İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir / Prof. Dr. Şakir Gözütok

İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir /  Prof. Dr. Şakir Gözütok

Tarih: 2019-05-01

Amaç açısından din ve eğitim ilişkisini değerlendirir misiniz?

Normal şartlarda eğitim bilimi, eğitimin amaçlarını belirlemez, ahlâk ilmi belirler. Çünkü ortaya koyduğumuz davranışlarımızın iyi veya kötü olduğunu, normatif bilim olan yani değer üreten bir bilim olan ahlâk ilmi belirler. Ama çoğu zaman eğitimin amaçlarını devletler “iyi bir vatandaş” yetiştirmek için, dinler de “dindar insan” yetiştirmek için belirlemektedir. Çoğu zaman ahlâk ilmi ile dinin ortaya koyduğu değerler örtüştüğünden eğitimin amaçları açısından din ile ahlâk ilminin beraber hareket ettiği düşünülebilir. Genellikle felsefenin beslediği ahlâkî normlar ile dinin ortaya koyduğu ahlâkî değerler örtüşmez, bu bakımından dinler kendileri açısından müstakil amaçlar ortaya koymaktadır. Hassaten İslam dini gibi semavî dinler, yalnızca bu dünyada iyi davranışlara sahip insanlar yetiştirmekle yetinmezler, ayrıca kişileri ahiret hayatında da kurtuluşa erdirecek davranışları kazandırmayı hedeflerler. Bu bakımdan başta İslam dini olmak üzere semavî dinler, amaç açısından günümüz eğitim sistemlerinden ayrılmaktadır. İslam dinine göre eğitimin amacı, hem kendi dünyasında mutlu hem diğer insanlarla uyumlu ve Allah’ın razı olduğu insanlar yetiştirmektir.

İslam eğitim felsefesinin ana unsurları nelerdir? Dinamik bir eğitim felsefesi deyince ne anlamalıyız?

İslam eğitim felsefesinin ana unsurlarından söz etmemiz gerekirse, dinî bir eğitimi esas alması hasebiyle Allah’ı, varlığı, insanı, bilgiyi, hikmeti ve ilmi temel alan bir anlayışın beslediği bir eğitimden söz etmemiz gerekmektedir. Aslında felsefede Tanrı anlayışı metafiziğin bir konusu olarak ele alınmaktadır. Bu sebeple felsefede ilk varlık çoğu zaman Tanrı ile bir tutulmaktadır. Şüphesiz Tanrının bu şekilde ele alınması konuyu muğlak hale getirmektedir. Meşhur filozof İbn Sina, Aristoteles’in Metafizik adlı eserini kırk defa okumasına ve hatta ezberlemesine rağmen eserin muhtevasının İbn Sina’yı sonunda üzerinde çalışmayı bıraktıracak derecede bocalattığı anlatılır. İbn Sina, bir gün bir kitap pazarında şans eseri Farabî’nin Metafizik adlı kitabının ne için yazıldığını açıklayan bir risalesini satın alır. Bunu okuduktan sonra İbn Sina, Metafizik’in temel gayesinin, Tanrı hakkında araştırma yapmak olmadığını anlar. Felsefenin ortaya koyduğu Tanrı anlayışı ile İslam’ın Allah tasavvurunun uyuşmamasından olsa gerek İbn Sina, böyle bir yargıya varmış olmalıdır. Bu çelişkiye işaret etmek için Pascal da: “Bana filozof ve bilim adamlarının (tanıttığı) Tanrı değil, İbrahim, İshak ve Yakub’un (anlattığı) Tanrı gerek.” demiştir. Kur’ân’ın bizlere tanıttığı Allah, felsefecilerin tanrı anlayışıyla bağdaşmaz. Bu sebeple hem zatı hem de sıfatlarıyla benzeri ve ortağı olmayan bir Allah anlayışı İslam eğitim felsefesinin ana konusunu belirlemektedir. Buna bağlı olarak “Mutlak Varlık” anlayışı ile aynı husus ortaya konulmaktadır. Çünkü varlık, gerçek anlamda inkâr edilemediği gibi, duyular ve tasavvurlarla da kavranamaz; zira varlığın temeli ne madde ne ruh ne de hayata dayandırılamaz. Varlık, yalnızca mutlak olarak varlıktır. Bu da ezeli ve ebedi varlık olup yokluğu imkânsız kılan varlıktır. Bundan dolayı Gazalî, “Yokluk, varlığın olmayışından ibarettir.” dedikten sonra nur da varlık gibi mevcuttur, karanlık ise ışığın olmaması durumudur, demektedir. Çok doğru, zira aydınlık ışığın eseridir. Işığın hızı ve dalga boyutunu ölçebildiğimiz halde, karanlığın hızı da dalga boyutu da yoktur. Keza sessizlik de sesin olmaması demektir. Sesin hızı ve dalga boyutu vardır, ama sessizliğin yoktur. O halde bizatihi “yok”, var değildir; yokluk, varlığın olmaması durumudur. Kadı Beydavî de, “Yokluk, ya da varlığın kaybolması (fakd), bir şeyin yerinin bilinmeyecek kadar hissi (duygusal) algı alanından yok olması demektir.” diyor. Aslında yokluk, ters taraftan varlığın ikrarıdır.

Kur’an’da Allah’ın zatına yapılan atıflardan sonra, en çok işaret edilen konuların başında insan gelmektedir. Bundan dolayı İslam eğitim felsefesinin ana konularından birini insan oluşturmaktadır. Kur’an, insanın mahiyeti, ruhî durumu, görevleri, zaafları ve kaderi gibi konuları üzerinde çokça durur. Kur’an adeta “insanı, bir bakıma Allah’ın karşısında olan bir kutba yerleştirir”. Bu karşı kutup asla Allah’ın zıddı anlamında değil, insanın taşıdığı önem itibariyle ve muhatap olması hasebiyledir. İslam, insanın yapısını gerçekçi bir şekilde ortaya koyduktan sonra, en üstün hakikatin insana ait olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebeple Allahü Teâlâ: “Andolsun, biz insanoğlunu keremli (şerefli) kıldık.” (İsra, 17/70) buyurmaktadır. Bunun dışında bilgiyi esas alan İslam eğitim felsefesi, yanılmaz ve yanlışa düşmez bir bilgi kaynağının insanın düşüncesini beslemesini temel alır. Bundan dolayı Allah’ın gönderdiği vahiy ve vahiy ile desteklenen Peygamber’in paylaştığı bilgi, esas bilgiyi oluşturur. Şüphesiz akıl da bu bilgiyi anlamlandırmada önemli bir rol üstlenmektedir. İslam eğitim felsefesinin bütün ana unsurlarını konuşmak bir röportajın muhtevasını çokça aşacaktır. Bunun için konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Bu kadar açıklama yeterlidir sanırım.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Düşüncelerimiz Bizi Yönlendirmemeli Biz Düşüncelerimizi Yönlendirmeliyiz

Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden Hayatta bazı şeyleri genellememek lazım. Zira bu genellemeler gereksiz yere insanın omuzundaki yükleri ciddi oranda artırı...

Çocuklara Allah'a İmanın Öğretimi / Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Bilindiği üzere, Allah’ı bilmek, tanımak, kalp ile tasdik, dil ile ikrar, İslam akidesinde, bir kişinin mümin olmasının ilk ve vazgeçilmez şartıdır. Ne var ki, insa...

Kalbin Eğitimi / Doç. Dr. Adem Ergül

“Kalbin eğitimi” ifadesinden neyin kastedildiğine geçmeden önce “eğitim”in ne olduğu sorusunun cevaplandırılması gerekmektedir. Fakat itiraf etmek gerekir ki eğitim...