Nübüvvet ve Mucize / Prof. Dr. Ali Bakkal

Nübüvvet ve Mucize / Prof. Dr. Ali Bakkal

Tarih: 2020-02-03

Son yıllarda bir “mucize karşıtlığı” belirdi. Hiçbir inanç toplumu, -İslam dışı topluluklar dâhil- böyle bir reddiye peşinde değilken, bizlerin asla müsamaha göstermeyeceği bu konudaki karşıtlığın sebepleri nelerdir? Bu, modası geçmiş pozitivizmin bir sonucu mudur? Metafiziğe bakışta bir anlam kayması mıdır?

Son yıllarda mucize konusunun ciddi olarak yeniden tartışılmaya başlandığı doğrudur. Bir konuyu usulünce tartışmak kötü bir şey değildir. Kötü olan şey, usulcülerimizin tevil-i baîd (uzak tevil) dedikleri zorlamalı yorumlarla, Kur’ân ve Sünnetin delâlet etmediği anlamlara delâlet ediyormuş gibi sonuçlar çıkarılması ve bu yolla bazı konularda Kur’ân’ın muhkem çizgisinden kaydırılmaya çalışılmasıdır. Bu tartışmalar çerçevesinde, gerek Hz. Peygamber’e (s.a.v.) gerekse önceki peygamberlere hissî/kevnî mucizeler verilmediğini iddia eden bir grup da vardır. Bu grup hissî mucizelerin tabiat kanunlarına aykırı olmadığını, sebep-sonuç dairesinde cereyan eden olaylar olduklarını ileri sürmektedir. Buna rağmen bu grup, mucizeleri inkâr etmediklerini söyler ve mucizelerin, Allah merkezli dil dizgesi içinde, geçmiş asırlarda yaşayan insanların akıl ve idrak düzeylerine uygun bir anlatım tarzı olduğunu ifade ederler. Onların bu tasvirlerine göre mucizeler bir nevi mitolojik bir anlatım tarzı olmaktadır. Buna göre “mucize karşıtı” birisini bulmak mümkün değildir. Tabii ki ateistler hariç.

Esasen İslâm dünyasında mucize karşıtlığı pozitivizmin memlekete girmesiyle birlikte başlamıştır. Hindistanlı Seyid Ahmed Han (1817-1898), Mısır ulemasından Muhammed Heykel (1888-1956) ve Ferid Vecdi, önemli ölçüde pozitivizmin tesiri altında kalan âlimlerdendir. Günümüzde hissî mucizeleri tamamen inkâr eden grubun da bir ölçüde bu düşüncenin etkisi altında kaldığını söylemek mümkündür.

Ancak günümüzde pozitivizmin etkisi büyük ölçüde azalmıştır. Günümüzde hissî mucizeleri reddedenler, mucizenin sebep-sonuç ilişkisini ortadan kaldırmayacağı görüşüne değil, Kur’ân’da inkârcıların mucize taleplerine olumsuz cevap verilmesine dayanmaktadırlar. Müşrikler ve Yahudiler, Hz. Peygamber’den (s.a.v.) müteaddit defalar hissî mucize göstermesini istemişler, her defasında bunların talepleri reddedilerek, genellikle nazarlar Kur’ân’a çevrilmiş ve “Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi?” (el-‘Ankebût, 29/51) diye cevap verilmiştir. Hz. Peygamber’in en büyük en genel mucizesi Kur’ân-ı Kerîm olduğu için nazarlar Kur’ân’a çevrilmiştir.

Müşriklerin her mucize isteyişinde hikmet-i ilâhî gereğince mucize gösterilmeyebilir. Bildiğimiz kadarıyla Hz. Peygamber’e verilmiş birçok hissî mucize vardır ve bunlar Kur’ân’da zikredilmiştir. İnşikak-ı kamer (ayın ikiye yarılması); İsrâ, Mirac; Bedir, Uhud ve Huneyn savaşlarında meleklerin İslâm ordusuna bizzat yardım etmeleri; Bedir Savaşı’nda yağmur yağdırılması; Bedir savaşında düşmana atılan bir avuç kumun düşman askerlerinin gözlerine gitmesi; Hz. Peygamber’in (s.a.v.) göğsünün yarılması mucizeleri gibi… Ayrıca sahih hadislerde Hz. Peygamber’e (s.a.v.) verilen yüzlerce mucizeden bahsedilmektedir.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Ancak Manevi İdeali Olan İnsan Nefs-i Levvamedir / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

“Sandıkları gibi değil, kıyamet gününe yemin ederim! Öyle değil, kendini kınayan nefse yemin ederim!” (Kıyâme, 75/1-2) Kur’ân’ı Kerîm’de Allah Teâlâ nefse yemin...

Nübüvvet ve Mucize / Prof. Dr. Ali Bakkal

Son yıllarda bir “mucize karşıtlığı” belirdi. Hiçbir inanç toplumu, -İslam dışı topluluklar dâhil- böyle bir reddiye peşinde değilken, bizlerin asla müsamaha göster...

İslam Pazarı ve Ahiler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

İslam’ın inanç ve ahlâk boyutu yanında, muâmelât alanı diye tabir edilen iş ve ticaretle ilgili düzenlemeler içeren bir yönü de vardır. Hayatın bütün alanlarıyla il...