Aylardan Muharrem...

Aylardan Muharrem...

Dr. Alper Yücel Zorlu

Tarih: 2020-08-03

Bu devrin Hz. Hüseyinleri kimlerdir? Yani İslam davasının çilekeş mazlumları, Allah yolunun ve davasının canı pahasına gönüllüleri, ümmetin ıstırabını yüreğinin ta derinlerinde hissedenler… Bugün bu sorgulamayı yapmayanlar, İslam’ın hâkim olmasına dair, İslam’ın her eve, her gönüle girmesine dair bir kaygı taşımayanlardır. Evet, Müslümanların zor zamanlarında, bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiklerinde, Allah’ın yardımını talep ettiklerinde sığındıkları kaledir Ehl-i Beyt… Bu sorgulama da bu anlamda, ilmiyle, irfanıyla, ahlakıyla ümmete yol açacak insanları arama ve bulma sorgulamasıdır… Devirler Hüseyinsiz olsaydı, Hz. Hüseyin olmazdı. Hüseyinler, başları kesilsin diye değil, Hz. Hüseyin oldukları için aranırlar. Allah (c.c.) bu ümmeti ne zaman Hüseyinsiz bırakmış ki?!.. İslam davasının, haksızlık ve zulme karşı çıkan, adaletsizliği bedel ödeyerek ortadan kaldıran örnekleri hep Hz. Hüseyin temsilinde gerçek anlamını bulur. Bu ümmetin çektiği acılar hep Hz. Hüseyin temsiliyle anlatılır. Dara düşenlerin manevi kalesidir Hz.Hüseyin… Onunla empati yapar, onunla dertlenir, onunla dertleşirler lisan-ı hal ile… Sabır ve psikolojik dayanma istenen durumlarda Hz.Hüseyin, ruhların “sadıkı” olarak kalbimizin başköşesinde sertaçtır… Dertlendiğimizde hep Kerbela kasideleri dinleriz… Çektiğimiz acıların en üst düzeyde temsilini Hz. Hüseyin’de ararız. İnsan psikolojisi diye bir şey yok mu? Onu düşündüğümüzde gözlerimize yürüyen yaşlar, ruhun ızdırabı, son Nebi’ye olan hasret ve sevgi, Onun sevdiğini, ciğerparesini alabildiğine sevmek değildir de nedir? Hz. Hüseyin hiçbir kimse için sadece tarihte kalmış bir acı figürü değildir. Ne zaman zulme uğrasak, ruhumuz bizi gayr-i ihtiyari, Kerbela toprağındaki acılar acısı hadiseye sürükler. Adeta acımızı orada bir kez daha gözden geçiririz… “Sen ne çektin ki, bak Hz. Hüseyin neler çekti…” dercesine acımızı orada küllendiririz. Bu hem Hz.Hüseyin’e olan hasretimiz, sevgimiz ve empatimizdir hem de kendimize acımayı, Allah’a kul olmayı, zulme karşı çıkmayı orada öğreniriz. Derdimiz orada ayağa kalkmaktır… İslam’ın hakkını yedirmemek, Müslümanların hakkını yedirmemek, zulme engel olmak, adaleti sağlamak, Müslümanlara bir yol açmak için… Bugün Hz.Hüseyin’in acısını sadece tarihsel bir acı olarak algılayanlar, o vahimler vahimi olaydan İslam’ın geleceği adına tedbir ve terakki anlamında ders alamayan ve Hz.Hüseyin’in hatırasına layıkıyla sahip çıkmayanlardır. Hz. Hüseyin, hep Kerbela ile bitmez. Kerbela, istenmeyendir… Bu devirde de yiğitlerin hakkı Kerbela değil, İslam’ın sancağını, hak ettiği yere taşımaktır. Her mü’min, Hz. Hüseyin misali bir Hüseyin olmadıkça, bugün İslam’ın yolunu açmak hiç de kolay değildir. Bugün, Kerbela’nın bize söylediği bu olmalıdır. İlmi, ahlakı, ömür boyu Allah için mücadeleyi ve İslam’ın nurunu söndürmek, Müslümanların sesini soluğunu kesmek, doğru anlaşılmasına engel olmak isteyenleri cedd-i Hüseyin’in yani Hz. Peygamber’in (s.a.v.) merhamet ve mücadele ikliminde ele almayı, ancak onların yüksek ahlakı ve mücadele düsturlarından öğrenebiliriz… Bu anlamda Kerbela bir son değil, “ahlak ayaklanması” için bir başlangıçtır. Tövbe etmek, yolda olmak, ilim ve irfan tahsil etmek, çağın gerektirdiği ilimlerle donanmak, irfani bir gönül ve bilimsel bir zihin inşa etmek için başlı başına bir milat, bir başlangıç… Bir arifin deyimiyle “Yeni başlıyoruz…” O nedenle nefis ilimleriyle ilgilenen gönül ehli insanlar, hadiseye ibret alınacak ve hayata geçirilecek en keskin yerden girerler:

“Her devirde olduğu gibi, bu devirde de Hz. Hüseyin ve Yezid vardır. Her birimizin içinde de Hz. Hüseyin’ler ve Yezid’ler bulunur. Mesela içimizdeki Hüseyin, çalışma ve hizmet aşkıdır. Her türlü güzellik ve doğruluk duygularımız Hz. Hüseyin’dir. Aşırı ihtiraslarımız, kötü düşüncelerimiz Yezid’i temsil eder. İçimizdeki kinler, garezler, öfkeler, çekememezlikler, kibirler ve gururlar birer Yezid’dir. Sevgiler, şefkatler, cömertlikler, yardım duyguları, alçak gönüllülükler ise birer Hüseyin’dir.” (Mehmet Demirci)

Bu fikre karşı çıkacak ya da örneği Hz. Hüseyin’den vermeyelim diyecek, imanı zayıf ama adam gibi görünen insan müsveddeleri hiç de az olmadığından, suret-i haktan görünüp münafıklığa soyunmuş böyle adamlar, İslam’a günümüzde en büyük darbeyi vurmaya aday, Müslümanlığı kendinden menkul, aslında İslam’dan habersiz tiplerdir. Saygı duyulacak değil, olsa olsa uyarılıp idare edilecek insanlardır. Ahlakları cılız, idrakleri cılız, imanları cılızdır… Mücadelede gözleri hiç mi hiç yoktur… Ne zaman kimin atına binecekleri de belli olmaz… Olsa olsa insanlara bir şeyler pazarlama derdinde, ayağı yere basmayan, omurgasız ya da kendinden habersiz tiplerdir… Adamın her şeyi güzel ama içinde “Hüseyin” yok!.. Ne büyük şuur, değil mi?!.. İslam’a dair ikbal kaygısı taşımak, İslam’a dair tüm zamanların iman kaygısıdır aynı zamanda… Nitekim “Ehl-i Beyt’i sevmek imandandır.” sözü, bu konuda sorumluluk alanlarımızı hatırlatan muhkem bir mukaddimedir… Mücadelenin, muhakemenin, maneviyatın ön kabullerinden biridir. “Tebliğ vazifem karşılığında bir ücret istemiyorum. Sadece yakınlarıma meveddet”(1) ayeti bu konudaki diğergamlığı besleyen çok önemli bir karinedir. Üzerine tarihin külleri binmiş tartışmaların altında kalarak bu muhakemeyi yapmak ancak Müslümanların birliğini zedeler, alınacak yolları uzak eyler, geleceğe iman dolu, keskin ve mücadeleci bir tavırla bakmayı engeller. Ama bir gerçek var ki, Ehl-i Beyt, üzerine düşeni yapmıştır.

Bir akademik çalışmada(2) sahabe ve Ehl-i Beyt arasında görülen akrabalık ilişkileri, Ehl-i Beyt mensuplarının çocuklarına önde gelen sahabelerin isimlerini vermeleri ve karşılıklı istişareleri, taraflar arasında gerçekleşen evlilikleri ve onların birbirlerinin isimlerini kullanmaları, hatta ashab ile Ehl-i Beyt’in hicrî ilk asırda birlikte katıldıkları seferler kaynaklarıyla birlikte verilerek söz konusu edilmektedir.

İsmail Altun tarafından kaleme alınan ve “Ehl-i Beyt’te Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman Sevgisi” başlığını taşıyan bir makale, sözü edilen tarafların birbirleri hakkındaki güzel sözlerini, akrabalık ilişkilerini, çocuklarına birbirlerinin isimlerini vermelerini ele almaktadır.(3)

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Yazarın Diğer Makaleleri

Aylardan Muharrem...

Bu devrin Hz. Hüseyinleri kimlerdir? Yani İslam davasının çilekeş mazlumları, Allah yolunun ve davasının canı pahasına gönüllüleri, ümmetin ıstırabını yüreğinin ta ...

Allah’tan Ayrı Kalmak Mümkün Mü?

İnsanın hikâyesi en çok “ayrılıkla” özdeşleştirilir. Hasret ve vuslatın insanın iç dünyasında apayrı bir yeri vardır. Dünyaya gelmek, ilk defa bedene bürünmek olsa ...

Bütün Yollar Kapalı Sadece Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Yolu Açık…

Son Peygamber… Diğer bir deyişle Ahir zaman peygamberi… Allah’ın (c.c.) “Habibim” dediği “En Sevgili…” Bütün insanlığın Şahı… İnsanlık âleminin son şansı ve nasibi…...
Tüm Yazıları