İstikamet Üzere Olma Hassasiyeti

İstikamet Üzere Olma Hassasiyeti

Tarih: 2007-04-20

İstikamet tabiriyle hiç şüphesiz genel anlamda Kur'an ve Sünnetin belirlediği yol anlaşılır. Dolayısıyla bu anlamda, bir müslümanın istikametinin güzel olması için evvela istikameti belirleyici faktörleri iyi bilmesi gerekir. İstikamet duygusunu oluşturan nedenleri biraz açmak icabederse, imandan sonra, aklın bu duygu güzelliğinde çok önemli bir yerinin olduğunu söylemek icabeder. Nitekim "Kişinin dininin güzelliği aklıncadır." Hadis-i şerifiyle anlatılmak istenen de budur. İstikameti oluşturan faktörlerden önemli olan birisi de ilimdir. İlimsiz istikamet olmaz. Şüphesiz bu anlamda önce itikat, sonra ibadet ve muamelata dair ilimlerin bilinmesine gerek vardır; ve sonra da elbette bunların hayata geçirilmesine... Seyyidimiz bir sohbetlerinde istikametin güzel olması için dengeli bir insanda olması gerekli duygularla ilgili şöyle bir sohbet yapmışlardı:

"Bir insanda istikametin tam olması için şu dört duygunun varlığına ve hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır:

1. İffet Duygusu: Bu duygu, şehvetlerde Allah'ın (c.c) emirlerine uymayı sağlar.
2. Şecaat Duygusu: Bu duygu, yalnız Allah'tan (c.c) korkup, O'nunla beraber başka korkulardan çıkmayı sağlar.
3. Objektiflik: Etrafımızda gördüğümüz bütün hadiseleri, duyguları, duyguları devreye sokmadan objektif bir şekilde değerlendirebilmeyi ve ona göre hareket edebilmeyi sağlar ki, bunun adı İslam'da " hikmettir."
4. Adalet Duygusu: Güzelle çirkini, iyiyle kötüyü birarada değerlendirebilmeyi ve kararlarında dengeyi ve adaletli bir şekilde hareket edebilmeyi sağlar."

İşte bu açıklamalar doğrultusunda, Seyyidimiz her işinde açık bir şekilde kendisini gösteren deha seviyesindeki aklı, istikametine yardım edecek seviyedeki itikat, ibadet ve muamelat ilmine dair bilgisi ve bunun yanında yukardaki sohbetle de ifade ettiği ve kendisinin ayniyle riayet ettiği iffet duygusu, şecaati, objektif hareket edebilmesi ve çok hassas adalet duygusu, O'nun, Kur'an ve Sünnetin istediği manadaki istikametin en ince ve hassas noktalarını yakalayabilmesinde ve bunu yaşam tarzı olarak tavizsiz bir şekilde hayata geçirmesinde çok etkili olmuştur. Evet, istikameti, her özelliği gibi ayrı güzel, olağanüstü... Zira Onu bir büyük makamda gören ya da gösteren bir sürü rüyalar, haler gelir hergün dergiye; tanıyanlardan veya tanımayanlardan... Evet, yıllardan beri dergiye böyle rüya ve hallerle ilgili mektuplar ve fakslar yağar. Hallerin genelinde Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin, Ashabın veya Sadat-ı Kiram'ın büyüklerinin görülmesi ve işaretler vermesi de var hem de...

Bütün bunlara rağmen, yukardaki sohbetinde anlattığı gibi objektif olmayı, temkin ehli olmayı hiçbir zaman ihmal etmiyor. Bir an dahi bundan taviz vermiyor. Onu tanıyanları hayretlerde bırakacak şekilde hem de. Evet, öyle bir hassasiyeti vardı ki istikamet üzerine, bütün insanlar koro halinde O'na en büyük herhangi bir manevi makamı verseler ve her gün rüyalarla hallerle "Seni şu manevi makamda gördük!" deseler, o rüyaları, halleri, bir takım keşifleri güzellikle dinler, daha sonra da söyleyenleri hayrette bırakacak bir şekilde, Şeriata, aklına, bilgilerine ve sağlam ölçülerine göre inceler ve yerine göre; sanki sayısı kitap ciltleri gibi kabaran rüyaları, halleri hiç görülmemiş gibi sayabilip; yine istikamet üzere devam eder ve giderdi yaşantısına...

Şenel İlhantasavvufta manevi ilerlemenin alameti olarak, ahlakındaki tekamül ve değişmeyi ölçü alırdı. Görülen halleri ve rüyaları, ahlaktaki değişmeleri temel ölçü alarak değerlendirirdi ancak... Hakkında gerek O'nu tanıyanlar gerekse hiç tanımayanlar tarafından O'nun kadar çok hal ve rüya görülen bir insan daha olduğunu sanmıyoruz. Bütün bunlara rağmen O'nun her zaman, önce ahlaki kritik yaptığını, bütün her şeyi ancak bu ölçüyü baz alarak değerlendirdiğini, bu bağlamda her zaman objektif olmaya değer verip, duygusal davranmadığını; büyük bir hayranlıkla ve hayretle izlemişizdir.

Daha ilk sofilik yıllarında O'nun bu hususdaki dirayetini ve kendine güven duygusunu devamlı gözlemliyoruz. O'nun kendi yaşadığı sofilik anlayışını beğenmeyenler, eleştirenler çıkıyor ve öyle ki, kendi arkadaşlarıyla tamamen zıtlaşıp ayrılıyordu. Mesela ilk gençlik yılları henüz tasavvufla yeni tanışmış herkes gibi, ilk işi, tasavvufu temel kaynaklardan öğrenmek oluyor. Sonra bu ölçüleri aklen ve kalben sindirip, hayatına tatbik ediyor ve bir taraftan da bu ölçülerin tavizsiz savunucusu oluyor tabii ki. Nitekim ilk yıllarında tarikatta şaşmadan ilerlemek isteyenlerin, evvela şeriati öğrenip tatbik etmeleri gerektiğini, bunun için de önce ehl-i sünnet itikadından başlanması icabettiğini, ondan yıllarca dinliyoruz, en baş sonbetleri olarak.

Nitekim bu hususla alakalı olarak "el faz-ı küfür" konularını gündeme getiriyor ve insanı küfre sokabilecek sözler hakkında dilimizi tutmamız için devamlı uyarılıyoruz. Hatta Seyyidimiz bununla da kalmıyor; her hafta tecdid-i İman ve tecdid-i nikah yapmayı kendi aramızda ehemmiyetle yayıp, Şeriata uygun bir şekilde iki şahit huzurunda nikah tazelemeyi bugün dahi devam ettiğimiz hayırlı bir alışkanlığımız haline getiriyordu. Gerek hanımımızdan gerekse bizlerin ağzından çıkabilecek olan küfür sözlere karşı her zaman dikkatliyizdir. Hep Seyyidimizin o yıllardaki ısrarlı uyarıları sayesinde...

Bu noktada geneli cahil insanlardan oluşan o zamanki ihvan arkadaşlardan gelen eleştirilere kulak asmıyor. İtikadi anlamdaki titizliğini ve hassasiyetini, "İslamda olmazsa olmaz" olan, güzel ahlak konularında da görüyoruz. Kendi araştırmaları neticesi ulaştığı bu sağlam ölçülere ait temel bilgileri hem öğreniyor hem öğretiyor, hem yaşıyor hem de gayretleriyle çevresindekilere yaşatmaya çalışıyor. Kibir, riya, cimrilik, haset gibi kötü ahlaklarla, onlara sahip çıkmak adına mücadele edilmesi gerektiğini söylüyor. Nakşibendi yolunda nefisle mücadele, cehri tarikatlardaki gibi olmasa da, Şeriat'in emrettiği kadar var olduğunu, bunun için kalben bu hastalıkları kazımanın sofinin işi olmasa bile, bunlara sahip çıkıp en azından günaha düşmeyecek kadar bunlarla mücadele etmek gerektiğini söylüyor. Çevreden yine bu konuda da tepkiler gelse de; Seyyidimiz bu tepkilere aldırmayarak yoluna devam ediyor. Daha sonraları O'nun bu husustaki sohbetlerinin aynısını, bizzat bağlı olduğumuz Mürşitlerimizden de dinliyor ve O'nun yıllarca önce daha ilk sofilik yıllarında altını çizerek ifade ettiği konuların doğruluk ve önemini anlıyor, her hususta olduğu gibi yine hayran olmadan kendimizi alamıyoruz.

Evet, Seyyidimizin istikameti sanki gerek müsbet manada insanlardan gelen övgülerle, gerekse menfi manada çevresindekilerden gelen eleştirilerle devamlı sınavdan geçiyor. Neticede ne övenlerin ne de yerenlerin O'nun istikametini sarsamadığını devamlı gözlemliyorum. Hatta ondaki çok güzel hallere ve ahlakına, gayretine, bilgisine hayran olanların O'nu övmesi neticesi, kendisinde ucub ve kibir oluşmadığını, istikametinin bozulmadığını o zaman şu ilginç örnekle açıklıyor; "Mesela ben fakir bir insan olsam, birileri de gelse; "Ey arkadaş! Meğer sen ne zengin adammışsın. Senin sarayların, hanların, yatların varmış.." deseler, ben bundan, kendi züğürtlüğümü bile bile etkilenir de havalara girer miyim!.. İşte bu şekilde havalara giren ahmaktır, kendi durumunun kritiğini yapamayacak kadar cahil ve bilgisizdir. O sebeple, binlerce insan bana "Sen şu veya bu manevi makamdasın!" deseler; eğer aklım, bilgilerim benim o halimi onaylamıyorsa, bütün bu söylenenleri hiç duymamış gibi olurum. Ama bende olduğuna objektif bir şekilde inandığım her hangi bir özelliğimi de, binlerce insan reddetse de; yine duymamış gibi olurum" derdi. Evet, bu dediklerinin doğruluğuna, istikametinin bozulmayışına her zaman şahit olmuşumdur. Şu anda Seyyidimizin evi Türkiyenin dört bir tarafından tanıdık, tanımadık sevenlerinden gelen rüyalar ve hallerle doludur. Ve her gün de gelmeye devam etmektedir. Onun şu veya bu manevi halde ya da makamda olduğunu işaret taşıyan, hem de çoğunluğu rahmani mesajlar içeren yani açıkca rahmani olan rüya ve haller...Ve yukarıda izah ettiğim gibi Resulullah Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve Ashabının görüldüğü ve işaretler verdiği haller hem de... Hatta bu rüyaları görenlerin içerisinde, mürşidler, Allah Dostları da var.

Ama Seyyidimiz bütün budurumlara karşıtavrı şöyle: "Tamam bu hallere bu rüyalara rahmani olduğu hususunda bir şey diyemiyorum, ama rahmani rüya ve hallerin zahiri delillerinin olması icabeder.Yani maneviyatın bile hem soyut hem somut cephesi vardır. Maneviyattaki her halin zahirde görünür işaretleri vardır. Dolayısıylayer yüzünün bütün Velileri toplansa, "Sen şu makamdasın veya bu makamdasın" deseler, vallahi o makamın özelliklerini kendimde görmeden, parmağımı bile kıpırdatmam. Zaten bizim hiçbir makamımız falan da yoktur. Var sananlar ise büyük bir yanılgı içerisindedirler. Bize göre en güzel makam istikamettir; güzel ahlaklı olmaktır, Allah'tan (c.c) korjmaktır" demektedir.

Dünyaya, maddi veya manevi herhangi bir makama bakış açışını özetleyen ve açık açık istikametinin boyutlarını ifade eden şu kısacık sohbetiyle konuyu bitirmek istiyorum; "Vallahi yeminle söylüyorum, bir insan için akla gelebilecek, maneviyattaki en büyük bir makamı düşünün, işte bana onu vermek isteseler ve o makam benim diyelim ki ahiretim için faydası olmayacak, sadece dünyada yararı olacak; işte ben onu kesinlikle istemem. Ve ahirette faydası olacak bir "Sübhanallah" demeye değişmem."


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...