine onlara yardımcı olmak ve onların yanlışlarını yine kendilerine göstermek suretiyle düzelmelerini sağlamak amacına matuftu. Kendini düzeltme yeteneğine sahip olmayan veya bu tür talebi bulunmayan kişilerin kusur ve ayıplarıyla kesinlikle ilgilenmez, onları güzellikle idare eder; "Bunun böyle olmasına İslam ahlakında "cah" denir, bu iş riya değildir, insanlarla güzel geçinmek sünnettir" buyururlardı.

Allah'tan (c.c) çok korkardı. Çevresindekileri de bu hususta çok titiz olmaları için hep uyarırdı. Hatta her zaman, "Söyle bakayım -Allah var, Allah var!-" dedirterek bizlere, gafletten uyarıcı müsbet pekiştirmeler yapardı. Hatta bu konuyu nefsin dünyaya meyli hususunda insanın yumuşak karnı gibi görür, özellikle İmam-ı Gazali'den sohbetler yapar; "Ya Rabbi, bana taşıyamayacağım yükü yükleme!" ilahi kelamının tefsirini, diğer konularla beraber cinsellik konusuna da yorumladığını" söylerdi. 14 yıldır ben tanırım ki, bu uğurdaki mücadelesi, lafla kelimelerle anlatılacak gibi değildir... Ve böyle, cinselliğin ve namusun ayaklara düştüğü, zinanın sıradanlaştığı, -haşa- günah gibi bile görülmediği bu zamanda; en zor şartlarda bile kendini korumasını bilmiş ve 1998 yıllarında gelinen noktada, içinde bulunduğu hali, Allah'a (c.c) binlerce hamd ileifade etmiştir.

Bazen de bu halini şöyle ifade ederlerdi; "Aman Ya Rabbi, bende de amma nefis varmış!..Bunca çile, bunca mücadele; hala adam olamadık demek ki!.." Ah bu ifadelerde neler yok ki; bu halden anlayana, ancak bu yolun, bu çilenin erbabına neler anlatmaz ki... Evet, bu yolun dertlileri, bu ifadelerin içindeki çile ve sırları çok iyi bilirler. Seyyidim de kendi riyasız dünyasında ve bizlerin yanında, sesli düşünmekten ve bunu ifade etmekten sakınmazdı. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin; "Ya Rabbi, göz açıp kapayıncaya kadar dahi, beni nefsimle başbaşa bırakma!" duasını baştacı eden Seyyidim, günah işlemekten ziyade, günaha düşmeme hususunda çok tedbir sahibiydi. Zira bu hadiste yatan sırları çok iyi keşfetmişti. Seyyid Abdülhakim El Hüseyni (ks)' nin; "Benim nefsim Firavun'un nefsinden yetmiş kat daha kafirdi." sözüyle ima ettiği inceliklere tam anlamıyla vakıftı. Nefis düşmanını iyi tanımanın verdiği manevi uyanıklık hali, onda öncelikle, günaha düşmekten korkma duygu, düşünce ve fiilini çok geliştirmiş; ve tabii olarak da, Ashab'ta olduğu gibi, "Bir mekruha düşmemeyi, bin sevap işlemeye tercih" cephesinde de kendini gayet iyi yetiştirmişti. Seyyidim tüm bunları, telaştan uzak bir tabiilikle zaten yürüttüğü günlük hayatında, özellikle çevresindeki bizlerde de böyle hassasiyetleri geliştirmeye çok itina gösterirdi...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...