Haya mı Riya mı?

Haya mı Riya mı?

Tarih: 2007-04-20

Şenel İLHAN

İnsan için en önemli varlık yine kendisidir. Her zaman, her işinde kendini düşünür ve her yaptığı işi de bizzat kendisi için yapar... Çünkü insanoğlu, kendi gözünde alabildiğine vardır... Ve bizzat aklı ve şuuruyla idrak ettiği bu varlığını da doğal olarak hayatının her alanında koruması, yaşatması ve yüceltmesi lazımdır... Veya gerektiği kadar kendini ve maddi manevi menfaatini düşünmesi zaruridir. Normaldir...

Ayrıca yapısı ve aklı gereği buna mecburdur. Tabiri caizse bu manada da bencildir... Çünkü insan vardır ve her an idrak ettiği bu varlığını da korumak, kayırmak durumundadır. Ama ölçülü, ama dengeli...

Ve yine insan severse birini, aslında kendini sevdiği için sever. Şayet sevmezse de öyle tabi. Ama yine de insanoğlu bazan öyle yüce duygular yakalar ki, kendi şahsını unutur da rahatça bir başkası ya da başkaları için yaşayabilir. İşte bu yüce duygu ve asil eyleme fedakarlık denir, isar denir.

Ama yine de normalde insanoğlu bizzat kendi varlığının alabildiğine farkındadır ve bu varlığını da korumak, yaşatmak ve yüceltmek için bir çok fıtri değerlerle yani; kişiliğini ve şahsiyetini koruyucu ve yüceltici güçlü duygular, sağlam hislerle donatılmıştır. Öfke, haya, korku gibi içgüçler bunlardan sadece birkaçıdır.

Sadece bunlar değil elbet, hiç şüphesiz bunlar gibi daha birçok değerlerle de donatılmıştır. Mesela şayet insanda öfke duygusu olmasaydı alabildiğine farkettiği kendi varlığını ve namusunu nasıl ve hangi itici güçle düşmanlarından koruyacak veya Allah için cihad emrinin de onun için ne kadar manası olabilecekti. Ve yine farzedelim ki, insanoğlunda korku duygusunun zerresi olmasaydı adeta ruhi bir koruyucu sinir mesabesinde olan korku vesilesi ile maddi ve manevi hayatının tüm boyutlarında kendini tehlikelerden neden ve hangi duygudan kaynaklanan tedbirle koruyacaktı. Hele hele şayet ayet ve hadislerle methedilen insanın ve insanlığın onuru, şeref kaynağı, haya duygusu olmasaydı, insan kendini her günah ve edepsizlik pisliğine düşmekten ne ile koruyacak ve nasıl hayvandan daha üstün olabilecekti.

Evet... Haya duygusu Allah-u Teala'nın insana verdiği çok asil ve kişinin kendisini kendine yakıştıramayacağı günah ve edepsizliklerden koruyan ruhi bir yüce değerimizdir. Yani haya; kişinin kibir boyutuna sıçramadan ve zillet ya da aşağılık kompleksi dediğimiz seviyesizlik çukuruna da düşmeden ve tam ikisinin ortasında olması gerektiği kadar kendini var kabul etmesi ve bu varlığına da saygısından ötürü, bu kendince saygın kişiliğine de günah pisliklerini bulaştırmak istememesinden kaynaklanan, günah ve edepsizlik kalkanı, insanı insan yapan, iffet ve vakar kaynağı, asil ve yüce bir içgüçtür...

Ama şunu demeden geçemeyeceğim; sakın ola ki insanın bu doğal eylemi ne aşağılık duygusu, ne riya veya ne de enaniyet duygusuyla da karıştırılmamalıdır. Çünkü bu düşük marazlarla, insanın ve imanın süsü haya duygusunun hiçbir alakası olmadığı gibi, olay bu kadar basit değildir. Ama maalesef şu da bir gerçektir ki İslam'ın ve kendinin cahili insanlar bazen haya ile riyayı veya utanması gereken yerde lüzumsuz utanma hastalığı diyebileceğimiz gereksiz yerde sıkılma, tutukluk marazı olan aşağılık kompleksi ve benzer illetleri ahmakca ve korkunç bir yanılgıyla haya sanabildikleri gibi yine kişinin kendinin varlığından haberdar olduğu ve idrak ettiği kişiliğine saygı duyarak pisliklerden koruduğu bizzat kendi şahsından haberdar olmasından kaynaklanan kişiliğini, müsbet yönde gösterme çabalarına da riya ya da kibir ismi veriliyor.

Oysa yukarıda da dediğimiz gibi insan kendi gözünde alabildiğine vardır. Ve bu varlığını da görmesi ne kibir ve ne de çevresine müsbet yönde göstermesi riya değildir. Çünkü şayet bu varlığını görmesi kibir ve varlığından kaynaklanan meziyetlerini ve özelliklerini topluma ve çevresine göstermesi de riya olsaydı yukarda anlatmaya çalıştığımız gibi insanın kendini var görmemesi ve kendini inkar etmesi gerekirdi ki, bu da saçmadan da saçma olur, hatta bariz bir ahmaklık olurdu. Evet...

İnsanlar yapıları gereği kendi varlıklarını gösterme eğilimindedirler. Veya insan önce kendine ve çevresine birçok meziyetini ve özelliğini göstermek "ben de varım" demek ister. Bu onun fıtri yapısında vardır ve gayet doğal bir ihtiyaçtır. Normaldir... Yalnız şunu hemen hatırlatalım. Bizim normal dediğimiz şey, kişinin kendi varlığından haberi olması ve bu varlığını da dünyevi ve uhrevi geleceği için kendisinin ve yaşadığı toplumun yararına olacak bir biçimde yani; İslam ölçüleri içinde ortaya koyarak yaşaması, kibir yerine vakarı, zillet yerine de izzeti seçmesi demektir. Daha açığı burda normal olan durum; kişinin Allah'ın ona verdiği meziyetleri ve kendine ait değerlerin Allah'tan olduğunu bilmesi şartıyla varlığını idrak etmesi ve başka insanlara da bu meziyetlerini eyleme koyarak müsbet manada rıza-i bari için çalışmasıdır. Ve yine yukarda da dediğimiz gibi kökü şirke varan ve adi bir maraz olan riyayla karıştırılmaması gerektiği gibi ne de aşağılık kompleksi ile veya bir başka illetle de karıştırılmamalıdır. Ama ne var ki maalesef günümüz toplumunda insanlar arası iletişim kopukluğu, her türlü fitne ve fücurun en önemli sebeplerinden olan ve ölçüsü bozulan veya ölçüsüz kafaların yanlış boyutlarda kendilerini göstermeleri, aslında normal olan gerçek kendilerini veya kendi değerlerini gösterme ihtiyacını sadece cahilliğinden çarpık yolla da olsa ne olursa olsun tatmin etmek çabalarından kaynaklanır.

Mesela kimi insanlar, kendinin ve fıtri ihtiyaçlarının cahili olduğundan ötürü, tavla, briç veya bilardokolik olacak kadar, bu basit oyunlarla da olsa tüm mesaisini vererek, aklınca "ben de varım" demek istediğini ve böylece saygın bir şahsiyet olduğunu sanabileceği gibi, yine kimi zavallılar ise bu ve bunun gibi basit şeyleri kişiliği etmez de toplumda varlığını resim yaparak, şarkı söyleyerek, lüks arabalara binip cakalar satarak göstermeye çalışır. Yani, yine insanların normal olan ve fıtri ihtiyaçları durumunda olan kendilerini gösterme ihtiyaçlarını eksik zeka ve bozuk ölçülerine göre bilmeden çarpık bir biçimde gösterme çabalarıdır.

Öyle ki bu tür hasta insanlar, kişiliği ettiği tavla, satranç oyunu veya tuttuğu futbol takımı yüzünden kavgalar, dövüşler edebileceği gibi çok rahatça cinayetler bile işleyebilirler. Aslında görünüşe göre hakikaten sebepler çok basittir. Ama gerçekte o hastanın savunduğu, uğruna savaştığı futbol takımı veya herhangi bir uğraşının ötesinde aslında gerçek savunduğu ve uğruna dövüştüğü kendi kişiliğidir. Yani kendinin, ne olduğunu veya ne olmadığını bile bilmeden günümüz insanı hiç bulamayacağı bir arayışla kimlik ve kişilik arayışına girmiştir.

Şayet onun sahte kişiliğini elinden alırsanız ya kendine yeni bir sahte kişilik bulur ya da önce nötr ve içine kapanık bir kişilik yıkımına düştükten sonra en nihayet sonunda kesinkez kafayı yer...

Evet... Yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi insanlar mutlaka övünülecek sandıkları, ama aslında değil övünmek utanç vermesi gereken bir takım marazlarını, malca bir bakışla gurur verici meziyetler gibi görerek, üstüne üstlük de bu basit şeylerle yani lüks araba, bilardo şampiyonluğu, zenginlik gibi şeylerle önce kendi şahıslarına kendilerini ve yine asla kişilik göstergesi olamayacak kadar basit o şeylerle kendini topluma ve çevresine kişilikleri gibi gösteriyorlar... Ve hayret! Akıllarınca da gururlanarak "İşte bakın, bakın! Biz buyuz" diyorlar!.. Ama zenginlik kişinin şahsiyeti, şerefinin göstergesi olursa bu ne demek olur biliyor musunuz? Bir zengin kişiden, bir başka daha fazla zengin olan adam daha şerefli ve daha kişilikli demek oluyor ki kim bunu kabul eder... Veya bu, bir doçentten bir profesör daha kişilikli, daha şerefli... oluyor demektir ki, bu ne ahmaklık bu ne zillet...

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Öyle ki, askerde tertipçilikten, okulda üst sınıf alt sınıftan, sokakta paltolu paltosuzdan... Eee... diyoruz ya her yazımızda, bu ümmete manevi doktor gerek... Mürşit gerek... Allah dostu gerek!

Allah'a emanet olun.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...