Rol Kişilik

Rol Kişilik

Tarih: 2007-04-20

Şenel İLHAN

İnsanların bir gerçek kişilikleri vardır, bir de insanlara gösterdikleri sahte kişilikleri yani rolleri vardır. Bunun da fert fert her insan böyle olduğunu bilir. Çünkü fiili yalancılığının bizzat kendisi farkındadır ve yine de bunu bilerek, isteyerek ve üç kuruşluk çıkarı için yapar...

Birçok insanın rolünden maksadı maddi çıkarları olabileceği gibi, herhangi bir kişilik sorununu veya zilletini örtmek için hem kendine hem topluma mükemmel görünme ihtiyacından da kaynaklanabilir. İhtiyaç diyorum çünkü her insanın içinde mükemmel olma, kişilik sahibi olma isteği gibi fıtri olan duygular vardır. Ve zaten bu tür fıtri duygular olmalı ki insan gelişsin, insanlık ilerlesin. Ama insanların dinden, imandan, gerçek ölçülerden kopmasıyla birlikte insanın bu fıtri isteği doğru ve müspet yoldan karşılanamayınca ne olur? İnsan ister istemez kendine sahte de olsa bir kişilik, aptalca da olsa bir dünya görüşü veya olayları değerlendirebileceği ölçüler bulmak zorunda kalır ki, kalmıştır da. Evet... İnsanların günümüzde de açıkça gördüğümüz korkunç boyutlarda fiili yalancılıkları, hatta göz kırpmalarına kadar ruhlarına işleyen artistik rolleri, insanın mecburen düştüğü veya düşürüldüğü zavallılıklardır. Çünkü yok olmaktansa rol icabı varlık tercih edilmiştir.

Daha açığı insan çok kompleks bir yapıya sahiptir ve mükemmeldir. Allah ona "halife" ismini vermiş, melekleri secde ettirerek "Hz. İnsan" makamına çıkarmıştır. Tabii bu "tanrılık" vasfıyla değil "kulluk" vasfıyladır. Ama şu da bir gerçektir ki, Allah-u Teala'nın isimlerinin ve sıfatlarının hatta Rabbımızın zatıyla tecelli ettiği ve insanı Kendine "aine" ettiği tek varlığın "insan" olduğu Kur'an'la ve sahih hadislerle sabittir. Yani insan çok yücedir ve çok şereflidir. Çünkü Rabbımızın cüz'i de olsa ahlakıyla ahlaklanabilecek özelliklerle donatıldığı gibi, Allah'ın dünya sahnesinde Kendi isim ve sıfatlarını, sanatını seyrettiği en ali gölge varlıktır. Dolayısıyla bu açıdan alabildiğine vardır ve asla kendini "yok" görmeyi ve yok olmayı hazmedemeyecek bir yapıda ve özellikte yaratılmıştır. Ve o yüzdendir ki yok edilen kişiliğinin yerine tamamen sahte de olsa, mecburen "rol" kişiliğiyle ortaya çıkmıştır. Tabii bu sahte çıkış onu ne yazık ki insan gibi değil de tanrı gibi davranmaya sürüklemiştir... Ahireti kazanma, rıza-i bari elde etme yeri olan ve akıllı insan için tek şans olan dünyayı nefs-i emmare tanrılarının cirit attığı ve bir acaip yanlış varlık iddiasına insanlar itilmiş, kurtuluşu da kanserden kurtuluş gibi bir hale gelmiştir. Bakınız, kendini adamdan sayan veya kendini şahsiyetli gören bir insanın kendini gizleyip başka şahsiyetlerde görünme ihtiyacı hissedeceği düşünülebilir mi? Elbette ki hayır. Çünkü o insan içiyle dışıyla bir insandır. Hatta içi dışından da daha temizdir...

Ubeydullah Ahrar (Kaddesellâhü Sirrahül Azîz)'ın dediği gibi "Alim söylediğinden aşağı, evliya söylediğinden yukarıdır" sözü ne demek istediğimizi açıklar sanırım.

Yani Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış, karakterli, İslami ölçülerle ölçülenmiş, sıkışıldığı zaman aranılan insan haline gelmiş, basiretli, temiz ruhlu, kendisiyle barışmış, kendini seven ama kibir duymayan, kendini sayan ama "kul" olduğunu bilen insanlardır. Bunların rolleri de sadece insanlara birşeyler vermek, onları tedavi etmek ve eğitmek için seviyelerine inme çırpınışlarından başka birşey değildir. Yani onlar vermek için rol yaparlar, almak için ise asla. Çok daha açık konuşalım; sözün özü şu: Kesin olarak birşey var ki o da; insanlar hasta, insanlık komalık... Mesele teferruata girilmeden toptan halledilmede.

O da alimlerin insanların bizzat kendisiyle muhatap olmayı öğrenmesi ve muhatabının rol gereği gösterdiği kendisiyle değil, hatta kendinin bile haberi olmadığı kendisiyle muhatap olup onları gerçek manada varetmek ve yetiştirmek yollarını tam manasıyla bilmesiyle mümkündür. Özellikle olaya tebliğ ve cihad açısından bakan alim, hasta artistlerle dolu cemaatına bir yenisini veya yenilerini eklemesinin kesinlikle cihad olmadığını anlamalı ve adam çoğaltmak değil, tebliğini adam yetiştirmek amaçlı yapmayı kesinkez öğrenmelidir. Hiç şüphesiz adam yetiştirmek de kolay değildir ve adam yetiştirmek kesinlikle insan-ı kamil işidir. Ve bu, şu demektir; ya alimler insan-ı kamil olsunlar ya da insanın aklına, ruhuna, kalbine hükmedecek kadar "cahil cesur olur" misali vızıldasınlar ve zavallı insanımızı da hiç acımadan kandırsınlar ya da gerçekten hükmedebileceklere insanımızı hiç oyalamadan sevketsinler. Ne diyelim, Allah (Celle Celalühu) yardımcımız olsun. Hoşumuza gitmese de bu gerçekler en azından aklımızda bulunsun...

Allah'a emanet olun.

 



Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...