Nefisle Nasıl Mücadele Edelim?

Nefisle Nasıl Mücadele Edelim?

Dr. Alper Yücel Zorlu

Tarih: 2017-08-01

“Nefsin her türlü pisliği yapabileceğini kabul etmekle” başlar kadim irfan. İnsanlık tarihinde bireysel kötülüklerin ötesinde toplu gelen bela ve afetlerin veriliş nedenleri, adaletsizlik ve toplu katliamlar en az insan sayısı kadar kötülüğün de tescilidir adeta. Her insanda bu potansiyelin oluşu ise her bireyde bu gerçeğin tescilidir. Bu, günümüz için de böyledir. Modern zamanlara ait kötülüklerin geçmiş devirlerden daha az kaliteli (!) olduğunu bu devirde yaşayan hiç kimse iddia edemez.

Bu kadim kabulden sonra “Ben başkayım, nefsim başka.” demekle de mücadele insanının asıl tefekkürü başlar. Aksi halde içimizdeki iyilik düşüncesine kapı aralayamaz ve anlamlandıramazdık. Tüm iyilik hallerimize rağmen kötülüğe râm olduğumuz her düşünce de iyilik potansiyeli taşıyan her insan için gayr-i ihtiyari “Ben başkayım, nefsim başka.” dedirtir insana. Çünkü iyiliğe olan meyli de aşikârdır insanın.

Kendisiyle nefsi arasına bir mesafe koymak… Günümüzde ahlaki arayışlara cevap verebilmek açısından olmazsa olmaz yaklaşım bununla başlamak zorundadır. Aksi halde insanın, kendini kötülerin kötüsü ilan etmesi ve buna inanması kaçınılmaz görünüyor. Çünkü bu konuda elinde yani içinde, iç dünyasında yeterli sermayeye sahip… Hissettiği ama her zaman fiiliyata dökmediği bir yapısı da var.

Nefsin her türlü pisliği yapabileceğini kabul etmenin ardından -ki bu herhangi düzeyde bir yakîni dahi gerektirmez, sadece doğru olduğu için dahi kabulü esastır- nefsi tanımak ise ayrı bir cehdi gerektirir ve ulaşılabilecek en kaliteli sonuçtur.

Lakin nefsi herhangi bir yakîn ile tanımadan önce “içinden geçenleri kendisi zannetmemek” sıradaki en önemli düstur… İlk tespitle aynı gibi görünse de yani “ben başkayım, nefsim başka” düşüncesiyle, aslında ikisi bir değil… Çünkü birincide insan, içinden geçenlere anlam veremeyebilir. Ama içinden geçenleri bizzat kendine mâl etmesi, hedef tahtasına sürekli kendini koyması anlamına gelir ki asıl tehlike budur. O nedenle insana dair bazı bilgiler etraflıca üzerinde durmayı gerektiriyor. Üstelik insanı tanımlamak adına geçmişin bütün birikimi, bugün bu bilgileri gayeci bir mantıkla nasıl değerlendireceğimiz ya da sorgulayacağımız konusunda kilitlenmektedir. Çünkü çağın insanını tanımadan, bu bilgilerin kullanımı “havada kalmakta” ve adeta berhava olmaktadır. “Soru sormak aklın dindarlığıdır.” der Heiddeger. Bugün doğru sorular sormanın en elzem konu olduğu çok açık.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Yazarın Diğer Makaleleri

Nefisle Nasıl Mücadele Edelim?

“Nefsin her türlü pisliği yapabileceğini kabul etmekle” başlar kadim irfan. İnsanlık tarihinde bireysel kötülüklerin ötesinde toplu gelen bela ve afetlerin veriliş ...

Türkiye'de Cemaat Algısı Yıpranırken...

Türkiye Hür Dünya İçin Değerlern Koçbaşıdır... Muzaffer Özak Hoca’nın güzel bir konuşması var: “Âmentübillah ila murâdillah.” Yani Allah (c.c.) nasıl inanmamızı...

Seyyid Şenel İlhan'da Ölçü ve Hikmet

PEYGAMBER AHLAKINDA HOŞGÖRÜ SINIRI “Peygamberimiz (sav), kendi şahsına karşı yapılan kusur ve kabahatlerde son derece affediciydi. Bağışlamasının bu konuda nere...
Tüm Yazıları