Arzuların Köleliğinden Kurtuluş Reçetesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Arzuların Köleliğinden Kurtuluş Reçetesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Tarih: 2019-05-01

Kaynağını her zaman doğru tespit etmek mümkün olmasa da, iç dünyamızda ulvî ya da süflî nihâyetsiz bir arzular coşkusunu hep hissederiz. Kimi duygular bizi aşağılara, aşağılık bayağı işlere doğru çekerken, kimileri de bizi ötelere, yüceliklere doğru kanat çırpmaya davet eder. Esfelî sâfilîne (aşağıların aşağısına) doğru davet eden iç seslerimiz nefsânî ve şeytânî arzuları oluştururken, yüceliklere ve güzelliklere çağıran iç ilhamlarımız, ruhânî ve Rabbânî seslenişlerdir.

Ham insan, diğer bir ifadeyle iç arınmışlığını gerçekleştirememiş kişilikler, çoğu zaman aşağılık arzuların tasallutundan kendilerini kurtaramazlar. Zira bu nevi duygular, yokuş aşağı iner gibi kolayca yerine getirilebilecek ve kısa süreli de olsa nefse zevk veren duygulardır. İradesi zayıf ve kendine hâkim olma becerisi ve dirayeti gelişmemiş kimseleri hemen peşine takar ve esiri hâline getiriverir. Hatta öyle ki, zamanla bu arzular putlaşır, kişinin ilâhı hâline dönüşür. Âyet-i kerimede buyrulan “Arzularını (hevâsını) ilah haline getiren kimseyi gördün mü?” (Furkân Sûresi, 43) ifadesi, bu nevi kimselerin düştüğü perişanlığı ifade eder.

İçimizde oluşan ulvî duyguları hissetmek ve onların peşine takılıp yüceliklere doğru yükselmek ise yokuş çıkmak gibi zordur. Ancak unutmamak gerekir ki, cennetler ve güzellikler bu tırmanışların nihâyetinde ulaşılabilecek sonuçlardır.

Kolayı bırakıp zora talip olmak, aşağı inmek varken yukarı tırmanmayı seçmek, zor iştir. Fakat büyük kazanç da buradadır. Kolaycılıkta kaybedişler söz konusu iken, diğerinde kalite ve zaferler elde etme imkânı vardır. Hiç şüphesiz bu sonuca ulaşmak için ciddi bir irade disiplinine ve arzuların mahkûmu değil, hâkimi olma becerisine ihtiyaç vardır. Bu nasıl sağlanacaktır? İşte Rabbânî terbiye metodolojisinde bu neticeye ulaştıracak en önemli vasıtalardan biri olarak “oruç ibâdeti” dikkatimizi çekmektedir.

İnsanın kendi kişiliğini her çeşit tehlikeye karşı koruma ameliyesine Kur’an-ı Kerim “takvâ” adını verir. Kişiliğe zarar verecek şeyler, hem dünya hem de âhiret hayatına yönelik olabilir. Özellikle de şahsiyeti kirleten, sönükleştiren, insaniyet kalitesine zarar veren her şeye karşı kendini koruma melekelerinin canlı ve dinamik tutulma faaliyetlerine, takvâ denilmiştir. İşte oruç ibâdeti, tam da bu melekelerin sıhhatli bir şekilde çalışmasına vesile olan bir ibâdet olarak Kur’an’da şöyle takdim edilmiştir:

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Düşüncelerimiz Bizi Yönlendirmemeli Biz Düşüncelerimizi Yönlendirmeliyiz

Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden Hayatta bazı şeyleri genellememek lazım. Zira bu genellemeler gereksiz yere insanın omuzundaki yükleri ciddi oranda artırı...

Çocuklara Allah'a İmanın Öğretimi / Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Bilindiği üzere, Allah’ı bilmek, tanımak, kalp ile tasdik, dil ile ikrar, İslam akidesinde, bir kişinin mümin olmasının ilk ve vazgeçilmez şartıdır. Ne var ki, insa...

Kalbin Eğitimi / Doç. Dr. Adem Ergül

“Kalbin eğitimi” ifadesinden neyin kastedildiğine geçmeden önce “eğitim”in ne olduğu sorusunun cevaplandırılması gerekmektedir. Fakat itiraf etmek gerekir ki eğitim...