Kur’an’ın Evrenselliği / Prof. Dr. M. Halil Çiçek

Kur’an’ın Evrenselliği / Prof. Dr. M. Halil Çiçek

Tarih: 2018-08-01

Kur’an’ın evrenselliği: İçerdiği inanç ve hayat sistemlerinin, hukukî ve ahlaki normlarının zaman ve mekân üstü olması, indiği günden itibaren Kıyamet gününe kadar gelip geçecek insanlığın tüm kesimlerine elverişli olmasıdır; hitabının herkes ve her kesim için geçerli olmasıdır. Bu nedenle Kur’an’ın hükümleri yani tüm emir ve yasakları indiği zaman diliminde var olan ilkel, okumamış ve kültürsüz bedevi insanlara yararlı ve elverişli olduğu gibi daha sonraki zaman dilimlerinde gelecek olan en medeni, en bilgili, en kültürlü ve en bilge insanlara da elverişlidir ve maddi-manevi ihtiyaçlarını yerine getirebilme istidadındadır. Araplara, Ortadoğulu veya Asyalılara ve beyazlara hitap edip ihtiyaçlarını temin ettiği gibi Arap olmayan, Ortadoğulu olmayan ve beyaz olmayan insanlara da hitap etmekte ve ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Dolayısıyla o, zaman ve mekânın kayıt ve sınırlarıyla kayıtlanmamakta, dar kalıplarıyla sınırlı olmamaktadır.

İslami ilimler geleneğimizde bir düşünce veya bilgiye konu olan herhangi bir şey ya nazarî olur yani delille bilinir veya bedihî olup delile ihtiyaç olmadan kendiliğinden bilinir. İşte Kur’an’ın evrenselliği Müslüman âlimlerce bedihî bir konu olarak telakki edildiğinden İslam tarihi boyunca asla tartışmaya konu olmamıştır. İslami ilimler alanında gelmiş geçmiş binlerce bilgin ve bilgeden hiç kimse bunu tartışma konusu bile yapmamıştır; kaziye, dinin zaruriyatinden kabul edilmektedir.

Kaldı ki, Kur’an sadece bir iki cahil ve yobaz dervişin dini tören ve ayin münasebetiyle okuyup, küflenmiş mabedlerin karanlık köşelerinde toz toprak altında çürümek üzere bir kenara ittiği ve ilim, kültür ve hikmet dünyasının tanımadığı meçhul bir kitap da değildir. Tersine o, A.B.D’nin akıl hocalarından olan Bernard Levis’in ifadesiyle: “Kur’an’ın kazanmış olduğu akademik çevrelerin teveccühü, başka hiçbir kitaba kısmet olmamıştır.” Ayrıca tüm İslam tarihi boyunca Bâkillanî, Gazzâli, Razî ve İbn Rüşt gibi insanlık tarihinin en zeki simaları ve yaşadıkları toplumda en birikimli ve bilgili olanları Kur’an’ın etrafında kümelenmiş ve ondan daha fazla istifade edebilmek için adeta birbirleriyle yarışmışlardır. O’nun oldukça yüksek entelektüel seviyede olan içeriği, nüzûl gününden modern zamanlara kadar her asrın entelektüel çevrelerini şaşırta gelmiştir. Bunun için İmam Şafiî, Kindî, İmamulharemeyn, Fârâbî, İbni Sina, Abdulkahir el-Cürcanî, Kadi Abdulcebbar; Kadi İyaz, Zemahşerî, Şatibî, Suyuti gibi dâhî olan tarihin binlerce yıldızları onun etrafında eksik olmamışlardır. Bunlardan hiçbirisi onun evrenselliğini tartışma konusu yapmamıştır. En güzel, en beliğ, en sanatlı ve en edebî ifade biçimleriyle de Kur’an’ı övmüşlerdir.

Acaba bin dört yüz sene gibi uzun bir zaman aralığında ilim, irfan, kültür ve hikmette insanlık tarihinin yıldızları olan bu zatlardan hiçbirisi Kur’an’ın tarihsel olabileceğini düşünemedi de Kur’an’a karşı hasım konumunda olan Batı’nın zihniyet ve kültürüyle yetişmiş Fazlurrahman, Muhammed Arkon, Nasr Hamid Ebu Zeyd ve ülkemizde bunların fikir pazarlamacılığını ve taşeronluğunu yapan birkaç kişi mi bunu anladı? Doğrusu bunu anlamak zor olduğu gibi İslam dünyasının bu kadar perişan ve darmadağın olduğu ve Müslüman aydınların Batı’ya ve tüm fikrî değerlerine karşı derin bir hayranlık içinde olduğu ve bunun için de şaşırtıcı bir komplekse girdikleri modern zamanlarda bu insanların tarihsellik iddialarını iyi niyetle yorumlamak da oldukça zordur.

Elbette niyetleri bilen sadece Allah’tır. Bizim niyetleri okuma gibi bir düşüncemiz de yoktur. Bunlardan bazıları iyi niyetli de olabilir; İslam dünyasını maruz kaldığı sıkıntılardan kurtarma adına kendilerince düşünsel bir proje olarak da bunu düşünmüş olabilirler. Ancak realiteye yansıyan etkileri hiç de iyi olmamıştır. Bilakis bu projeleri, İslam’ın kanayan yarasına tuz biber olmuştur; krizin daha fazla derinleşmesine neden olmuştur.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

İbadet Hayatımız Mezhepsiz Olmaz / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

İçtihat yapacak ilmi olmayan kişilerin, yani İmam-ı Azam gibi İmam Şafi gibi din bilgisi olmayan Müslümanların mutlaka bir mezhebi taklit etmeleri gerekir… Mezhepsi...

Müslüman Ve Toplumsal Sorumluluk / Prof. Dr. Süleyman Uludağ

İslam’a göre herhangi bir dini kabul etmek, serbest düşünceye ve özgür iradeye dayanan bir tercihtir. Başka bir deyimle din bir gönül işidir. Dine bağlı olmanın tem...

Seyr-i Bedâi / Doç. Dr. Adem Ergül

Okumaktan mânâ ne, kişi Hakk’ı bilmektir Çün okudun bilmedin, ha bir kuru emektir. Bir hikmet ehlinin ifadesiyle “Şu âlem, âkiller için seyr-i bedâî, ahmakl...