İnsanın Eman Arayışı / Prof. Dr. Celal Türer

İnsanın Eman Arayışı / Prof. Dr. Celal Türer

Tarih: 2019-11-01

İnsan-fıtrat ilişkisinde güven kavramının yeri nedir? Nasıl şekillenir?

Güven kavramı çok boyutlu; duygudan inanca, fizikten metafiziğe, bireyden sosyale, hayatın tüm vechelerinde kendisini gösteren çok önemli bir kavram. Bu kavramın en önemli hususiyeti, bir varoluşsal hal olarak bireyden yola çıkarak sanki varlığın tümüne yayılan; yani insan haricindeki bütün varoluşta güven ortamı zaten kendiliğinden hal olarak var, ama bireyden ortaya çıkan bir hal olarak sanki varlığın tümüne yayılan bir özelliğe sahip. Bu çerçevede, güven, temelde, doğruluk, dürüstlük, açık sözlülük, içtenlik, gerçeklik, haklık gibi anlamları barındırmakta ve genel ilkeleri yansıtmaktadır.

Güven kavramı her daim bize iki taraflı olarak gelir: Bir, güvenen kişi. İki, güvenilen kişi. Dolayısıyla, kavramın bireyden çıksa da diğer bir bireyde ya da varlıkta, varoluşta mâkes bulması lazım. Bu yüzden de bu kavram bir ahlaki zemin oluşturuyor; aynı zamanda, bir hal olduğu için, bireyden çıkan bir hal olduğu için hukuki bir statü de oluşturmak zorunda. Güven kavramı bir umudu seslendirmekte her zaman. Yani siz şuraya girdiğiniz andan itibaren burada güven hissetmeniz lazım. Dolayısıyla, bu his aslında bir beklentidir, bir umuttur. Ve bu umut sizden yayılsa da, karşı taraftan gelebilecek bir beklentiyle bir şekilde karşılaşması ya da fizik diliyle söylersek, frekansların örtüşmesi lazım. O yüzden de umut halini seslendirir. Bu umudun içinde temelde ne var diye sorarsanız; gerçeklik ve hakikat vardır. Yani güvenin içinde gerçeklik ve hakikatin olması ne demektir? Çok basit; mesela içeriye girdiğim andan itibaren, benim, acaba bana hakaret mi edecekler, herhangi bir şekilde karşı mı çıkacaklar şeklinde bir kuşkum ve şüphem olmaması lazım, yani burada kendimi güvende hissetmem lazım.

Bütün kavramlar tersinden de okunabilir. Sözgelimi, güvenin karşıtı kuşku ve şüphedir. Güven, varoluştan yayılan bir hal ve her daim size bir umut verir. Çünkü hakikatle, gerçeklikle buluşturuyor. Bunun karşılanmayışı kuşku ve şüphe halidir. Kuşku ve şüphe hali insan hayatında kaos dediğimiz hususiyete sebep olacak. Yani siz, güvende hissetmediğiniz bir yerde, kuşku ve şüphe duyduğunuz andan itibaren eliniz ayağınız dolaşır, ne yapacağınızı şaşırırsınız, davranma dediğimiz hadiselerin hepsi karmakarışık bir hale dönüşür.

Dolayısıyla, güven kavramı her ne kadar bireyselden çıksa da, karşı tarafta mâkes bulsa da, bir umudu seslendirse de, tersi bir kuşku durumu olsa da, sanki, varoluştan kaynaklansa da, bir öğrenme sürecini ya da bir süreci içerdiği için devralınan bir süreç olsa da, her daim onunla hemhal olmayı, onu geliştirmeyi talep ediyor.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Allah Korkusu Nedir? / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

  “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğ...

Hür İrade / Prof. Dr. Yunus Çengel

  Fizik Kanunlarının Mutlak Belirleyiciliğini Delen Bir Varlık Boyutu : Hür İrade Büyük Patlama (Big Bang) teorisi ile öngörülen maddî evrende her şey fizik...

Din Eğitiminde Manevi Boyut / Doç. Dr. Hasan Meydan

  İnsanın “manevi potansiyelini” nasıl anlamlandırabiliriz? İnsanda temelde varoluşsal olarak bir arayış mı var? Maneviyatın kökenine ya da insan-maneviyat iliş...