Kirlenmiş Akıl

Kirlenmiş Akıl

Dr. Alper Yücel Zorlu

Tarih: 2020-11-02

Konuştuklarımız ya da konuşacağımız şeyler, hangi toplumsal ortalamaya hitap etmektedir? Evrensel algıda bir karşılığı var mıdır? “Maşeri vicdan” denilebilecek, insanoğlunun her türüne ait makul bir adalet duygusunu taşımakta mıdır? Bu anlamda doğruyu gerçekten temsil eden bir değeri var mıdır? Yani söyleyeceklerimiz bir sadra şifa mıdır? Konuştuklarımız doğru şeyler ise bunların bir “alıcısı” var mıdır? Doğru sözler her zaman doğru adrese teslim midir? Bu sözler gerçek ihtiyaç sahipleriyle nasıl buluşur? Kısacası doğru olduğuna inandığımız şeyler, eğer bir propaganda malzemesi değilse, insanı inşa edebilecek bir değer taşıyorsa bu değerler toplumsal bir karşılık bulur mu acaba? Burada bizi bir toplum mühendisliğinden farklı kılacak şey nedir? Doğru, sadece bize ait bir şey değilse, gereken şey toplumsal konsensus mudur? Temel problem “güven, doğruluk ve inandırıcılık” ise bu yetkinliği kim ya da kimler taşımaktadır? Masaya yatırılmamış ya da ifade edilmemiş herhangi bir yol, meşrep ya da ideoloji kalmış mıdır? Sonuç, insanlık neyin peşinde ya da ne aramaktadır? İnsanlar tek tek fikir beyan etmeden bunu nasıl bileceğiz? Söylenen her söz, tek tek masaya yatırılıp bir tartışma yumağında boğulmak zorunda mıdır?

Bu soruların en sağlam karşılığı hiç şüphesiz, doğruyu en güzel şekilde ifade etmek ve sonucu, bütün sebep vesile ve sonuçlarıyla yaratan Allah’ın (c.c.) sonsuz merhametine bırakmaktır…

Şeytanla Nefsle Kirlenmiş Akıl

Kirlenmiş akıl… Evet, kirlenmiş… Çünkü işgal altında… Vesveselerinden nefsin ve şeytanın maskarası olmuş… Kendini tanımadığı için vehim dünyasında boğulmuş… Üstelik içinden geçenleri kendisi sanma hastalığına tutulmuş… Eh, bir de yaşadıkları yüzünden -ağır travmalardan insanın kaçmak için sığındığı sıra dışı kaleler var- incinmiş… Diğer yandan gelişim çizgisinde sosyalleşmenin vazgeçilmez oluşu ve bu esnada karşısına çıkabilecek olumsuz tehdit unsurları ve kötü çeldiricilerin varlığı, hayatı, içinden çıkılmaz bir handikapa çeviriyor.

Oysa akıl sadece bir şeye karar vermeye yarayan bir araç değil, aynı zamanda ruhun bir fonksiyonu… Nitekim aklımızı etkileyen ana unsur ruhumuzun varlığı… Duygu ve düşüncelerimizi doğru geliştirdiğimiz ölçüde -yani aslında bu bir öze dönüş- kendi lehimize aklımızı kullanma kudretimiz de artacak hiç şüphesiz. Buna bir bakıma kendi özüyle barışmak, kendini tanımak da diyebiliriz. Kendini tanımak ise ezber ile söylenecek basit bir eylem ya da çaba değil, olmamalı da… Kendini tanımak kendi değerlerinin farkına vararak kendinle barışmak, kendi hakikatinle yüzleşmek demek… Telaşsız ve emin adımlarla, ekonomik ve toplumsal çeldiricilere takılmadan yoluna Allah’a (c.c.) sığınarak devam etmek… Tek güç, kuvvet, kudret kaynağının Allah (c.c.) olduğunu bilerek, mutlak yardımı O’ndan isteyerek ve O’ndan bilerek Allah’a (c.c.) sığınmak… Allah’a sığınmak, O’nun kendi vücudumuzda yarattığı muhteşem düzeni tefekkür ederek bunun hamdini ve şükrünü yapmak, idrakimizin cılız kaldığı her yerde tevbe kapısının açık olduğunu bilerek ancak O’nun kudretiyle nefes aldığımızı fark etmek ve sık sık tevbe etmekle başlıyor. Koca kâinata baktığımızda O’nun muhteşem icraatlarını görmek, azamet ve kudretini hissetmek, kendi küçüklüğümüze rağmen bize verilen değeri fark etmek hasta benliğimize en büyük ilaç olacaktır. Yoksa bu en önemli gerçeği bir kenara bırakarak, devşirilecek daha büyük bir hakikat yok… Her şeyi aklımızda, zihnimizde yerli yerine böylece oturttuktan ve ruhumuzun ihtiyacı olan inanç gıdasını kendimizden esirgemedikten sonra, kısa sürede hayatın kodlarının yerli yerine oturduğunu görecek, hayatın içinde kendi varlığımızın ne anlama geldiğini görmekle birebir Allah (c.c.) ile yakınlığımızı fark edeceğiz. Bu yakınlığı bir lütuf gibi yakalamak için, bir ömür boyunca mesailerini kutsallaştıran insanların varlığını düşünürsek, bunun ne büyük bir hadise olduğunu anlayabiliriz. Tüm bu çabaların, düşüncelerin ise mutlaka duygusal bir temeli olmalı… İnsan ilmek ilmek duygulu bir canlı ve bu duygu, insanın her ânını kuşatmış… Aksi halde yaşadığımızı fark edemezdik… Duyguların hayata geçtiği en önemli alan ise bizlere hayatı bahşedenle, duygu boyutunda muhkem bağlar kurmak olmalı…

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Yazarın Diğer Makaleleri

Kirlenmiş Akıl

Konuştuklarımız ya da konuşacağımız şeyler, hangi toplumsal ortalamaya hitap etmektedir? Evrensel algıda bir karşılığı var mıdır? “Maşeri vicdan” denilebilecek, ins...

Kulluk Vadisinde Ölçü Ve Hikmet / Şenel İlhan Beyefendi’nin Değerlendirmeleriyle

Allah (c.c.) ile İlişkilerde İhlas, Muhabbet, Allah Aşkı Önemlidir Namazını beğeniyorsan Rabbine sun, kimseyi bu konuda taklit etme. Allah ile ilişkilerde ihlas...

Aylardan Muharrem...

Bu devrin Hz. Hüseyinleri kimlerdir? Yani İslam davasının çilekeş mazlumları, Allah yolunun ve davasının canı pahasına gönüllüleri, ümmetin ıstırabını yüreğinin ta ...
Tüm Yazıları