Kendini İnkar

Kendini İnkar

Tarih: 2007-04-13

Şenel İLHAN

Beşeriyet tarihini, adilce ve sağduyuyla tetkik edenler, insanların mutlaka bir yaratıcıya inandığını ve batıl da olsa, en ilkel kabilelerin bile dinleri olduğunu göreceklerdir. Çünkü; insanın yapısında, bazı inkarı gayrı kabil fıtri değerler vardır. Bu değerler, fıtratı bozulmamış, ölçüsü dumura uğramamış insanlarda, İslamı din olarak seçmeye yetecek kadar muhkem ruhi itici güçlerdir. Ama, fıtri değerleri bozulmuş, kalbi marazlarla dolmuş hasta insanlarsa, kendini inkar edercesine bir gafletle tüm mukaddes gerçekleri inkar etse de, düşünen ve araştıran, bilmek, bulmak için, her çabayı sarfeden yapısının, kendine uygun bir dünya görüşü ihtiyacı içinde kıvranmasına, asla mani olamaz... yani; fıtratı ne kadar bozulursa bozulsun, inanıp, ölçü kabul edeceği bir dünya görüşüne, ihtiyaç hissetmemesi asla mümkün değildir....

Ayrıca da, insanlık tarihinde, şöyle ya da böyle, sapık ya da doğru bir dünya görüşü olmayan ve bu manada inançsız insan, bir tane bile görülmemiştir!. Hatta, kafirin küfrü bile onun inancı olmuş ve bu inancı için de, savaşmış, ölmüş, öldürmüştür!.. O halde, demek ki; insanın kendine göre düzenli bir şekilde yaşaması için, mutlaka bir dünya görüşü, veya bazı soytarıların ifade ettiği gibi "yaşam felsefesine" inanmış olması gerekiyor. Evet, bu böyledir! Ve hiç kimse de zıddını söyleyemez. Çünkü zıddı yoktur! Ayrıca da, yukarıda anlatmaya çalıştığımız fikrimizin tartışmasız doğruluğuna koskoca ehl-i küfrün ve münafığın felsefi hezeyan dolu felsefe tarihi, ve kaynağı Kur'an olan İslam mütefekkirlerinin yüce tefekkür tarihi, adeta canlı şahittir...

İnanılması zaruri olan bu gerçeklerden sonra, şunu demeden de geçemeyeceğim. Samimice ve tarafsızca, hem İslam hem de ehl-i küfrün fikir ve felsefe tarihini inceleyenler; İslam'ın tefekkür tarihinin muhteşemliğini, zevkle ve içleri açıla açıla, ruhları vecd ve feyz içinde, açıkça görürler. Çünkü araştırdıkları mütefekkirler; aklı selim, fıtratı temiz, fikirleri ise; kaynağı Allah'ın Kelamı Kur'an'ın ilham sızıntılarıdır... Ama kalbi kara, kafir, ard niyetli fanatik araştırmacı ise, mecburi bir zorunlulukla, bu fikri zenginliğin muhteşemliği karşısında, mantıki ve zaruri bir kabullenişle, tuşlanmış bir güreşçinin veya rakibinden abondone bir yumrukla nakavt olmuş, çenesi kırık bir boksörün yenikliğini, hoşuna gitmese de mecburen kabullenişi gibi bir kabullenişle kabullenmek zorunda kalır... Eee... Fıtratı bozuk, kalbi hasta ya, kafir ya; sonra döner hiç utanmadan, bir sürü, kargaları bile güldüren iğrenç yorumlar getirir! Çok açıkca gördüğü gerçekleri saptırmakla kalmayıp, sanki hiç yokmuş gibi de üstünü örtmeye çalışır, yalanlar söyler, adileşir, gülünçleşir... Ve böyle mutemadiyen, durmadan, geveler durur işte...

Ama bir de ehl-i küfrün felsefe tarihini incelemeye görsün; gübreye koşan pislik böceğinin sonsuz zevkiyle ilerlerken, nerdeyse felsefe hezeyanlarının karanlık dünyasında, zevkten adeta fikri orgazma gider! Çünkü orda, bozuk fıtratının bozulmasına sebep olan, şimdiki savunduğu ve dünya görüşü olarak kabullendiği, uyduruk itikadının fikir dedeleri ve nerdeyse birbirinin aynı benzerlikte olan, eski felsefe saçmalarını görür. Ama hiç şüphesiz eskiden olduğu gibi zamanımızda da, bir çok samimi müslüman araştırmacımız yok değil.

Onların da, ehl-i küfrün, kaynağı işkembeyi kübra olan, felsefe tarihini incelerken, duydukları sıkıntı ve ruhi kararmayı tahmin etmek; avam için bile hiç de güç değildir... Ama bütün bunlara rağmen, ister filozof kafir ve münafık veya isterse mütefekkir müslüman olsun, tüm insanların inkar etmediği ve kimsenin de inkar etmeye gücü yetmeyeceği, daha bir çok fıtri değerler vardır. Ve bu fıtri değerlerin içinde, hiç şüphesiz en önemlisi, insanın yapısında olan inanma ihtiyacıdır... İnsanların ta içinden gelen zaruri inanma duygusuna dayanarak, rahatça ve açıkça şöyle diyebiliriz ki; insan niye yaşadığını, neden dünyada var olduğunu, nereye gideceğini, bastırılmaz bir istekle bilmek veya en azından bu ve buna benzer, ruhtan gelen, susturulması imkansız ve çeşitli eğlence, fuhuş ve her türlü sefahatla, aldırmamaya çalışarak, dinlememesi imkansız bu fıtri soruları, sonsuz bir merak içinde bilmeye çalışmak zorunluluğunu, kesinlikle ta içinde hisseder... Bu da, insanlar var olalı en avamından en aydın ve havasına kadar, aklı selim hiç kimsenin reddetmediği ve reddedemeyeceği gün gibi açık bir gerçektir...

Söz buraya gelmişken, şunu da belirtmek yerinde olur: İnsan, neyin ne olduğunu merak eden bir çok değerlerle kodlanmış ve mutlaka, kodlandığı gibi yaşarsa, ancak kendi olabilecek bir varlık olabilmekle birlikte, kodlandığının zıttı gibi yaşayamayacağı bir biçimde veya en azından insan gibi yaşayamayacağı bir biçimde kodlanmıştır... Ve ayrıca hayatını, bizzat kendisinin çekilmez hale getirmemeye gücü yetmeyecek kadar, fikri ve fiili kaos içinde kalmasına da mani olamaz. Yine tartışılmaz bir gerçektir ki; insan, hayatının hiç bir boyutunda kaostan hoşlanmayan, düzeni ve belirliliği seven bir yapıdadır ki, zaten zıttına da o yüzden "bunalım" ismini verir... Ondan sonra da; "ver elini ruh düşmanı şu psikolog" veya şifa dağıtıcı diye bilinen "sahtekar cinci hocalar" veya çaresizlik, çaresizlik ve tımarhane...

Ama, ilacının ne psikologta, ne cinci hocada, ne de çeşitli eğlence ve oyunlarda olmadığını anlayanlar ise; zaruri olarak Allah dostu bir velinin, kendinin ve kendi gibilerin, hatta, insanlığın tabibi ve ilacı olduğunu anlamış olacaklardır... Tabii, çok geç olmadan!..

Allah'a (Celle Celalühu) emanet olun.


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...