Tevazusu

Tevazusu

Tarih: 2007-04-20

Dış görünümünden dolayı, tevazu ile vakarın inceliklerini ayırt edemeyenlere çok kibirli gibi gelebilir Seyyidim... Halbuki onun ne kadar mütevazi bir insan olduğu ancak O'nu tanıdıkça anlaşılabilir. Nitekim bu Sadece Seyyidimize has bir olay da değildir. Mesela Rahmetli Şeyhimiz Muhammed Raşit Hz. de dış görüntüsüyle çok heybetli ve vakarlıydı. Genelde bütün Allah dostlarında bu böyledir. Onların dışa yansıyan heybet ve vakarları, ehli olmayana kibirli gibi görünebilir, bu normaldir. Ama onların iç alemlerine girebilen insanlar, o mübarek insanlardaki engin insan sevgisini ve müthiş bir tevazuyu açık açık göreçeklerdir.

Seyyidim, Allah (c.c) vergisi her türlü üstün özellikleriyle, şüphesiz eğer kibir caiz olsaydı, en çok kibirlenmesi gereken insanlardan birisi olması gerekirdi. Ama O'nun bunca güzel ve üstün vasıflarına rağmen nasıl mütevazi bir insan olduğunu, Onunla ancak yakın diyaloğa girenler bilirler. Şüphesiz, gerçek tevazu, şeklen bir takım tevazu hareketleriyle veya sözde birkaç tevazu ifade eden sözcüklerle tevazu olduklarını sananların yaptığı fiilden çok farklı bir olaydır. Gerçek tevazu olmak veya olmayı başarabilmek her şeyden önce ilim gerektirir.

Dolayısıyla mütevazi olabilmek akılda ve kalbde bu fiilin sebeb-i hikmetini mantıklı bir zemine oturtabilmekle mümkündür. Seyyidim kendi tevazusunun sebeb-i hikmetini ve mantığını bir sohbetlerinde şöyle izah etmişlerdi: "Allah-u Teala'nın insanlara bahşettiği bir takım güzellik ve üstünlükleri yok saymaya kalkışmak tevazu değildir. Mesela Allah (c.c) bana akıl vermiş, yok mu kabul edeyim.? İlim vermiş, inkar mı edeyim?. Mesela benim boyumu Allah (c.c) 1.85 m. yaratmış, mütevazi olacağım diye 1,50 m. mi diyeyim!.. Bunları böyle anlamak mütevazilik olmaz. Mütevazilik ancak şöyle olur; Bende güzellik namına ne varsa kim verdi? Elbetteki Allah (c.c). O yaratmasa ben bir hiçtim... Peki Allah (c.c) bu vasıfları bana niye verdi? Elbetteki emri doğrultusunda kullanmam için... İşte Allah'ın (c.c) verdiği bütün bu özellik ve güzellikleri, yine Allah'ın (c.c) emirleri doğrultusunda ve O'nun bütün yarattıklarının iyiliği için kullanmak tevazudur. Aksine insanlardan kendini esirgemen varlık iddasıdır. Allah'ın (c.c) senin üzerindeki mülkünü, sanki kendine aitmiş gibi görmen veya sanmandır ki işte bu kibirdir. Tabi bu tevazu ölçüsü şeriatın belirlediği ölçüler içinde olmalıdır.Yoksa bu duygunun ifratı kibir, tefriti zillet olur. O sebeple tevazu, kesinlikle bilgisizlikle yapılabilecek bir iş değildir." Mesela Allah-u Teala Kur'anı Kerim'inde mealen; "Müminlere karşı tevazu kanatlarınızı geriniz, kafirlere karşı şiddetli olunuz" buyuruyor." Buradan da anlaşılıyor ki tevazu, bilgi ve ölçü işidir.

Seyyidimin baştan sona anlatmaya çalıştığım hayatı, bütün mahlukata yaptığı hizmetler, aslında O'nun mütevaziliğinin boyutlarını açık açık sergiliyor, anlayabilenlere. Yine de bazı örneklerle bu konuyu açmak istiyorum.

Seyyidim gerek akıl, gerek ahlak, gerek kültür ve ilim gibi konularda çevresindeki insanlarla; karşılıklı iki alimin, iki akıllı veya iki ahlaklı insanın konuşmaları gibi bir ortamı hiç bir zaman bulamadı. O bu durumlarda hep karşısındakilere bir şeyler veren konumunda oldu... Çok istedi kendine denk dostu olsun, ama olmadı. Bu durumda, senelerce, bütün insan ilişkileri zaten tevazusundan kaynaklanmaktaydı.Yani eğer Seyyidim mütevazi olmasaydı; çok az insan hariç kimseyle konuşmaması gerekirdi. İşte bu sebeple O'nu evden dışarı çıkaran sebep hep Allah (c.c) için tevazu etmesindendir. Halbuki O'nun hayatını incelediğimizde, gerek evinde misafir ederek ilgilendiği insanlar ve gerekse dışarda muhatab olduğu insanların sayısı çok fazlaydı ve onlarla ilgilenmek noktasında değerlendirildiğinde, bu çabası insan takatinin çok üstünde bir olaydı .Çünkü O'nun ilgilenmesi çok farklıydı. Bire bir ilgileniyor, tüm sorunlarını dinliyor, düşünüyor, akıl veriyor veya resmen çözüm üretiyordu. Yoksa, "Nasılsın?" deyip geçmiyordu, ilgilendiği insanlarla. Evet, işte o anlamda, hatta ilerde kendine düşman olabilecek insanlarla bile ilgilenmesi, her karekterde, her ahlakta, her akılda insanlara saatlerini harcaması; kimselerin adamdan saymadığı, kaale almadığı bir insanı karşısına alıp saatlerce ciddi ciddi ilgilenmesi, tevazudan başka neyle açıklanabilir?.. Ki insanların gözüne girmek, onlar tarafından sayılmak ve sevilmek gibi duygularının kesinlikle olmadığını, olamadığını O'nun ihlasını anlatırken açıklamıştık. Kendi beyanlarıyla; " Eğer Allah (c.c) emretmemiş olsaydı insanların içine çıkmazdım, kimselerle konuşmazdım, hayatta en sevmediğim şey konuşmaktır. Ama Allah (c.c) için bunu yapıyor ve zorla buna katlanıyorum.Yoksa yalnız kalmak ve Allah (c.c) ile olmak, beni herşeyden fazla mutlu ediyor. Geceleri çok severim. Sabah olurken her zaman üzülürüm.Yine sabah olacak; insanlarla, bu kötü dünya ile muhatab olmak zorunda kalacağım, halbuki geceler ne güzel, Rabbimle başbaşa..." derdi.

Seyyidim çocukla çocuk olur,büyükle büyük... Köyden gelmiş tanıdıkları olsa, bir bakarsın onların seviyesine inmiş onların kültür seviyelerinde sohbetler yapar, onların hoşuna gidecek gönüllerini hoş edecek şekilde davranırdı. Yine evde çocuklarıyla, hanımıyla sohbetlerinde, hemen onların seviyesine inerek şakalaşırdı.Yani insanlara eğer seviyelerine göre hitab etmese, emin olun, O'nun sohbetlerini anlamak bile mümkün değildi...

Aslında ömrü insanlara, hatta elinin yetiştiği bütün mahlukata hizmetle geçmiş bir maneviyat büyüğünün, ne kadar mütevazi olduğunu anlatmaya çalışmak; aslında çok zor geliyor bana. Çünkü bu husustaki ahlakları da o kadar doyurucu ve açık, o kadar net ki.. Bu konudaki ilginç bir hatırasını da burada zikretmek, beni hassaten mutlu kılıyor; Benim Zeynep isimli kızım henüz bir yaşındayken, Seyyidimin evinde misafirdik. Çok ilginç bir şey; daha yeni görmesine rağmen, Zeynep benim kucağımdan Seyyidime gitmiş, bana da geri gelmiyordu. Gülmüş, çok şaşırmıştım. Halbuki benden başka kimseye gitmezdi. Daha yeni görmesine rağmen, Seyyidimi bana tercih etmişti. Seyyidim de gülerek, bütün çocuklar beni böyle sever, bunlar benim ruhumu seviyorlar demişti. Evet, kızım, Seyyidimin kucağından, kimseye gitmiyordu. O'nu çok seviyordu. Seyyidim de Zeyneb'i... İşte bu günlerden birinde Seyyidim evdeki odasında yalnız oturuyormuş. Çok aç olduğu için, yemek getirmelerini istemiş. O arada, kızım Zeyneb'i götürmüş, sevmesi için, O'nun bulunduğu odada yatağın üzerine bırakmışlar. Bu arada da Seyyidimin yemeğini getirmişler... Seyyidim yemek tepsisini kucağına almış, ama bu arada benim minik kız da yatakta, kara gözleriyle parlak parlak Seyyidime bakıyormuş... Seyyidim anlatıyor ve diyor ki; "Daha bir yaşında, bir şey anlamaz diyemedim, onu o odada yok sayamadım. Yemekten vaz geçip onu kucağıma aldım. Sonra annesine göndererek; "Alın şunu burdan, yoksa ben yemek yiyemiyeceğim dedim" diyor. Gerçekten tabii hali bu O'nun; bir yaşındaki bir çocuğun duygularını dahi ihmal edemeyerek, onu odada varken yok sayamacak kadar mütevazi... Daha ne diyeyim!..


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...