İnsanların Eziyeti Karşısında Tavrı ve Affediciliği

İnsanların Eziyeti Karşısında Tavrı ve Affediciliği

Tarih: 2007-04-20

Şenel İlhan'ın insanlara karşı merhameti de cidden hayret edilecek ve "Bu zamanda böyle insan da varmıymış!.." dedirtecek cinsten... Nitekim, O'nun, sırf merhametinden dolayı, çevresindeki insanların günaha girmelerini engellemek maksadıyla ısrarla yaptığı; "Şeriata uyun" sohbetleri hakkıyla anlaşılmadı, anlaşılamadı... O'nun bu ısrarlı tutumu, bu denli merhamet örneğine alışkın olmayan insanlarda; "Acaba bizlere baş olmak için mi bu kadar ısrarlı; kendini bize kabul ettirmek mi istiyor?" şeklinde bile algılandı.

Nitekim Sevgili Peygamberimizin Risaleti tebliğ ettiği zamanki gayretini gören müşriklerin; "Ey Muhammed! Eğer bu kadar ısrarın, bize başkan olmak için riyaset merakından ise, gel seni başkan yapalım!" dedikleri gibi... Evet, onlar ne Peygamberimizin görevinin büyüklüğünü, ne de O'nun ümmeti için hissettiği şefkat ve merhamet duygularının yoğunluğunu anlayabilecek, görebilecek durumda değillerdi. Nitekim kendi niyetlerine göre Peygamber Efendimize niyet biçmişler ve öyle de davranıyorlardı. Aynı şekilde, Seyyidimizin çevresindeki ihvan kardeşleri, O'nun böyle bir merhametle kendilerine yaklaştığını anlamaktan uzaktılar... Her ne kadar O'nun ne derece dürüst, ne derece fedakar ve ne derece cömert; aynı zamanda son derece mert bir insan olduğunu çok iyi bilseler bile, yine de bu duyguların bu kadar fazla olanını anlayabilmeleri mümkün değildi...

O nedenle Şenel İlhan'ınhad safhadaki iyi ahlakları, etrafındaki insanlar tarafından hiçbir zaman tam olarak anlaşılamadı. Ve O, bu anlaşılamamanın sıkıntılarıyla, acılarıyla, yanlızlığıyla; kendi tabiriyle "Dünya denen gezegende" çok azap çekti. Halbuki Allah'ı (c.c) O'nun kadar çok seven, ve O'nun kadar da korkudan tirtir titreyen ve gücüne, kudretine imanı ve itikadı tam olan bir insanın, değil baş olmak, kendini Allah'ın (c.c) yanında var görebilmesinin bile mümkün olamıyacağını bilemediler..

Hiçbir zaman insanlara ve dünyaya O'nun zaviyesinden bakamadılar... Evet, O'nun bakış açısından dünya da insanlar da basit, hem de çok basit ve O da, bu basit dünyada; Allah'ın (c.c) rızasına kıyasla çok basit gördüğü insanlara başkan olmayı, aklından bile geçiremeyecek kadar akıllı, iman ve ahlak dolu bir insan... Ki bu tesbitlerim de, Seyyidimiz, hergün sözleriyle tekrar ve yaşantısıyla da isbat ettiği, dünyaya ve insanlara bakış açısı işte... Evet, merhametinin boyutlarının anlaşılamamasına, hatta yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermesine rağmen, O yine de merhametli olmaya devam etti. Ve böyle olmak için gerekçesi; Peygamberimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Ya Rabbi ümmetim hakikatı bilmiyor, ondan dolayı bana hor davranıyorlar. Sen onları helak etme, acı!" sözlerindeki aynı merhamet kaygısı... O da çevresindeki, kendisini anlamaktan uzak, ama şefkate merhamete muhtaç insanlara; iyiliğini bilseler de bilmeseler de, her zaman ve her boyutta iyi olmaya devam etti... Hep affedici oldu, her zaman düşenlere el uzattı; senelerce iyiliğe devam etti... Hatta bu iyiliğin şekli, zahiri görüntüsü değişti, ama altındaki niyet değişmedi. Yani hep yine " iyilikti..." Şöyle ki, Ziya Paşa'nın "Nasihat ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" sözündeki mana gibi... Şüphesiz, burada hep karşıdaki insanın iyiliği amaç ve onun iyiliği için de, anlayacağı dilin seçimi sözkonusu... Kalpte her zaman hayırlı olmak, yardımcı olmak düşüncesi var. Ama anlamayanın da anlayacağı dil ile ıslahı, yine merhamet... Hem ona, hem de zarar verdiği insanlara merhamet..

Evet, maalesef günümüzde, gerçekten iyi insan bulmak o kadar zorlaştı ki, her iyilik yapanın arkasından, "Acaba benden bir menfaati mi var?" vesvesesine düşmeden edemiyoruz... Maalesef büyük bir ahlaki erezyon yaşayan günümüz toplumunda, Seyyidimiz gibi, sadece iyi değil, "süper iyi" bir insanın anlaşılmasını beklemek, gerçekten imkansız gibi birşey... Zaten ben bunu anlatamamanın çaresizliğini çok yaşamış ve en sonunda neredeyse "pes!" demek zorunda kalmış bir insanım... İyi biliyorum ki, Seyyidimiz de insanlar tarafından anlaşılmak duygusundan çıkalı çok yıllar oldu... Zaten öyle bir niyeti de yok; O sadece ve sadece Rabbinin rızasını istiyor... Kesinlikle, ama kesinlikle başka bir beklentisi, yıllardan beridir yok. Ama insanların iyiliği bilmelerini, yine onların iyiliği için istediğini, sık sık ifade ederdi. "Çünkü kula teşekkür, Rabbe şükürdür... Bunu anlayan insana da, helal olsun bu zamanda demek lazım" derdi... Evet, Şenel İlhan'ınahlakında merhamet, şefkat ve çömertlik iç içe...Merhameti O'nu hemen icraata geçirecek kadar engin, coşkulu; aksi halde uykularını kaçırtacak kadar da sancı ve acı dolu...

Kendi ifadeleriyle,"Cömert olabilmenin itici gücü, mahlukata karşı şefkat ve merhamet duygularıyla dolu olabilmektir." derdi. Evet, şefkat ve merhameti, O'nu çocukluk yıllarından beri harekete geçirmiş; öyle ki doğuştan seçilmiş, doğuştan güzel, hassas, narin ve son derece duygu dolu... Baştan ayağa duygu zengini... Daha İlkokul yıllarında arkadaşları, kendisinden silgi, kalem vs. ne isterlerse, onları boş çevirmemiş, çevirememiş; kendisi silgisiz, kalemsiz kalmak pahasına da olsa, olanı isteyene vermiş...Ve çocukluk yıllarında, çok yadırgadığı bir şey var ki, hala da onu unutamaz...

Bir çocuktan herhangi bir silgi, kalem istemesi halinde; "Bende de bir tane var, başka yok!" denilmesine mana veremez... Evet ,öyle bir yaratılışı var ki; bırak kötü ahlak bulmayı, kötülüğü idraki almayacak, onu yapanlara mana veremeyecek kadar saf ve temiz...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...