Şecaat ve Cesaret Konularındaki Ölçüsü

Şecaat ve Cesaret Konularındaki Ölçüsü

Tarih: 2007-04-20

Başyazarımız Şenel İlhan Beyefendi kendisi ile ilgili ifadesinde; "Hayatımda Allah (c.c) korkusu hariç, daha ben hiç bir korkuyu tatmadım. Bu bende yaradılışımdan böyle..." der, hem de bu korkusuzluğunu direkt imanına bağlardı. "Sizin hayalinize gelebilecek en ürpertici şeyler, en korkunç mahluklar beni ürpertirse, ben bunu kendim için en büyük günah addeder ve tövbe eder, tarikat tazelerim. Şimdiye kadar beni ne ins, ne de cin taifesi daha korkutamadı" buyururdu. " Ne geceden, ne gündüzden, ne mezarlıklardan korkarım. Mesela, hakikaten korku filmlerinde olduğu gibi mezardan ölüler hortlayıp etrafımı çevirseler, içimden ürperti bile gelmez" derdi. "Peki, ne yaparsınız?" dediğimizde; "Hemen mantıklı bir şekilde, ben bunlara ne yapabilirim, bunlarla nasıl savaşabilirim... Beni öldürebileceklerini dahi bilsem, en azından postu bunlara nasıl pahalıya satabilirim diye onun hesabını yaparım" derdi. Yanında bulunduğum süre içerisinde bu şecaatine ve soğukkanlılığına bizatihi şahit olmuş, dost düşman herkesten de bu husustaki maceralarını dinlemişimdir.

Hayatından bu hususla ilgili örneklere geçmeden önce cesaret, secaat ve korkaklık üzerine yapmış olduğu bir sohbetinden ve harika tesbitlerinden bahsetmek istiyorum; "Evvela benim bu halim bana aittir. Herkesin şecaat hususunda benim gibi olması gerekmez. Bu benim apayrı bir halim. Ama önemli olan; insanın korksa bile gerekeni yapmasıdır. Korku duygusu Allah'ın (c.c) insanlara kendilerini her türlü zararlı şeyden korumaları için verilmiş fıtri bir duygudur. Bu duygu, bir bakıma etimizin içindeki sinirlere benzer. Mesela, çivinin üzerine oturan bir adamın sinir sistemi çalışmasa ve çivilerin üzerinde oturduğunu farketmese; vücuduna bir sürü zarar verir de, kendini bu zararlı şeyden koruyamaz. Onun gibi, insanların hastalıktan korkup sıhhatine dikkat etmesi; açlıktan korkup çalışması; ölmekten öldürülmekten korkup ona göre tedbirler alması; soğuktan korkup sıcağı tercih etmesi; marazi bir korku değil, tabii, olması gereken bir korkudur. Tarihte Peygamberlerin dahi, insan olma noktasında, korktuklarına Kur'an-ı Kerimde de rastlamaktayız..."

Mesela; Allah-u Teala'nın, Hz.Musa'ya; "Ya Musa! Asanı yere bırak !" emri üzerine, yerdeki asasının çevik bir yılana dönüşmesinin Hz. Musa'yı korkutmasından bahsedilir, Neml Suresi'nde...Bunun üzerine Cenab-ı Hak: "Ey Musa, korkma! Çünkü ben varım. Benim yanımda peygamber hiçbir şeyden korkmaz" buyurmuştur. (Ayet:10) İşte bu ayet-i kerimede belirtilen, Peygamberlerdeki korku, İslam'da menedilen ve "korkaklık" denilen korku değildir. Çünkü bu korku duygusu, bütün insanlar için geçerli olan temel fıtri duygulardan; öfke, elem ve haz duyguları gibidir. İşte bu korku duygusu, Peygamberlerin yapmaları icap eden şeyi yapmalarına asla engel olmaz. Allah için cesaretlerinin yanında bu duygu çok silik kalır, hatta yok gibi... İnsanın cesaretli olması, fıtri olan bu duyguları hissetmesini engelleyemez. Çünkü dediğim gibi,bu duygular marazi değil, fıtridir... Peygamberlerde de, korkulacak bir durum karşısında, mesela savaş esnasında; bu duygu açığa çıkabilse de, onlara yapmaları gereken işi asla erteletmez, o işi yapmalarına da engel olmaz. Çünkü bu, silik hatta yok gibi olan bir duygudur Onlarda... Hissedilse bile, onların bunu hissetmesi marazi anlamda korku olmayıp, bu duyguyu hissetmelerine rağmen gerekeni yapmaları da şecaatin ta kendisidir...

Peki, "Korkunun neyi zararlıdır, tehlikelidir?" denirse -ki bu sadece İslam'a mahsus bir görüş de değildir - İnsanın kendi menfaatı, ideali ile kendisi arasına girerse, işte o sakıncalı ve İslam'a göre de günahtır. Yani insan her türlü menfaatlerini ve korkularını, Allah'ın (c.c) emir ve nehiyleri yanında tercih eder ve Allah'a (c.c) rağmen bu menfaatlerini düşünürse, işte bu korku günahtır. Dolayısıyla bir müslümanın üşümesine rağmen soğukta abdest alması, korkmasına rağmen Allah (c.c) için cihada çıkabilmesi şecaattir, korkaklık değil... "Öyleyse korkaklık nedir, kimler korkaktır o zaman?" denirse; ideali, şahsi menfaatinin önünde olmayan herkes korkaktır... Bu bütün görüşler için geçerli bir kuraldır. Kim olursa olsun farketmez; onun idealini gerçekleştirme arzusu, korkusunu bastırıyorsa mesele yoktur, o kişi korkak değildir...

Cesaret için ise, "aptallık ve delilik" derdi. Yani cesur olmak, mantıksızca bir korkusuzluktur. Bunun dinde yeri yoktur. Mesela, bir adamın cesurum diye on katlı bir binadan atlaması veya bir binadan bir binaya çekilmiş bir halat üzerinde akrobasi, cambazlık yapması cesarettir. Fakat dinde böyle bir şeyin yeri yoktur. İnsanın hayatını tehlikeye, gösteriş için atması akıl işi değidir. Korkusuzluğun dince ve akılca da uygun olanına ancak "şecaat" denir. Allah'a(c.c) inanan; " Vela havle vela kuvvete illa billah" diyen bir insanın korkusuzluğudur. O insan bilir ki, ne insanlar ne de cinler veya hayvanlardan herhangi biri, Allah(c.c) takdir etmeyince, insana ne fayda ve ne de zarar veremez. Bu durumda onlardan korkarak insanın Şer'an yapması gerekenleri yapmaktan vazgeçmesi; onlara Allah'ın(c.c) iradesi dışında güç kuvvet vermek demek olur ki, bu da şirktir."

Yine bu konuda; "Mesela birisi köpekten korkuyorsa; çünkü ısırınca canı yanacak... Ve her ne kadar bunu Allah'tan (c.c) bilse de, canının yanmasına hiçbir şekilde engel olamıyacak. Yani burada, köpekten korkmasının nedeni, aslında canının yanmasından korkmak olsa da, bu yine şirk olur mu?.. diye Seyyidime sorduğumuzda; " Hayır,elbette bu durumda canının yanmasından hiç kimse hoşlanmaz, burada Allah'tan (c.c) razı olmak düşüncesi devreye girmelidir. Ve canın yanmasından çekinmek, korku değildir. O normal bir şeydir. Hatta burası çok önemli, bu durumda köpekten korkmamak haramdır. Hastalıktan korkmayarak tedbir almamaya benzer tıpkı... Marazi olan korku olayına gelince, insanlarda bu duygunun varlığı; nefsin riya, kibir hastalıkları gibi olup; bir an önce bu hastalığın üzerine giderek, mücadele edilmelidir. Yoksa, işte bu marazi korkunun neticesi, insanı günaha sokabilir." şeklinde, başlıbaşına ölçü olacak gayet doyurucu cevapları ile bizleri ölçülendirmektedir.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...