Orijinal Kişiliği

Orijinal Kişiliği

Tarih: 2007-04-13

Seyyidimizin hayatını anlatırken, O'nun hep büyük bir yalnızlık içinde olduğunu ve kendini tam olarak anlayabilecek bir tane dahi dostunun maalesef olamadığını anlattık. Bu durum şüphesiz, yazılarındaki derinliği farkeden sayın okurlarımızın da dikkatinden kaçmamıştır. O zaman okurlarımızın aklına şöyle bir sorunun gelmesi de kaçınılmazdır. Nasıl oluyor böyle bir şey? Peki siz dergi personeli, sizler de yok muydunuz? Evet biz de yoktuk...

Veya tam olarak böyle ifade etmek belki doğru olmasa da, üzülerek söylemek zorundayım ki, Tokat'lı sofilerin bir kısmı onu anlayamayarak tamamen karşısında cephe oluştururken; O'nu anladığını söyleyen bizler de, karşı tarafa geçip O'na düşmanlık edenler gibi az üzmedik. Bunun iki nedeni vardı. Birinci neden; nefislerimizdi hiç şüphesiz...

Ama asıl ikinci neden çok önemliydi ki; o da Seyyidimizin çok orjinal kişiliği idi. Yani ilginç gelecek ama çok fazla olan aklı, çok süper olan güzel ahlakları ve diğer bütün üstün özellikler ve her türlü beceri ve yetenekleri maalesef ki, O'nun tabiriyle "Bu dünya denen ilkel gezegende" O'nun çile sebepleri idi...

Evet akla, ahlaka çok fazla değer verdiği halde, çevresi kendi orjinal kişiliğine kıyasla akılsız ve ahlaksızlarla dolu bir insanın, her an bu insanlarla yaşamak zorunda kalmasının çileleriydi! Bu çile hem karşılıklı da oluyordu... Şöyle ki; Şenel İlhanlakonuşupta toplumda en zeki bilinen adamlardan, kendini aptal gibi hissetmeyen adam ben daha hiç görmedim. Evliya gibi ahlakları olduğu halde, O'nun güzel ahlakları karşısında kendini ahlaksız gibi hissetmeyen de...

Şüphesiz bu kuru bir iddia değil, her gün hepimizin şahit olduğu en açık gerçeklerdendir. İşte bu sebeple, "Çilenin büyüğü bilenin bilmeyenden çektiği çiledir" sözü mucibince, Seyyidimiz debizlerden çekiyor, O'nun yanında kişilik ve kimlik kaybına uğrayıp abondone olmaktan dolayı da bizler çekiyorduk. Evet bütün büyüklerin asıl çilesini oluşturan bu çok önemli hakikatin, iyi anlaşılması için biraz daha açılmasında fayda mülahaza ediyoruz.

Seyyidimiz, İmam-ı Rabbani Hz.'nin "Azapların büyüğü bedene değil akla olandır" sözü üzerinde çok durur, ne kadar haklı güzel bir sohbettir diye tekrar ederlerdi. Hatta Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Bana yapılan azap kimseye yapılmadı" hadis-i şerifinin özünde de bu sözün bulunduğunu, şöyle ifade ederlerdi: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "Bana yapılan azap kimseye olmadı." derken bedenen çektiği hastalık, açlık vs. gibi çileleri kasdetmemiştir. Zira bu tür sıkıntılarda Efendimizden (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) daha çok çeken Peygamber Efendilerimizin varlığı bir hakikattir.

O zaman Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) neden; "En çok ben çektim" demiştir. İşte bu, en çok ben çektim ifadesi ile anlatmak istediği hakikat, O'nun akıl, ahlak, yakin gibi konularda, gelmiş geçmiş bütün insanlardan üstün oluşu ile izah edilebilir ancak. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu üstün özellikleri sebebiyle, en hayırlı ümmet olarak anılan Ashab (ra) dan bile çekmek zorunda kalmıştır...Resulullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabdan çekti derken, burda suç haşa ashabda değildi elbette. Çünkü onlar ne ahlaken ne aklen diğer insanlarla, diğer ümmetlerle kıyaslanamayacak kadar yüce ufuklarda idiler.

Ne var ki onlar küçük değildi ama Resulullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çok büyüktü... İşte Seyyidimizin bütün yakınlarından ve bizlerden çekmesinin izahı da en güzel böyle yapılır.

Netice olarak; bir taraftan kendi manevi problemleri ile ilgili çileleri, bir taraftan bu orjinalitesinden dolayı yakınlarından dolayı çekmek zorunda kaldığı çile, bir yandan derginin hizmetinin çilesi, bir taraftan fikir çilesi, bir taraftan da O'nu çekemeyenlerin verdiği cefaları düşündüğü zaman öyle bir atmosfer oluşurdu ki; yanında bulunduğumuz o zamanlarda, O'nun hakikaten derin bir tefekkür içinde olduğunu hisseder ve bizler de oldukça duygulanırdık. Yakınında olan arkadaşlarımızgayet duygulu olduğu o zamanlarını hiç mi hiç unutamazlar...

Bu çileler Seyyidimizin Rabbimizin katındaki açık göstergesidir şüphesiz. Dememiş mi güzeller güzeli Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); "Belanın büyüğü önce nebilere, sonra velilere, salihlere makamlarına göre gelir" diye...

Başka söze ne hacet...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...