Mezheplerin Doğuşu Ve Gerekliliğine Dair Bazı Değerlendirmeler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

Mezheplerin Doğuşu Ve Gerekliliğine Dair Bazı Değerlendirmeler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

Tarih: 2019-07-01

“Mezhep” kelimesi sözlükte “gitmek” anlamındaki zehâb mastarından türeyen ve “gidecek yer ve yol” manasına gelen bir mekân ismidir. Terim olarak “dinin aslî (inanç esaslarını) veya fer‘î (ibadetler ile insanlar arası münasebetleri) hükümlerinin dayandığı delilleri tespit etmede ve bunlardan hüküm çıkarmada yetkin âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerin tamamı veya belirledikleri sistem” diye tanımlanabilir. Mezhepler tarihinde inanç esaslarını konu edinen mezhepler, itikadî; amel ile ilgili olanları da fıkhî mezhepler olarak isimlendirilir. Bu çalışmada mezheplerin her iki çeşidini incelemek imkânsız olacağından biz sadece fıkhî mezhepler konusuna hatta ona da mezheplerin doğuşu ve bir mezhebe bağlanmanın lüzumu çerçevesinde yer vereceğiz.

Her şeyden önce insanın bedenî ve rûhî birtakım istek ve ihtiyaçlarla yaratılması, sosyal bir varlık olmasını gerekli kılmaktadır. Hayatın birçok alanında diğer insanlarla kurulan münasebetler her zaman uyumlu ve olumlu seyir etmez, bazen çeşitli menfaat çatışmaları sebebiyle uyumsuz ve olumsuz netice doğurabilir. Bu durum zorunlu olarak insanoğlunu tarih boyunca toplum düzenini sağlamaya yönelik çeşitli ahlakî, örfî ve hukukî kurallar geliştirmeye sevk etmektedir. Her dönemde haksızlıklara itiraz eden kimseler olsa da onların bu çabası çoğu kere genel gidişatı değiştirecek güce ulaşamamakta ve maalesef insanlık, bazı dönemlerde adalet ve hakkaniyetten uzaklaşıp çeşitli zulüm ve haksızlıkları kural haline getirebilmektedir. Allah Teâlâ, gerekli gördüğü zamanlarda eşref-i mahlûkât olarak yarattığı insanı, içine düşmüş olduğu çıkmazdan seçtiği elçiler aracılığıyla kurtaracak ve onlara dünya ve ahiret saadeti kazandıracak müdahalelerde bulunmuştur. İşte bu ilahi müdahalenin tahrif edilmemiş son halkası İslam’dır.

İslam bir din olarak, hem dünyevî hem de uhrevî bazı yaptırımlar içeren kural ve kâideler koyarak toplum hayatını düzenlemeyi amaçlar. İslam’ın inanç ve davranış olarak iki temel boyutu vardır. Nitekim dinî emir ve buyruklar arasında inanç ve dar anlamda ibadetler dışında toplum düzenini sağlamaya yönelik emir ve yasaklar da vardır. Dinin davranış boyutu da kendi içinde ibadet, ahlâk ve muâmelât (helal-haramlar ve hukukî ilişkiler) şeklinde kısımlara ayrılır. İslam, bu alanda detaylı sayılabilecek cüzi kurallar yanında külli kurallar da ortaya koyarak her dönemde beşerin temel ilkelerden hareketle aklıyla kendi sorunlarına cevap üretebileceği bir hareket alanı bırakmaya özen göstermiştir. Zira doğrudan fıkhî hüküm ifade eden ayet ve hadislerin sayısı oldukça sınırlıdır. Gerek şarap ve faiz yasağındaki tedriciliği gerekse hac örneğinde görüleceği üzere Şârî’nin uygulanabilirlik ve güç yetirebilirliği özellikle dikkate aldığını göstermektedir. Nitekim Ebû Hüreyre’nin (r.a.) Hz. Peygamber’den (s.a.v.) yaptığı şu rivayetten O’nun da buna özen gösterdiği açıkça anlaşılmaktadır:

Allah’ın Elçisi bize konuşma yaptı ve:

“Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz.” buyurdu.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

İzzet-i Nefs Duygusu Günahlara Karşı En İyi Kalkandır / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

İzzet-i nefs duygusunun öneminden her zaman bahsediyoruz. Bunun anlaşılmasına çok önem veriyoruz. Gerçekten bu duygu o kadar önemli ki, bir kişi, manen çok üst düze...

Müslümanların Astronomi Tarihine Katkıları / Prof. Dr. Ali Bakkal

İslam Astronomi Tarihinde bir milat belirlemeye kalksak nereden başlamak gerekir? Teşvik edici unsurlar nelerdi? Ayet, hadis, fıkıh anlamında nasıl teşvikler vardır...

Sağlıklı Bir Kişilik İnşası İçin Benlik Saygısının Önemi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Kişilik, kimlik, karakter, mizaç, benlik kavramları biraz birbiriyle iç içe ama farklı kavramlar… Hepsi de varlığın insandaki yansımaları… Bu konuda neler söylenebi...