Allah'tan Korkun!

Allah'tan Korkun!

Tarih: 2007-04-25

Seyyid Şenel İLHAN

Son zamanlarda, bu millete, bir şeyler oldu. Öyle ki, en tartışılmaması gereken konular, hem de en cahil ve sığ ağızlarla tartışılır hale sokulduğu gibi; ancak ahmakların göremeyeceği kadar sapık; art niyetli münafıkların ise, faziletli, erdemli kişilermiş gibi lanse edilmeleri de artık doğal oldu…

Uç nokta ve sipsivri yaklaşımlarla Allah dostlarına, velilere ve anlı şanlı tasavvuf müessesesine, bazı ard niyetli yılan dilliler, hayasızca musallat oldular. Aman!, Ya Rabbi; bunlar tam ve kusursuz ahir zaman manzaraları!… İnsan dehşetle ürperiyor!… Allah'ın gazabı; televizyon ve gazetelerle adeta davet ediliyor. Dediğimiz gibi; adam, tasavvufa, mezheplere, İslam büyüklerine, evliyalara ağzından salyalar fışkırarak sövüyor, sayıyor…

Peki, biz ne yapmalıyız, o zaman? Biz de, onlara mı sövsek, saysak acaba? Ya da, bu ne idüğü belirsiz zındıklara savaş mı açsak?; hayır hayır. Biz, onlara savaş açmayacağız. Hatta; onların seviyesine inip, asla sövüp saymayacağız da. Ama, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; bu iğrenç sözlerin ve saldırıların altında da kalmayacağız. Nasıl mı? Onları, Allah'a havale ederek, onlara uymayarak, ilmi ve fikri mücadelemizi, onları yok sayarak, sürdürerek. Yani, onları, hiç mi hiç kale almadan, tabiri caizse; bildiğimizi okuyarak, devam edeceğiz. Hani ne derler?; "Kıtmir ürür kervan yürür" misali… Çünkü, akıllı Müslüman, bu adamlarla ne cedelleşir; ne karşısına alır, tartışır; ne de onları kaale alır…

Çünkü, onlara kalırsa, İslam, tümüyle (haşa!) masaya yatırılmalı; ve eh, kerhen de olsa Kur'an kabul edilip; sonra da, sünnet, icma, kıyas, alimler, veliler, koskoca İslam ve tasavvuf tarihi, cildlerce İslami tasavvufi eser, anlı şanlı kültürümüz, hep bir kalemde silinip; sonra da kaldırıp atılmalı… Ya sonra?; doğru dürüst ve medenice konuşmaktan bile aciz, cahil, iki lafı bir araya getirmekten özürlü şu bilinen simalara ve zırvalara inanmalıyız!... Ne diyelim; Allah, akıl, fikir versin. Allah, ıslah etsin… Bunlar, hem sapıtmış; hem delirmiş!… Hele hele, "ehli sünnetim" dediği halde; ruhunun derinleşme ihtiyacı dumura uğramış, sığ, belki de tamamıyla ruhsuz diyebileceğimiz bazı bi çeşit Müslümanlar da; hiç mi hiç utanmadan, sanki ciddi ciddi araştırmış gibi; "bu zamanda, nerde, canım; Yunuslar, Mevlanalar?" ayaklarında…

Hayret ki, ne hayret!!! İhsandan, ihlasdan, güzel ahlak ve marifetullahdan; sırf kendi dalı olmadığı için sistemli bir biçimde bahsedemediği ve kafası zerre kadar basmadığı için(Allah'tan korkan); fıkıh, kelam gibi ilimler ona yetiyor. Ve tabiri caizse, bu zavallılara göre, yüce İslam; mekanik ve ruhsuz bir takım haramlar, helaller sistematiği gibi… Elbette, fıkıh gereklidir. Ve tabii ki, İslamın zahiri yanı da vardır; ve inkârı kesinlikle küfürdür. Ama, İslam tasavvufunu ve insan ruhunun derinleşme ihtiyacının yegane tatmini müessesesi olan tarikatları; yok sayıp, İslam'dan soyutlanırsa ne olur? Haşa!; ortada, Allah'ın dini falan kalmaz. Sadece, ısrarla, yüce İslamı ideoloji, hatta çağdışı bir hukuk ve yaptırımlar sistemi gibi göstermeye çalışan soytarıların; bilerek ya da bilmeyerek safına geçilmiş olunur, o kadar. Ama, şu da çok iyi bilinmelidir ki; bütün çağlara yegane ölçü olsun diye gönderilen İslamı, hiç kimse bu durumlara kesinlikle düşüremeyecektir… Bu da, böylece bilinsin ve artık lüzumsuz boş hayallerden vazgeçilsin…

Ve yine herkes bilir ki; yeryüzünde tüm dinlerin bir de Batıni boyutu, ya da bizim tasavvuf dediğimiz; manevi, ruhi boyutu vardır… Bu, ister; batıl din, ister; hak din olsun; fark etmez… Bu böyledir… Yani, insan ruhu, hangi dine mensup olursa olsun, fıtratı gereği; derinleşmek, öteleri aramak eğilimindedir. Ve, sırf o yüzden, yığınla tarikatlar ve bir sürü mistik hezeyanlar dolu sahte dinler ve sürüyle hurafeler icad edilmiştir. Dolayısıyla, Hristiyanlıkta, Yahudilikte, hatta tam olarak din bile sayılmayan Taoizm, Budizm gibi din kabul edilen yollarda bile; bir tarikat mantığı, bir derinleşme temayülü, ya da mistik yapılanmalar söz konusudur. Yani, madem, insanın ruhu vardır; o halde, ruhu bedende kaldığı müddetçe, hangi dine mensup olursa olsun, mutlaka ama mutlaka, ruhunun manevi her türlü tatmini için çabalayacak ve derinleşme gayreti içine girecektir.

Ve kesinlikle, bu anlattıklarım; tartışılamayacak kadar açık hakikatlardır… Ve yine, bugün, tüm dünyada ve bütün dinlerde ve sayısız hak ve batıl tarikatların varlığına şahit olarak, bunu biliyoruz…

O halde, elbette ki, yüce İslamda da; doğal olarak insan ruhunun derinleşme ihtiyacının tatmini müessesesi diye isimlendirebileceğimiz tarikatların olması; zaruridir ve vardır. Bunu, kim inkâr edebilir ve bu inkârın da zerre ilmi ve mantıki yanının olabileceğini, kim söyleyebilir?… Nasıl?…

Yani, bu; insanoğlunun ekmek, su ve havaya olan ihtiyacından, neredeyse daha çok ihtiyaç duyduğu fıtratıdır… Şimdi, kalkıp da; "tarikatlar hurafe doludur, İslamda tarikat marikat yoktur" diyerek işin içinden çıkmak isteyen bazı Arapça dilbilgisi öğretmenleri -ki, onlar kendini ne gülünç ki; müçtehid, alim sanıyorlar; ama, aldanıyorlar, aldatıyorlar… Hele, İslam ki; Allah bu dini tüm insanların, dünyevi ve uhrevi her türlü mutluluğu ve huzuru yakalayabilmeleri için gönderdiği, hak din ve doğru yoldur…

Öyleyse, mümkün müdür ki, İslam tasavvufu olmasın ve tüm tarikatlarda, safsata olsun?… Kaldı ki, bu ruhun derinleşme arzusu; sadece dinlerde görülmez. Şiirde, sanatta, felsefede, insanın olduğu her yerde, bunu rahatça görmek mümkündür. Çünkü, insanın ruhu vardır ve onun da, bir sürü ihtiyacıyla birlikte, tatmini zorunluluğu katidir… Ve yine, kesinlikle; ruhun tüm ihtiyaçlarına yeterli cevabı da; İslam tasavvufu ve ehli sünnet tasdikli hak tarikatlar vermiştir…

Vesselam.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...