Nezaketi ve İnceliği

Nezaketi ve İnceliği

Tarih: 2007-04-13

Hayatta en sevdiği şey, insanlara her boyutta yardımcı olmak, her hususta onların mutlu olduklarını görmek olduğu gibi; hayatta hiç sevmediği birşey de, insanların elektron çapında dahi olsa üzülmelerine sebep olmaktı ki; kalp kırmaktan -farkında olarak kesinlikle mümkün değildi de - özellikle farkında olmayarak onları incitmekten son derece sakınır, o yüzden bütün davranışları, karşısındaki kişiyi her boyutta kırmamak, üzmemek için seçilmiş ve yapılması gerekli en uygun davranışlar olurdu....

Mesela sohbet ve nasihat ederken kullandığı her kelimede, muhatabını herhangi bir meselede menfi yönde etkileyebilecek, onu aşağılık duygusuna itebilecek, bu hususta onu en azından vesveselendirebilecek sözleri kesinlikle kullanmazdı ki; "yetişme bozukluğundan dolayı toplumumuzun çoğundaki aşağılık duygusu hastalığı, bu tür densizlik ve cahilliklerden olmuştur" derdi. Hatta bu tarz densizlikler, lafın nereye gittiğini bilmeden sarfedilen sözler, onu en çok sinirlendiren davranışlardır; hiç affetmezdi, onun tabiriyle bu tür " odunlukları.."

Çok ince, çok hassastır. Günlerce hiç ayrılmadan beraberliklerimiz oldu, bir çok sofi kardeşimizle beraber... Onu tanıyan herkes de bu hususta şahitlik eder ki; nezaketi, zerafeti, inceliği ile Resulullah'a (as) çok benzer... Bizler, O'ndan, herhangi bir şekilde etrafındaki insanları iğrendirecek, tiskindirecek hiç bir davranışın sadır olduğunu görmedik. Abdest alırken şiddetle sümkürmeyi, yerlere tükürmeyi, yemek yerken sesler çıkarmayı mazur gördüğünü asla işitmedik, böyle bir şeyine şahit olmadık. Fakat kendisinin bu hususta çok titiz olup, etrafındaki sevdiklerinin, arkadaşlarının dahi bu konulara dikkat etmesi için, her fırsatta saatlerce hatta günlerce sohbet ettiği olurdu...

Ağzını yemek yerken şapırdatanlara, lokmalarını millete göstererek yiyenlere, tuvaleti temiz terk etmeyenlere öyle şiddetle kızardı ki, "Bu davranışların altında eğitimsizlik, kültürsüzlük, başkalarını kaale almama, onları insandan saymama gibi bir ahlaksızlık da var" derdi. Evet, bu davranışların ince ince tahlillerini yapar, içimizde bu tür davranışlar sergileyenleri her seferinde uyarır, aynı şekilde devam edenleri bu defa çok aşırı derecede celallenerek tekrardan uyarır ve "Müslüman nezihtir, kibardır, temizdir, beyefendidir; bizim dinimiz kabalığı, yobazlığı, pisliği asla kabul etmez, bu din her boyutta incelik, nezaket, fazilet dinidir" der ve nasihatlerinde Resulullah Efendimizden (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ashab'tan ve evliyaullahtan bu konularla ilgili çarpıcı örnekler vermeyi de ihmal etmez, böylece bu konuyu pekiştirirdi. Bugün dahi, evinde verdiği toplu yemek ve davetlerde, insanların ağız şapırtısının duyulmaması ve kimsenin bu husustan rahazsız olmaması için, eskiden beri uyguladığı bir yöntemi hala uygular...

Bu yöntem, yemek yeme anında çıkabilecek bütün sesleri bastırabilecek boyutta televizyonun veya radyonun sesini açmaktır... Yeter ki, istemeden de olsa ağzını şaşapırdatan, hiç kimseye rahatsızlık veremesin...

Evet, her sohbeti ve her davranışı, gerçekten hayranlık duyulacak ve hayret edilecek şekilde, sanki bir kaç defa yapılmış, denenmiş ve hiç rahatsız etmeyecek olanı bulunmuş da, sonra o şekilde hareket edilmiş gibidir. Bunu başarması, insanlara çok fazla değer verdiğinden ve çok merhamet ettiğindendir hiç şüphesiz... Kendini başkalarının yerine koymayı çok iyi becerir, hemen o kişinin duygularıyla duygulanır, sonra da ona göre en incitmeyecek, kalp kırmayacak sözler ve tavırlar sergiler. Cebinden aynasını hiç eksik etmez; her fırsatta yüzünü, saçını, bıyığını kontrol eder, temiz olmaya ve temiz görünmeye son derece itina gösterirdi. Dışardan görüntüsü de içi gibi, bana göre kusursuzdur Seyyidimin...

Hemen her fırsatta yapmayı ihmal etmediği bir davranışı vardır ki, o da özellikle toplum içinde, başkalarının aşağılık komplekslerini tedavi etmek... Saçından, bıyığından, boyundan, ırkından, mezhebinden, cinselliğinden, aklından, kabiliyetinden, insanlarla ilişki kuramamasından dolayı aşağılık kompleksi olan insanların, bu husustaki komplekslerini daha da artıracak, kendisinin bir söz sarfetmesi asla mümkün değildir. Başkalarının bu tür düşüncesizlikleri olursa, onları da uyarır ve kendisi o kişinin aşağılık komplekslerinin olduğu konularda, onu tamir edici,onun güvenini tazeleyici, cesaretini artırıcı sohbet ve telkinler yapar. Bu arada etrafındaki kişileri de bu tamir işinde çok güzel yönlendirirdi. Mesela yakışıklılığından veya saçından kompleksi olana dönerek, "Falanca da aslında yakışıklı değil mi arkadaşlar?" veya "Bu saç şekli onu daha akıllı ve olgun gösteriyor değil mi?" diyerek, mesela saçı dökülmüş bir insana çok güzel ve inandırıcı dopingler yapardı...Yani her boyutta insanlara yardımcı olmak ve elektron çapında da olsa menfi olmamak, O'nun yapısında olan bir haslet olup; sonradan öğrendiği ve yapmayı planladığı bir davranış şekli değildi... Çünkü yapısı ve yaratılışı nezihti O'nun...

Sofileri birbirine sevdirmek, birbirlerini aramalarını ve sormalarını sağlamak, onun deyimi ile "Ciğerli olmak", onun bizlerden özellikle istediği davranışların başında gelir... Yıllar öncesinden arkadaşlarla kendi aramızda yaptığımız gruplar halindeki neşeli sohbet ve yemekli toplantılara Seyyidimi ısrarla davet ettiğimizde yapılan güzel yemeklerin çok az tadına bakar; "Bu yemekleri özellikle sofilere yapın, aynı ikramı onlara istiyorum, bana değil!.." diyerek hem ev sahibinin niyetini ve ihlasını pekiştirir, hem de sencil, cömert, ihlaslı olmak hususunda anında ve ciddi yönlendirmeler yapardı. O'nun bulunduğu ortam, en ciddi konular konuşulurken dahi gayet duygusal ve sıcak olurdu.

Nitekim soğukluk ve resmilik, Seyyidimin bulunduğu ortamda hiç istemediği bir tablodur. Ve şimdiye kadar, onun bulunduğu ortamlarda böyle bir şeye hiçbir zaman müsade etmemiştir... Bazen insanları Allah'ın (c.c) azabıyla korkutucu; öyle ciddi sohbetler olurdu ki,herkes ciddi ciddi; "Ne olacak bizim halimiz!.." diyerek, neredeyse cehennem alevini vücudumuzda hissederdik. Ama böyle bir sohbeti, hiç bir zaman insanları gergin ve korku içinde bırakarak terketmez, arkasından ümit sohbetleri, müjde sohbetleriyle güvenleri artırarak, amele ibadete teşvik eder, sonra bu gergin ortamdan, çok ustaca espirilerle insanları bir anda neşe ortamına çıkarırdı. Espirilerinden ise zeka fışkırmaktaydı, bayağılık gibi şeyler ise asla... Çünkü O'nun espirileri ince ince nükteler ve hikmetlerle yüklüydü...

Seyyidim bir sohbetlerinde altını çizerek kültürün önemi üzerine şöyle söylemişlerdi. "Kültür ayrı bir şey ahlak ayrı bir şeydir. Mesela bir insan çok ahlaklı, çok cömert olabilir ama aynı insan ağzını şapırdatarak da yemek yiyebilir ve yemek yerken öyle vahşice sesler çıkarması onu günahkar etmez, cehenneme de götürmez. Ama buradan şu sonuç çıkar ki; bir insanın diğer insanlarla sağlıklı diyalog içerisinde olması için sadece güzel ahlaklı olması yetmez, aynı zamanda medeni de olması gerekir. Bu anlamda İslam'a uygun geleneklerin, giyim zevkinden tutun da nezaket kurallarına, estetik anlayışına, dil ve şive farklılıklarına kadar bir yaşam biçimi olarak kültürün, insan ilişkilerinde çok önemli bir yeri olduğu tartışma götürmez bir gerçektir."

Bu arada Seyyidim kültürün önemini çok açık olarak gösteren şöyle çarpıcı bir örnek de vermişlerdi; "Mesela bir iş sebebiyle Afrika'ya tam tam kabilelerinin bulunduğu bir yere gitmiş olalım.Ve onlarla konuşarak müslüman olmalarını sağladığımızı düşünelim. Nitekim bu olabilecek bir şeydir ve bu anlamda İslam dini her kültürdeki insanlara hitap edecek özellikte, elbetteki en güzel dindir. Bunlara İslamiyeti öğreterek oradan ayrılalım. Daha sonraki bir zamanda onları tekrar ziyarete gittiğimizi ve onların da İslam dinini öğrettiğimiz şekilde gayet güzel yaşadıkarını farz edelim. Bir adım ileride; tasavvuftan bahsedip bu defa onlara tasavvufla ilgili dersler verdiğimizi düşünelim ve oradan ayrılalım. Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra tekrar ziyarete gittiğimizde bu dersleri de yerine getirdiklerini ve letaiflerinde yanmalar, atmalar olduğunu farz edelim. Dersleri değiştirip oradan ayrılalım. Velhasıl lafı uzatmayalım, bu şekilde çalışmaları neticesinde işlerinden bazıları manevi olarak gerekli olgunluğa eriştikleri için halifelik almayı hak etmiş olsunlar; biz de onlara bu anlamda mürşidlik yetkisini vermiş olalım. Daha sonra da bu mürşidi Afrika'dan alarak İstanbul'a getirip burada irşat görevi verelim tam tam kültürü ile yetişmiş bu mürşidin İstanbul gibi kendi yaşam biçiminden yani kültüründen çok farklı bir yerde başarılı bir irşad yapması mümkün mü? Evet tam tam kültürü içerisinde yetişmiş bir mürşide tam tam müridler lazım." Burada lütfen yalnış anlaşılmasın, haşa o kültürde yetişmiş diye herhangi bir veliyi, mürşidi hafife almak gibi bir niyetimiz asla yok!..

Sadece bu örneği kültür farkının önemini çok açık bir şekilde gözler önüne serdiği için verdim. Bu örnekten de, maneviyattan ve ahlaktan çok ayrı olarak, kültür denen bir olgunun varlığını ve önemini açıkca anlıyoruz. Zaten tasavvuf alimlerinin ifadelerinde kamil bir irşadın zaruri iki cephesinden bahsediliyor. Biri zahiri cephesi, diğeri ise manevi cephesi. Sadece maneviyat sahibi olmak bir mürşidin irşadı için yeterli görülmemiş, bunun yanında müridleriyle zahiri diyaloğun olması da çok önemli kabul edilmiştir. Zahiri diyaloğun sıhhatinde de yaşam biçimi, estetik anlayışı vs. gibi kültür birliğinin önemi, şüphesiz ihmal edilmez. Buradan şu neticeye varıyoruz ki, kültür güzel ahlaktan ayrı olarak bir toplum içinde gerekli ve çok önemli bir değerdir.

Karı koca ilişkilerinde nazik kibar, anlayışlı yani kısaca medeni olmanın önemine özellikle dikkat çeker ve şöylede bir örnek verirdi Seyyidim: "Mesela, tuvaleti temiz terketmeyen bir kadını ve kocasını düşünün...O'nun eşi tuvalette karşılaştığı pislikle kocasını veya karısını özdeşleştirmeyecek bu mümkün mü? Böyle şeylere dikkat çok önemlidir. Evde eşler arası sevgi ve saygının temelinde medeni olmanın çok büyük yeri vardır." Evet, netice olarak Seyyidim bizlere hem ilim, hem irfan, hem de yaşam biçimi anlamında adeta kültür verirdi. Oturmamızdan kalkmamıza, yememizden giyinmemize kadar her konuda en güzel şekilde ölçülendirirdi.

Mesela giyim konusunda renk uyumunun son derece önemli olduğunu belirtir, hangi renk cekete, hangi renk gömlek yakışacağına kadar uzun uzun sohbetler yapar ve üzerimizde de bu türlü zevkli giyim örneklerini görmek isterdi. Her zaman, Allah (c.c) için güzel giyinmenin cihad olduğundan bahsederdi...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...