İslam Pazarı ve Ahiler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

İslam Pazarı ve Ahiler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

Tarih: 2020-02-03

İslam’ın inanç ve ahlâk boyutu yanında, muâmelât alanı diye tabir edilen iş ve ticaretle ilgili düzenlemeler içeren bir yönü de vardır. Hayatın bütün alanlarıyla ilgili düzenlemeler getiren İslam’ın, insan hayatının önemli bir bölümünü teşkil eden iktisadî konularda emir ve yasaklarının bulunmaması düşünülemez. İslâm bir din olarak, inanç alanında Câhiliye dönemi Arap putperestliğinin yerine tevhid inancını ikame ettiği gibi, iktisadî alanda da sömürü ve adaletsizliğin yerine, karşılıklı rızaya dayalı adalet ve hakkaniyet ölçülerini getirmiş, zorunlu ya da esaslı konular dışındaki iktisâdî ilişkileri mümkün mertebe, kendi mecrasında bırakmıştır. Helal rızık kazanmayı ise tevhidin ayrılmaz bir cüzü telakki etmiştir. Hiç şüphesiz helal rızık elde etmenin yollarından biri de ticarettir. O da çarşı pazarlarda gerçekleşir. İşte bu sebeple Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine’ye hicretinin ilk yıllarında Baki’uz-Zübeyr denilen yerde bir pazar kurmuştur. Ka’b b. Eşref buraya gelerek pazar çadırının iplerini kesmiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz bu pazarı Ka’b’ı çileden çıkartacak Medine Pazarı’nın olduğu yere taşımış ve şu emri vermiştir: “İşte bu sizin pazarınızdır… Ve buradan hiçbir vergi (haraç) de alınmayacaktır.” İşte bu durum İslam’ın, pazarı inanç dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak önemsediğini göstermektedir. Nitekim Hz. Ömer (r.a.) halifeliği sırasında bir gün pazara gitmiş ve esnaflardan birçoğunun Nebatîlerden (Müslüman olmayan tüccarlar) olduğunu fark etmiştir. Bu duruma üzülen halife, Müslümanlara niçin ticaretle uğraşmadıklarını sormuş onlar ise kendisine şöyle cevap vermişlerdir: “Yüce Allah’ın lütfettiği zaferler pazarlarda ticaret yapmamıza gerek bırakmamıştır.” Hz. Ömer onlara hitaben “Allah’a and olsun ki eğer ticareti ve pazarı Müslüman olmayanlara bırakırsanız, muhakkak ki erkekleriniz onların erkeklerine, kadınlarınız da onların kadınlarına hizmetçi olur.” buyurmuştur. Yine İran valisine gönderdiği talimatta İslam’ın ölçülerine uymayan tüccarların pazardan men edilmesini emretmiştir. Tarih boyunca Müslüman toplumlar, bu bilinçle hareket ederek cami civarında inşaa ettikleri pazar ile ticaretin inanç değerlerine uygun olarak yapılmasına büyük önem vermişlerdir. Fıkıh kitaplarındaki “kitâbu’l-buyû” adı verilen alışveriş bahisleri de ticaretin ahlaki ve hukuki ölçülerini ortaya koymuştur. İşte ahilik bu değer sisteminin yetiştirdiği Müslüman tüccarlar örgütüdür. İslam’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlayan fütüvvet mensuplarına bazı bölgelerde civanmerd, ayyâr (ayyârân), fetâ (fıtyan) gibi isimler verilmiştir.

“Ahi” kelimesi Arapça “kardeşim” manasına gelmektedir. Ayrıca “yiğitlik, kahramanlık ve cömertlik” gibi anlamları olan Türkçe “Akı” kelimesinden geldiği de iddia edilmektedir. Terim olarak ahilik ise Anadolu’da XIII. yüzyılda kurulup belli kurallarla işlemiş; birbirini seven, birbirine saygı duyan, yardım eden, fakiri gözeten, yoksulu barındıran, işi, çalışmayı ibadet sayan, din, ahlâk ve meslek kurallarına, toplum çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı esnaf ve sanatkârlar birliğini ifade eder. Bu birlik Kur’ân ve sünnete dayanan ilkeleriyle, her devirde İslamî-tasavvufî düşünce ve hayat telakkisinin içinde yer almıştır.

Ahiliğe giriş şerbet içmek (şürb), şed veya peştemal kuşanmak, şalvar giymekle gerçekleşmektedir. Bu dönemde, teşkilâta ilk defa girenlere yiğit veya çırak adı verilir, ahilik daha sonra kazanılmaktadır. Ahiliğin esasları, ahlâkî ve ticarî kaideleri fütüvvetnâme adı verilen nizamnamelerde yazılıdır. Teşkilata girecek kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dinî ve ahlâkî emirlere uymak zorundadır.

Fütüvvetnameler fütüvvet teşkilatının âdâb, töre ve kaidelerini didaktik bir tarzda açıklayan ve üyelerinin el kitabı hüviyetindeki eserlerdir. Fütüvvetnâmelere göre, teşkilât mensuplarında bulunması gereken vasıflar vefa, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, ihvana nasihat, onları doğru yola sevk etme, affedici olma ve tövbedir. Şarap içme, zina, yalan, gıybet ve hile gibi davranışlar ise meslekten atılmayı gerektiren sebeplerdir. Fütüvvet ehli, fütüvveti Hz. Âdem’den (a.s.) başlayıp peygamberler silsilesi yoluyla Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar hemen her birini hayatlarında uğraşmış oldukları işlere göre birer sanat pîri, birer “ilk usta” olarak kabul etmişlerdir. Hz. Âdem çiftçi, Hz. Şit hallac, Hz. İdris terzi, Hz. Nuh tüccar ve gemici, Hz. İbrahim marangoz, Hz. İsmail avcı, Hz. İshak ve Musa çoban, Hz. Davut zırhçı, Hz. Süleyman örücü, Hz. Lokman hekim, Hz. Yunus balıkçı, Hz. İsa seyyah, Hz. Muhammed de tüccarların pîri olarak kabul edilir. Bunlar arasında Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed ulü’l-azm peygamber olup “dört pîr” olarak diğerlerinden ayrı bir yeri vardır.

Abbasî Halifesi Nâsır Lidinillah (575-622/1180-1225) siyasî ve sosyal durumu gittikçe bozulan devlet otoritesinin yeniden inşaasında fütüvvet birliklerinden yararlanmış ve bir müddet sonra başına geçerek resmî bir hüviyet kazandırmıştır. Selçuklu Devleti hükümdarları I. İzzeddin Keykâvus ve I. Alâeddin Keykubad da fütüvvet teşkilatına girmişlerdir. Gıyâseddin Keyhüsrev de halifeyle temas kurarak; Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Evhadüddîn-i Kirmanî ve Anadolu’da Ahiliğin kurucusu Ahi Evran namıyla bilinen İran’ın Hoy şehrinde doğan Şeyh Nasîrüddin Mahmûd el-Hoyî (ö.1262) gibi büyük mürşid ve mutasavvıfları Anadolu’ya davet etmiştir. Meşhur mutasavvıf Şehâbeddin Sühreverdi’nin Anadolu’ya gelmesiyle birlikte Anadolu’daki Ahi teşkilatlanması önemli bir aşama kaydetmiştir.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Ancak Manevi İdeali Olan İnsan Nefs-i Levvamedir / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

“Sandıkları gibi değil, kıyamet gününe yemin ederim! Öyle değil, kendini kınayan nefse yemin ederim!” (Kıyâme, 75/1-2) Kur’ân’ı Kerîm’de Allah Teâlâ nefse yemin...

Nübüvvet ve Mucize / Prof. Dr. Ali Bakkal

Son yıllarda bir “mucize karşıtlığı” belirdi. Hiçbir inanç toplumu, -İslam dışı topluluklar dâhil- böyle bir reddiye peşinde değilken, bizlerin asla müsamaha göster...

İslam Pazarı ve Ahiler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

İslam’ın inanç ve ahlâk boyutu yanında, muâmelât alanı diye tabir edilen iş ve ticaretle ilgili düzenlemeler içeren bir yönü de vardır. Hayatın bütün alanlarıyla il...