Günah İhtiyaç Mıdır?

Günah İhtiyaç Mıdır?

Tarih: 2007-04-20

Şenel İLHAN

Biliyorsunuz,insanların kendilerinden beklentileri vardır. Bu beklentileri hem maddi hem de manevi ihtiyaçlar diyebileceğimiz,ruhsal ve yapısal iç itmelerin neticesidir. Yani, nasıl ki fizyolojik yapılarının itmeleri itibariyle insanlar,su içmeye, yemek yemeye, uyumaya vs. hem mahkum, hem mecburdur, tıpkı manevi ihtiyaçlarını da,ruhi iç itmelerinin neticesi olarak karşılamak mecburiyetindedirler. Ve bu, kaçınılmazdır. Konuyu biraz daha açarak daha kolay anlaşılması için şöyle bir örnek vereyim; mesela, insanoğlu düşünüp taşınıp, "su içmem gerekiyor" ya da "yemek yemem, uyumam gerekiyor" gibi salt düşüncenin itmesiyle tüm bunları yapıp etmez. Çünkü, yapmamaya gücünün yetmediği tüm bu şeylerde, akıl sadece düzenleyici bir unsurdur o kadar ... Ve, yine yapması etmesi de, zaten doğal yapısı itibariyle gereksinim duyduğu ve mutlak yapılması gereken ihtiyaçları olduğundan, belki, aklıyla olayları sadece kritize eder. Bu da şu demektir; bu durumda aklın ve düşüncenin gücü, insanın doğal yapısında olan sırf yeme ve içme güdüsünü, midesini abur cubur şeylerle doldurmamasını sağlamasını ve beslenme denen düzenli yeme ve içmenin farkında olmasını bilmesini sağlar ...

Yani karnını doyurmasını değil, beslenmesini sağladığı gibi, yarı vahşi değil de, disiplinli bir şekilde fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasını ayarlar ... İşte manevi ihtiyaçlar dediğimiz, ruhi iç itmelerin doğurduğu ve ister istemez pratiğe dökülmesi gereken ya da menfi veya müsbet mutlaka icra edilen ruhi fiillerimiz de vardır. Ve tıpkı yukarıda örnekleriyle anlattığımız gibi, maddi ihtiyaçlarını karşılama biçimi gibidir. Hem de eksiklik ve fazlalık olmadan... Sözün özü; nasıl ki maddi ihtiyaçlar karşılanmazsa insanlar ölür, manevi ihtiyaçlar için de bu aynen geçerlidir. Ya da ruhi beklentilerimiz için ...

Evet, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü Kur'an-ı Mübin'de Allah-u Teala, bu manen ölmüşlere "Gözleri vardır ama kördürler, kulakları vardır ama sağırdırlar" gibi, ancak ölüye denilebilecek isimler vermiştir. Peki ne midir bu manevi ihtiyaçlar ? Mesela, zikir, namaz, oruç elbette manevi ihtiyaçlardandır. Ama, bizim asıl bahsettiğimiz ihtiyaçlar; yani manevi ekmekler, sular, hiç şüphesiz, sadece bilinen tüm ibadetler değildir. Ve onlardan burada bahsedemeyeceğimiz kadar çok olmakla birlikte, en azından ekmek gibi, su gibi ihtiyacımız olan birkaçından bahsedeyim: Mesela sevmek, sevilmek ihtiyacı ... Saygı duyulmak hatta saygı duymak ihtiyacı veya kendi varlığını göstermek ihtiyacı gibi ruhsal ihtiyaçlarımız, bunlardan sadece birkaçıdır. Ve bu ihtiyaçların, müsbet ve mantıklı bir şekilde, sağlam İslami ölçülerle karşılanma zarureti vardır. Yoksa günaha düşme dediğimiz, ruhun ölmemek için boşuna çırpınmalarının peşinden, zaruri olarak mutlak manevi ölüm gelecek ve kişi manen kesinkes ölecektir ...

Neticede şunu söyleyebiliriz, kendimize lazım olan zahiri ihtiyaçlarımızın peşinden bilinçli bir şekilde nasıl koşuyorsak, manevi ve ruhi ihtiyaçlarımızın müspet ve uygun bir şekilde karşılanması için de, mutlaka çaba göstermeliyiz... Yoksa, zaten çok aç kalan bir adam, nasıl her önüne geleni yer ve bu arada yemek yerken de görgü kuralları gibi teferruatlar onun umurunda bile değildir, çünkü açlığın verdiği panik buna sebep olmuştur. Manevi açlar da birazcık manen doyuma ulaşmak için mecburi yalan söyler, iftira atar veya her türlü günaha rahatça düşebilirler. Çünkü bu durumda onlar için önemli olan, manevi herhangi bir ihtiyacının karşılanmasıdır. Günaha düşüp düşmemekse, onun için sadece açlıktan ölmek üzere olan bir adamın yemek bulduğu zaman ağzını şapırdatmadan yemesi gerektiğini düşünmemesi gibidir ...

Öyleyse yapılacak tek şey, manen beslenmeyi öğrenmek ve yukarıdaki saydığımız zavallıların durumuna düşmeden, bir Allah dostu veli bulup, maddi ve manevi tüm ihtiyaçlarımızı, bilerek ya da bilmeyerek vahşice değil de, medeni insan gibi karşılamayı öğrenmek ...

Evet, sanıyorum gayet açık anlattık. Ama tüm bunları nasıl yapacağımızı veya yukarıdaki zavallıların durumuna düşmeden önce neler yapmamız gerektiğini, çok az da olsa anlatmadan geçemeyeceğim.

Mesela,"Yalanla iman bir arada duramaz" hadis-i şerifinin ışığıyla yolu aydınlanan ve tövbeye karar veren müzmin bir yalancının, yukarıdaki hadis-i şerifi bilmesi, hatta yalanın kötülüğü hakkında bilmesi gereken tüm ayet ve hadisleri veya her alimin ve velinin yorumlarını ayrıntılı ve detaylı bir şekilde bilmesi ve öğrenmesi, üstelik de tüm gücüyle yalancılık hastalığıyla mücadeleye girmesi; durumu değiştirmeyecek, netice, sıfıra sıfır, elde var "hiç" olacaktır. Neden? Çünkü o zavallı müzmin yalancının, kendini yalana iten iç sebebin, onun için hayati bir ihtiyaç olduğunu sezmemesi, tövbeyle beraber onu, bir iç sıkıntıya ve bunalıma itmiş, üstelik de yalana, her yalandan sonra daha çok ihtiyaç duyarak, tövbe sonrası yalanlar patlamasına mani olamamıştır. Ve kesinlikle asla olamayacaktır da...

Şayet olabilirse ki, bu mümkün değil, ama yine de olmuş farzedersek; bu kişinin kesinlikle yarı deli bir kişilikle yaşama razı olan tuhaf bir mazoşist durumuna düşmesi kaçınılmaz olur. Yani yalana sebebiyet veren iç itme tesbit edilmeden, yalandan kurtulmak mümkün değildir. Bu, her günah ve her maraz için geçerlidir. Öyleyse, insanların maddi ve manevi ihtiyaçları yerinde ve zamanında belirlenip, dozajınca verilmeden, tedavi veya en azından sağlıklı maddi ve manevi yaşam hayaldir... Bir misal daha vereyim; açlıktan midesi guruldayan, sönük gözleri ve soluk yüzünden isyanla karışık zilleti rahatça gözlemlenebilen bir adama, İslamı tebliğ ettiğini sanıp, "Neden cihad etmiyorsun, niye teheccüd namazı kılmıyor veya ne sebeple oruç tutmuyorsun?"diye, güzelim İslam'ın emirlerini, yanlış yerde ve zamanda ve yanlış kişiye anlatmak, neticesi belli duruma, tebliğciyi ve tebliğ edileni düşürmesi zaruridir.

Daha ne diyelim, herşey gayet açık, yapacaklarımız da ortada. Bir Allah dostu veli bulmak ve acilen hem kendimizi hem tüm ihtiyaçlarımızı tanımak ...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...