21. Yüzyılda Çin Zulmü / Nureddin İzbasar

21. Yüzyılda Çin Zulmü / Nureddin İzbasar

Tarih: 2020-09-01

Doğu Türkistan’da Zulüm Bitmiyor…

Doğu Türkistan’daki sorunun temeli esasında 1759 senesi Çin’i yöneten Mançuların bölgeyi işgal etmesiyle başlıyor. Ancak bu işgali kabul etmeyen Doğu Türkistanlıların karşısında Çin merkezli yönetim bölgede tutunamıyor. Binlerce kez ayaklanma olmasına rağmen işgalcilerin ısrarla bölgeden çıkmaması çok sayıda kanlı muhaberelere neden oluyor. 1865 senesi Çin kuvvetlerinin tamamını Doğu Türkistan’dan atmayı başaran Yakup Han bölgede 15 yıl boyunca bağımsızlığını koruyabiliyor. Onun ölümü üzerine Çarlık Rusya’nın yardımını alan Çin kuvvetleri 1879 senesi Doğu Türkistan’ı yeniden işgal ediyor ve bu tarihten önce vassal bir yönetim olarak kendine bağlı kalmasını düşündüğü Doğu Türkistan’ın Çin sarayındaki etnik Han Çinlisi vezirlerin ısrarıyla Xinjiang eyaleti adı altında Çin’in bir eyaleti olarak ilan ediyor. “Xinjiang” kelimesi Çincede “yeni işgal edilmiş toprak” anlamına gelmektedir. 1933 senesi işgale son vermek için Doğu Türkistan’ın genelinde kurtuluş savaşı başlatılmıştır ve aynı yıl 12 Kasım tarihinde Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak bu cumhuriyet yine Ruslarla Çinliler arasındaki işbirliği sonucu yıkılmıştır. Aradan 11 sene geçtiğinde ise Kulca’da başlayan direniş hareketleri sonucu başarıya ulaşan Doğu Türkistan milli kuvvetleri 12 Kasım 1944’de Doğu Türkistan Cumhuriyetini kurmuştur. Bu cumhuriyet de Sovyetlerin Çin komünistleri ile anlaşması ve istihbarat operasyonları sonucu Çin’e bağlanmak zorunda bırakılmıştır.

Burada Çinliler açısından çok önemli bir dönüm noktası vardır. Etnik Han Çinlileri Mançulardan miras olarak elde ettiği bu topraklarda 1949 senesine kadar hâkimiyetini tam olarak kuramamıştır. Halkı cahil bırakmak, Doğu Türkistan sınırlarını dünyaya kapatmak, geniş ispiyonlama ağı kurmak, sert cezalandırma ve idamlarla zorla baskı kurarak ayakta durabilmişlerdir. Sovyetlerin yardımı olmasa hiçbir şekilde Çin’in Doğu Türkistan’da tutunma şansları yoktu. Bunu iyice anlayan Çin komünistleri bölgeyi işgal ettiği anda ilk uygulama olarak Çin’den çok sayıda suçluyu ve sabıkası bulunan Çinlileri Doğu Türkistan’a getirip yerleştirmek olmuştur. Ayrıca yine Çin ordusuna bağlı yüzbinlerce askeri kalıcı olarak Bingtuan adı altında Doğu Türkistan’a iskân ettirmiştir. Çeşitli vaatlerle Doğu Türkistan’a giren Çin Komünist kuvvetleri 1955 senesi Doğu Türkistan’ın adını Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi olarak değiştirerek sözde özerk bölge ilan etmiştir. Ne var ki özerklik yasası dahi 1980’lerin sonuna kadar ortaya konmamıştır. Özerk bölge ilan edilmesine rağmen Çinliler eski Çin rejimlerinin geleneklerini devam ettirmiştir. İlk başta askerlerin tam olarak konuşlanmasına kadar olan birkaç yıl boyunca halkın gönlünü kazanma adı altından göstermelik de olsa bazı olumlu davranışlar sergilemiş olsa da özerk bölge ilan edildikten hemen sonra ilk önce Doğu Türkistan’daki medreseleri kapatmıştır. Ardından din adamları, zenginler, kanaat önderleri, milli ordu komutanları ve aydınları çeşitli töhmetlerle yok etmiştir. 1966-1976 arasında Kültür Devrimi adı altında Doğu Türkistan Türk İslam kültürü hedef alınmış, 10 yıl boyunca çok sayıda aydın ve ulema öldürülmüş, halk ise aç bırakılmış, çok sayıda insan kıtlık yüzünden hayatını kaybetmiştir. Ancak kıtlık dönemlerinde komünizmin eşit paylaşımı adı altında tüm üretim araçları, hayvanlar ve tahıllara el konulmuş, yiyecekler stoklarda çürümeye terk edilmiş, insanlar ise kıyıma uğratılmıştır. 1986 senesinden itibaren ise doğum kontrol yasası ilan edilerek Doğu Türkistanlıların nüfusunu azaltmak yasallaştırılmıştır. Buna karşılık her gün on binlerce Çinli Doğu Türkistan’a çeşitli teşvik paketleri ile yerleştirilmiştir. Anne karnından bebeklerin alınmasından, fazla çocuk sahibi olanlara ağır para cezası ve vatandaşlıktan çıkarma gibi çeşitli yöntemler en ağır biçimde uygulanmıştır.

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de meydana gelen saldırı, dünyanın öbür ucunda Çin yönetimi tarafından Doğu Türkistan’daki tüm muhalif düşünce ve hareketleri sindirme konusunda fırsata dönüştürüldü. Tüm aykırı hareket ve düşünceler kolayca “terör” yaftası vurularak tasfiye edilmeye başlandı. ABD ve Batı ülkelerinin gündemi terörle meşgul iken, Çin Komünist Partisi yönetimi de hemen terör söylemini kullanmaya başladı ve yaptıkları sert bastırma politikalarını da Batı ülkeleri ve ABD’ye kabul ettirdi. Ancak kısa süre sonra azınlık haklarının ihlalleri, inanç özgürlüğündeki kısıtlamaların da terör bahanesiyle daha çok baskıya maruz kaldığını fark eden ülkeler Çin’in terörle mücadelesinin daha önce yaptığı baskı politikalarından bir başka adı olduğunun farkına varmıştı.

Bu dönemde Çin’in ayrımcı politikaları bir aşama daha yükselmiştir. Örneğin, Türkçe 2005 yılından itibaren üniversitelerde, 2007’den itibaren ise ilkokullarda eğitim dili olmaktan çıkartıldı. 2000 senesinden itibaren yüksek puanla mezun olan ortaokul öğrencileri Çin’in iç bölgelerindeki liselere götürülüp askeri disiplin içinde ve ana dillerinden mahrum olarak yetiştirilmeye başlandı. 2006 senesine kadar Doğu Türkistan’dan Çin’e götürülen toplam öğrenci sayısı 10 bini bulmuştur.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Kuralsız Yaşamak

Bu dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu unutarak heva ve heveslerinin peşinden, kural, hak, hukuk tanımadan koşan bir insan, bu haliyle aslında adeta freni boş...

Kendini Keşfe Çıkmak / Doç. Dr. Adem Ergül

İnsanoğluna verilen en önemli hususiyetlerden biri, hiç şüphesiz, merak ve araştırma duygusudur. Yeni yeni keşifler, bilgiler ve müşâhedeler, bize ayrı bir lezzet v...

Nübüvvet, Allah’ın (c.c.) İnsanlığa Açtığı Merhamet Kapısı / Doç. Dr. Recep Önal

Nübüvvet müessesesinin önemi nedir? Nübüvvet ile kutsal kitaplar arasındaki ilişkiden bahseder misiniz? İslam inancına göre insanlar, Allah’a kulluk etmek ve bu...