Ehl-i Beyt’i Sevmek ve Ehl-i Beyt’in Hukuku / Prof. Dr. Murat Sarıcık

Ehl-i Beyt’i Sevmek ve Ehl-i Beyt’in Hukuku / Prof. Dr. Murat Sarıcık

Tarih: 2020-08-03

Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) Ehl-i Beyt’e dair muhabbetini açıkça izhar eylediği pek çok durum ve yerine göre de çevresindekilere uyarıları var. Bunu bir mümin olarak nasıl değerlendirmeliyiz? Günümüzde de Şûra suresi 23. ayeti ve mesela sekaleyn hadisini ve ana unsur sayılan bazı hadisleri bu anlamın dışında tutmak isteyen bir anlayış da var. Nasıl değerlendirilmeli, ölçülerimiz nasıl olmalı?

Din, nakildir. Yani Kur’ân ve Sünnettir esas olan, bir de bunları anlayan müçtehitlerdir. Bunları doğrudan ayetlere ve hadislere dayandırmazsak söylemlerimiz güçsüz kalır ve ondan sonra İslam’a uyuyor mu uymuyor mu, o da ortada kalır. Onun için, böyle konularda, Kur’ân bu konuda ne diyor, nasıl tefsir edilmiş ona bakmak lazım. Mesela Ehl-i Beyt’i sevmekle ilgili ayetler var. Peygamber Efendimizin bu konuda hadisleri var. Hadislerde benim en dikkatimi çeken şey şudur: Bir hadisinde Peygamberimiz; “Ey insanlar, ashabım, (din) kardeşlerim ve esharım hususunda beni koruyunuz ve onlara sebbetmeyiniz.” diyor. Burada Ehl-i Beyt’le ilgili hukukunu korumak söz konusu. Burada bize şunu veriyor: Yani sahabeyi nasıl seviyorsan Ehl-i Beyt’i de öyle sev. Bu iki sevgi birbirinden ayrılıyorsa, Ehl-i Beyt sevgisi derken sahabe düşmanlığı çıkıyorsa, burada bir sakatlık vardır.

Yine başka hadis-i şerifleri var. Mesela Hz. Hasan için diyor ki: “Allahım! Ben onu çok seviyorum, sen de onu sev ve onu sevenleri de sev.” Şimdi bunu nasıl anlayacağız? Yani ulema, müçtehitler bunu nasıl anlamış, nasıl anlatmış? Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi anlayan Peygamberimizdir. Hadis bundan dolayı önemlidir. Bir de hadis deyince adam bunu kafadan söylenmiş şeyler zannediyor. Hadis; vahyi gayr-i metluvdur, yani Peygamber Efendimizin din ile ilgili açıklamaları vahye dayanır. Yani Kur’ân gibi o da bir vahiydir. Tamam, nazmı Allah tarafından gönderilmemiştir ama bir vahiydir o da. Peki, hadisi en iyi kim anlar? Hadisi de ulema, müçtehitler, fakihler anlar. Şimdi, bunlara müracaat etmeden, şöyle, böyle diye konuşursak, yani seküler akılla, buralara bağlantısız olarak bu konuları konuştuk mu, burada problemler çıkıyor. Sadece Alevilik, isnâaşeriyye meselesi değil... İslam uleması Kur’ân’ı kendine göre tevil eden, tefsir edenlere mülhid der... Sen istediğin gibi tefsir et; o zaman kişiler adedinde din olur. Hâlbuki biz sünnete uyacaktık. Sünnet dediğimiz şey Peygamberimizin yoludur. Kur’ân gelseydi, sünnet olmasaydı bu din olmazdı. Çünkü Peygamberimiz anlatmadan biz her şeyi anlayamazdık, yanlış anlardık. Peygamberimizin koyduğu hükümler var. Hata ettiği zaman Peygamberimiz vahiyle uyarılmıştır. Bunun birkaç örneği vardır. Kur’ân’ın açıklaması olması bakımından hadisler çok önemlidir, sünnet önemlidir… Ondan sonra müçtehitler, hadisleri en iyi anlayanlar onlardır. Mezhepler buradan çıkar zaten; bundan dolayı mezhepler var, yoksa mezhep diye bir şey olmazdı. Malumunuz, müçtehit olmayana ‘mukallit’ denir İslamiyet’te. Mukallitler müçtehide uymak zorundadır.

Herkes, “Ben bu ayeti şöyle anlıyorum.” diyor. Ben böyle anlıyorum demekle olmaz ki... Ulema bu ayeti nasıl anlamış, önce ona bakacaksın. Kur’ân’dan, sünnetten, onu en iyi anlayan müçtehitlerden… İşte mezhepler, kitaplar bundan yazılmış, kriterler konulmuş bu konularda.

“Ehl-i Beyt’i Sevmek” isimli bir kitabımız var... Şûra Suresi 23. ayet, Ehl-i Beyt’i sevmekle doğrudan ilgili ayettir. Buraya bakarsın, orada müfessirleri görürsün, hadis kitaplarını görürsün. Önce bununla gireceğiz konuya. Ehl-i Beyt’i, Seyyidleri sevmek söz konusu bu ayete dayanır. Bir de “Rics” ayeti vardır, Ahzap suresinde… O da işin hukuki tarafını ele alır. Zekât alamaması vb. durumlar… Seyyidlere zekât haramdır bazı mezheplerde... O nedenle Seyyidlere devlet yardım etmiştir, yerine göre borçlarını ödemiştir. Peygamber Efendimizin Seyyidlerle ilgili, Ehl-i Beyt’le ilgili hadisleri, emirleri olduğu için… Peygamber Efendimiz Hz. Hasan’a, “Bu benim oğlum.” demiş. Burada mesela bunu yorumlamışlar; demişler ki: “Hz. Hasan, torunu olduğu halde ona ‘oğlum’ diyor; demek ki onun soyundan gelenler onun oğlu makamındadır.” O zaman iş değişiyor biraz, değil mi?

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Yiğitlik Başka Serserilik Başkadır / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Yiğitlik İslami açıdan önemli bir değer, güzel bir erdemdir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) nezaketi, inceliği, şefkat ve merhameti yanında cesur ve yiğit bir insandı. ...

Din ve Mutluluk İlişkisi / Dr. Fatma Balcı Arvas

Haz ve mutlu olmak aynı şeyler midir? İnsan sadece haz nesneleriyle niçin mutlu olamıyor? Mutluluk denilince genel olarak bireyin olumlu bir ruh hali içerisinde...

21. Yüzyılda Çin Zulmü / Nureddin İzbasar

Doğu Türkistan’da Zulüm Bitmiyor… Doğu Türkistan’daki sorunun temeli esasında 1759 senesi Çin’i yöneten Mançuların bölgeyi işgal etmesiyle başlıyor. Ancak bu iş...