Dişi Yaratıklar ve Kadınlar

Dişi Yaratıklar ve Kadınlar

Tarih: 2007-04-25

Şenel İLHAN

Bir cemaate, imam veya bir gruba, emir seçilmesi gerektiği zaman; o grup veya kişilerin içinde, maddi ve manevi tüm özellikleriyle en üstün meziyetleri olan hangi kişiyse; o zatın imam ya da emir seçilmesi; aklen veya şer'an daha uygun olur… Hükmünü, ya da tavsiyesini eminim çoğumuz biliriz…

Mesela iki aday var; ve ikisi de kişilik değerleri açısından birbiriyle aynı ayarda ve aynı özelliklere sahip insanlar olsunlar. Yani, ikisi de, aynı derecede alim, aynı derecede hafız, aynı derecede yakışıklı ve güzel giyimli olsunlar… "Bu durumda, ne olur ve kim, imam olmaya layık görülür?" denirse çok basit; o iki zata bakılır; ilim, yakin, cömertlik ve bunun gibi insanın kişiliğini tamamlayan cüzlerden herhangi birinde, rakibinden daha üstün olduğu belli olan bir değer bulunduğu zaman; o kişi, imam veya emir olmaya layık görülür… İsterse, o zatın üstün olduğu değer, en basit bir değer olsun, fark etmez. O, artık emirdir…

Demek ki, insana ait tüm maddi, manevi ana ve tali değerlerin cem'i; onun kişiliğini oluştururlar ve ayrıca da; bu kişinin kimliği de gerçek Müslüman olmasıdır…

Öyleyse, yukardaki misalle de anlatmaya çalıştığımız gibi; insanın kişiliğinin oluşmasında, pek çok insana yakışır değerin, uygun ve dozajınca bir araya gelmesi şarttır. Yani, şahsiyetin oluşumu için, tek başına hiçbir insani değer, kesinlikle yeterli değildir. O halde, şahsiyetin oluşumu; ne yalnız ilimle, ne yalnız amelle ve ahlak, ne de yalnız imanla bile oluşmaz. Kaldı ki, insan kişiliğinin olması gereken seviyede olması için, pek o kadar da önemli olmayan ve kimliğin oluşumunda tali değerler konumunda olan; güzellik, yakışıklılık, zenginlik, güç, kuvvet ve mesleki kariyer gibi basit şeyler; hiç mi hiç yalnız başına insanın şahsiyetini ve kişiliğini temsil edemeyeceği gibi; bu basit değerlerle kendi varlığını topluma kişiliği gibi lanse edenler ise; farkında bile olmadan kendilerini toplum gözünde küçük düşürmüş olurlar. Çünkü, insan, tek başına hiçbir değerin kendini temsil edemeyeceği kadar yüce ve ali varlıktır. Öyle ki; o değer, iman da olsa, ahlak ta olsa, değişmez… Bu, böyledir. O halde, kişiliği olması gerektiği gibi olan kişi; yani Hz. İnsana yakışır biçimde maddi ve manevi yapısını şekillendiren insan, eşittir; Allah Dostlarıdır, Velilerdir. Yalnız, ne var ki; Evliya ve Allah Dostu olmadığı halde, İslami ölçülerle ideal bir kişiliği amaçlayan ve bu doğrultuda yaşayan insanların da, kişiliksiz olduğu söylenemez… Her ne kadar, mükemmel insan olmasalar da, yaratılışları ve istidatları doğrultusunda yaşadıkları için, kendilerince şahsiyet sahibi ve şereflidirler…

Çünkü, ne Evliya olmak farzdır; ne de insanın kendi kabiliyetlerini zorlayacak biçimde yaşaması; kişilikli insan olma yolunda normaldir… Daha açığı, her insan, kendine Cenab-ı Hak tarafından verilmiş maddi ve manevi istidadı doğrultusunda yücelebilir ve Allah katında mesuliyeti de elbette ki ona göredir…

O halde, kesinlikle bilinmelidir ki, üstün insan; hakiki kul olma yolu olan tasavvuf kapısında, yani; Allah Dostu fakültelerinde yetişebilir. Ve yine doğal olarak da, bu manevi fakültelere, elbetteki, bazı özel nitelikleri olan kabiliyetli insanların kabul edilmeleri lazımdır. Yalnız, ne var ki, zaman; çok çok eşed ve zor zamandır. Yine, kesinlikle tüm ehl-i ilmin ittifakıyla da, zaman; iman kurtarma zamanıdır. O halde, şimdi, Ümmet-i Muhammed doğal olarak iman derdine düşmüş ve tasavvufa da hiç şüphesiz ideal insan olmak için değil de; imanlı Müslüman kalmak ve yine öylece de tertemiz ölmek için, girilir olmuştur…Evet, insanın kişiliği birçok ana ve tali değerlerin cem'inden oluşur demiştik. Ama, insanların akılda fikirde ve diğer tüm ruhi istidadlar açısından eşit olmadığı da bir gerçekse; o halde, herkesin potansiyelince yetişeceği ve şahsiyet oluşturabileceği de açık. Bu durumda; "kişiliksiz insan kimdir? Ve nasıl çok özel maddi ve manevi cihazatlarla donatılmış olarak yaratıldığı halde; günümüzdeki gibi insanların çoğu neden bu denli kimlik ve kişilik kaybına uğramıştır?" derseniz; derim ki; gayet açık! Şöyle ki; ister istemez etrafımızda doğal olarak birçok insana benzeyen yaratık görürüz. Bunların, kimi doktordur, kimi mühendis, kimi memur, kimi amirdir. Ya da, bakkal, terzi veya işçi. Ama, biraz dikkatlice etrafa bakılırsa, bu insana benzeyen yaratıkların sadece bir şey olduklarını görürsünüz. Yani, kişiliği de, kimliği de, şahsiyeti de; sadece doktor, sadece bakkal, sadece terzi olan bir acayip varlık olmuşlardır… Daha açığı; ne bizzat kendilerinin kendilerine göstereceği ve gurur duyacakları bir kişilikleri vardır; ne de çevrelerine ve topluma…

Mesela, kafasında ve kalbinde doğru dürüst ilmi irfanı ve güzel ahlakı olmayan; ya da sanattan, şefkatten İslami manada estetikten, veya hoşgörüden, tevazudan, cömertlik, şecaat, isar ve daha birçok insani değerlerden çok çok az nasiplenmiş zevatların; elbetteki etiketlerini, mesleklerini ya da erkeklik ve dişiliklerini; kimlikleri ve kişilikleri gibi görüp göstermeleri bu tipler için normaldir ve gayet doğaldır… Yani, açıkça bu şu demektir; dünyada yaşayan bu insana benzeyen varlıklar; ya kadındır, yani hanımefendi; ya da sadece dişi… Veya ya erkektir; hem de maço olanından, ya da nefsini ezmiş er… Veya sadece doktor, sadece hamal ve bakkal…

Bir de, yaratılış amacına uygun olarak olması gerektiği gibi şahsiyetli ve kişilikli insan olmayı başarmış; yani insana benzeyen varlıklar değil de, bizatihi halis insanlar vardır. Ve bunlar; hem doktordurlar; hem ilim ve irfanları vardır… Hem bakkaldırlar; ama güzel ahlakları, İslama uygun edepleri, espri anlayışları ve vakarları vardır… Ve yine, hem kadındırlar; ama anadır, alimdir, mücahidedir ve alabildiğince yiğittirler…

Sözün özü; insanın kimliği ve kişiliği, insana ait olan tüm bu değerlerin cem'inden oluşur. Yoksa, yalnız başına en ali ve yüce bir değer bile, kişiyi insan değil, sadece yarım yamalak sahiplendiği o şey yapar… Oysa, insan, öyle yücedir ve öyle muhteşemdir ki, asla ve asla sadece bir şey olarak kalmaması gerektiği gibi, yalnız bir şey olarak kaldığı zaman ise, yine asla mutlu ve huzurlu olamayacaktır. Sözü nereye getirmek istiyoruz?; gayet açık anlatalım: Bakınız, gerçekte ahiret alemi ve soyut evrenler için yaratılmış olan ruhumuzun, kendi asıl ve soyut alemine tamamen zıt olan bu somut ve madde dünyasına gönderilmesinden maksat; hiç şüphesiz ki imtihan olmasıdır… Ve imtihan gereği, zaruri ve zoraki giydirildiği bu beden elbisesi ve yine, bu dünyanın maddi yaşamı ister istemez insan ruhuna bu madde alemini ve bedenini beğenmeme ve öteleri özleme arzusuna ve bu bağlamda da aşağılık duygusuna itmiştir. Dolayısıyla, doğal olarak ta bu aşağılık duygusu, onu, üstün insan, şahsiyetli insan olma gayretine itmiş ve yaşadığı müddetçe de yaratılışı icabı, gerçek kimliğini arar duruma mecbur olmuştur.

Çünkü; insan ruhu yaratılışı icabı müthiş bir iştiyakla sonsuzluğu ister ama ne garip ki yaşadığı dünya ve bedeninin her cihazatı sonlu ve sınırlı…

Ve yine, insan ruhu bir anda sonsuz alemleri dolaşmak ve alabildiğine özgür olmak ister, ama, ne acayip ki, bu somut ve madde aleminde ve küçücük beden elbisesine mecbur ve mahkumdur… Velhasıl, insan eşittir sıkıntı, insan eşittir çelişki, insan eşittir bunalımdır… Ta ki, insan ruhu ten denen bu giysisinden kurtuluncaya ve madde dünyasından da tamamen sıyrılıp mutlak özgürlüğüne kavuşuncaya kadar bu çilesi sürer, gider. Kurtuluşu mu? Bu da, tek bir biçimde mümkün olabilir ki, o da, Allah'ın izniyle; iman üzere ve tertemizce ölmek. Veya, daha güzeli; bizim kişilikli insan ya da hakiki kul dediğimiz insan olmayı başarmak. Yani, Allah'ın izniyle; ölmeden önce ölmek… İşte; hakiki kişilik, işte; gerçek şahsiyet ve kulluk budur.

Allah'a emanet olun.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...