Kalbin Eğitimi / Doç. Dr. Adem Ergül

Kalbin Eğitimi / Doç. Dr. Adem Ergül

Tarih: 2019-06-03

“Kalbin eğitimi” ifadesinden neyin kastedildiğine geçmeden önce “eğitim”in ne olduğu sorusunun cevaplandırılması gerekmektedir. Fakat itiraf etmek gerekir ki eğitim kavramına yönelik ortak bir tanımdan bahsetmek zordur. Zira her ilim dalı, tabiî olarak meseleye kendi açısından yaklaşmış ve ona göre bir tanım oluşturmuştur. Meselâ psikolojiye göre eğitim, “Ferdî kabiliyetlerin nasıl ortaya çıktığının tespiti ve bunların gelişmesini temin” iken, sosyolojiye göre “Toplumun muayyen değerlerini bilinçli ve planlı bir şekilde ferde kazandırmak suretiyle onu toplum içinde uyum içinde yaşayabileceği bir şahsiyete eriştirmektir.” Bu tariflerden de kolayca anlaşılabileceği gibi eğitimin tanımına ilişkin yaklaşımların farklılığı, esasen maksadın farklı oluşundandır. Binâenaleyh eğitimi genel anlamda, “Muayyen bir maksadın gerçekleşmesi için ferdi o yönde geliştirmeye yönelik, bilinçli, planlı ve tedrici bir şekilde yapılan faaliyetler bütünüdür.” şeklinde tarif etmek mümkündür. Eğitimde esas olan, ferdin belli bir yönde gelişimidir. Eğitim kavramının Arapça karşılığı olan “terbiye” kelimesinin, “Bir şeyi kademe kademe, tedric ile kemâline eriştirmektir” şeklinde tarif edilmesi de bu hakikate ışık tutmaktadır.

Bu kısa açıklamadan sonra şu soruyu sorabiliriz: Acaba İslam’a göre ferdin eğitiminden maksat nedir? Bu soruya doğru cevap verebilmek için öncelikle insanın yaratılış gayesinin ve mükellefiyetlerinin belirlenmesi zaruridir. Kur’ân’a göre insanın yaratılış gayesi, Yaratıcısına gereği gibi kul olmak ve O’nun adına yeryüzünü imar edip bu suretle hilâfet vazifesini icra etmektir. Bu nihai hedefi göz önünde bulundurarak İslam eğitimini, “Ferdi, Allah’ın razı olacağı bir kulluk seviyesine eriştirerek, yeryüzündeki hilâfet vazifesini gereği gibi deruhte edebilecek bir şahsiyet yapısına eriştirme ameliyesidir.” şeklinde tanımlamak mümkündür. İnsanın maddi ve manevi tüm fakülteleriyle ulaştırılması gereken eğitim seviyesi bu olunca, acaba bu bütün içinde Kur’ân’a göre ferdin en temel ve en merkezi cephesi olan “kalb”in, eğitiminden ne anlaşılmalıdır? Bu sorunun cevabı da kalbin insandaki fonksiyonunun bilinmesiyle verilebilecektir.

Kur’ân-ı Kerîm, kalbi bir taraftan insanın Allah ile olan ilişkilerinde odak noktası olarak gösterirken, diğer taraftan da yine insanın varlığı yorumlayan ve yaratıklara karşı davranışlarını düzenleyen idrak, duygu ve irade/amel fonksiyonlarının merkezi olduğunu bildirmektedir. Kalbe yüklenen bu mükellefiyetler, bir anlamda onun eğitim alanlarını gösterirken, “O (kıyamet) gün(ünde) ne mal ne de evlat fayda verir; ancak Allah’a selim bir kalp getiren müstesna” (Şuarâ, 26/89) ayetinde geçen “selim kalp” ifadesi de kalbin ulaştırılması gereken hedefi göstermektedir, denilebilir. Kalplerin hasta olabileceğinin açıkça bildirilmesi ve Kur’ân’ın göğüslerde bulunan hastalıklara şifa olduğunun beyan edilmesinden hareketle, Kur’ân tarafından “sıhhatli bir kalp” hedefinin gösterildiği ifade edilebileceği gibi itikadi ve ameli olumsuzlukların “pislik” şeklinde tavsif edilmesi ve kalbin temizliğinden bahsedilmesi sebebiyle de “tertemiz bir kalb”e sahip olmanın gaye olarak gösterildiği de söylenebilir. Ancak hedef ister “selim kalp” olsun, isterse “temiz” ya da “sıhhatli kalp” olsun netice değişmemektedir. Fakat kabul etmek gerekir ki “selim” kelimesi, “temiz” ve “sıhhatli” anlamlarını da ihtiva edecek bir mana zenginliğine sahip olması bakımından kalbe hedef olarak gösterilmeye daha elverişli görünmektedir. Buna bir de dinin en temel unsurlarından biri olan “teslimiyet” kavramına delâletini eklemek gerekir. Binâenaleyh “kalp eğitimi”ni, “Kalbin Allah ile ilişkilerinde ve idrak, duygu ve irade gibi fonksiyonlarında sıhhatli bir yapıya kavuşturulması ve böylece her nevi manevi hastalıktan arınmış olarak tam bir teslimiyet kıvamı içinde Rabb’e sunulacak hale getirilmesidir.” şeklinde tarif etmek mümkündür.

Kalbin etkiye açık oluşu gerçeği, onun eğitiminde öncelikle dikkate alınması gereken bir husustur. Onu etkileyen iç ve dış amiller arasında ona faydalı olanlar olduğu gibi zararlı olanlar da vardır. Hiç şüphesiz, kalbi nihai gayesine eriştirmek için faydalı amillere yönelmek zaruridir. Ancak, “Her doğanın selim bir fıtrat üzere dünyaya geldiği”ni haber veren nebevi düsturu da göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki kalbin eğitiminde öncelik verilmesi gereken husus, onu zararlı amillerden korumak, olmalıdır. Nitekim Mecelle’nin “Def-i mefâsid celb-ı menâfiden akdemdir” kaidesi de zararın önlenmesinin öncelikli olduğunu ifade etmektedir. Fakat tüm amillerin üstünde yegâne güç ve kudret sahibi olan Allah Teâlâ’nın; “Mükallibü’l-kulûb” olduğu gerçeği unutulmamalı ve kalbin hidayet üzere sebatı için sürekli O’na sığınılmalıdır. Bu kısa açıklamadan sonra kalbin eğitimini şu üç başlık altında incelemenin mümkün olabileceğini ifade edebiliriz:

A) Zararlı Amillere Karşı Korumak,

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

İslam’da Dostluğun Önemi / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Efendimiz (s.a.v.) “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşın gölgesinde barındıracaktır.” buyurmaktadır. Bunlardan birisi de: ...

Mezheplerin Doğuşu Ve Gerekliliğine Dair Bazı Değerlendirmeler / Doç. Dr. Ahmet İnanır

“Mezhep” kelimesi sözlükte “gitmek” anlamındaki zehâb mastarından türeyen ve “gidecek yer ve yol” manasına gelen bir mekân ismidir. Terim olarak “dinin aslî (inanç ...

İslam’ı Doğru Anlamak İçin Kur’an Tek Başına Yeterli Mi?/ Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Pak

Kur’ân’ı Kerim tek başına İslam’ı anlamamız ve yaşamamız için yeterli midir? İslam Hz. Âdem’den Resulullah Efendimize (s.a.v.) kadar gelen bütün elçilerin tebli...