Evet… Türkiye’de Referandum, Avrupa’nın Derdi Ne? / Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk

Evet… Türkiye’de Referandum, Avrupa’nın Derdi Ne? / Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk

Tarih: 2017-04-03

Temel soru şu: Referandum sürecinde Avrupa’nın sancıları, Ortadoğu’da ve dünyada Türkiye’nin yeniden söz sahibi olması ve 16 Nisan referandumunda Millet ve Ümmet adına geleceğe bir Milli Haykırışın ifadesi olarak niçin “EVET” demeliyiz?

Bu soru, aslında pek çok soruyu da içinde barındıran bir soru. Çünkü “Evet”in pek çok haklı sebebi var. Biraz fikir jimnastiği yapalım:

Halkın egemenliğini esas almasına rağmen, halkın egemenliğinin hep vesayet altında tutulduğu parlamenter sistem neye yetmedi de bir sistem değişikliğine ihtiyaç duyuyoruz? Parlamenter sistemde neleri başaramadık da bir sistem değişikliği istiyoruz ya da parlamenter sistem içerisinde neleri başardık da bu bize yetmedi, bir sistem değişikliğini istiyoruz? Merhum Demirel, merhum Erbakan, merhum Türkeş, vakti zamanında ta 1970’li yıllarda neden “başkanlık sistemi” demişler, niçin Türkiye’nin bir sistem değişikliğini konuşmuşlar, neden dillendirmişler, ne görmüşler de sistem değişikliğinde ısrarcı olmuşlar, yüksek sesle bunu ifade etmişler? Türkiye, kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerinden çok başlılığa neden kilitlenmiş? Çok başlılığa kilitlenmiş bir Türkiye neleri başarmış, neleri başaramamış? Bu sistem değişikliğiyle bu topluma neyi vaat ediyoruz?

Ben 87’li, 89’lu yılları iyi bilirim. Rahmetli Turgut Bey başkanlık sistemi dediği zaman, Türkiye’de kıyamet kopuyordu. “Türkiye’yi bölecek misiniz?” diyordular, “Federasyon mu olacak?” diyordular. Karşısına her türlü muhalif grup çıkıyordu ve rahmetliyi konuştuğuna konuşacağına pişman ediyorlardı. Ama bakınız, bugün Türkiye, sistem değişikliğini en ileri seviyede tartışıyor, herkes düşüncesini ifade ediyor, edecek. Eleştiren var, kabul eden var, “Hayır” diyen var, “Evet” diyen var ama toplumun büyük bir kısmı bunu onaylayacak, göreceğiz. Bana göre, biz referandumdan yüzde 65’le çıkacağız. Ama şartım var; iyi çalışırsak... Bugün bu toplum, Türkiye’nin bir sistem değişikliğini artık içselleştirmiş durumda, ikna olmuş durumda. Sebep ne? Niye Özal başaramadı da, bu size nasip oldu? Birinci sebep şu: AK Parti Türkiye’yi ikna etti. Neyle? Başardıklarıyla… Avrasya Tüneli’ni açtı. Kısa bir zaman aralığında, bu kadar sıkıntıların içerisinde Osmangazi Köprüsü’nü açtı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü açtı, hemen ardından kısa bir zaman sonra Marmaray’ı açtı, kısa bir zaman aralığından sonra yolda Çanakkale Köprüsü…

Çok açık söylüyorum. Özal’ın 29 yıl evvel arkasında böyle bir teşkilat olsaydı Türkiye o yıllarda bu meseleyi çözmüştü. Ama ikinci bir sebep daha var: O sebebin sırrı da Özal’da gizli. Türkiye’nin önünü açarak Anadolu’da bir milli sermaye üretti Özal. Eğer bugün Türkiye’de demokrasi güçlü ise demokrasi çok partili demokratik yaşamdan bu yana geldiğimiz noktada geçmişle kıyaslanmayacak bir noktadaysa ve Türkiye bütün meselelerini Cumhuriyet sonrası inşa edilmiş tüm fay hatlarını kırmadan tartışabiliyor, konuşabiliyor, eleştirel yaklaşımı merkeze koyabilen bir demokratik olgunluk noktasına geldiyse, bunun kilometre taşı, rahmetli Turgut Bey’in Kayseri’yi ayağa kaldırmasıdır, Bursa’yı ayağa kaldırmasıdır, Balıkesir’i ayağa kaldırmasıdır, Çorum’u, Malatya’yı, Sivas’ı, Maraş’ı, Antep’i ayağa kaldırmasıdır. Nasıl? Anadolu’yu dünyaya açarak, Anadolu’daki esnaf kültürünü iş adamı kültürüne dönüştürerek, sermayeyle özgürlük, sermayeyle demokrasi arasındaki; iş dünyasıyla, üretimle, demokrasi arasındaki ilişkiyi güçlendirmesiyle. Özal’ı biz hep hayırla anmak mecburiyetindeyiz. 30 yıl evvel rahmetli Turgut Bey üç şey söylemişti: Bir, yeni anayasa. İki, sistem değişikliği. Üç, Kürt meselesinin çözümünde demokratikleşme. Bu üç başlık eğer o gün çözülseydi, onun bir dördüncüsü, kuzeyden Irak’a girip, rahmetli Necip Torumtay Paşa Turgut Bey’e direnmeyip, 36. paralelin üzerinde var olsaydık, bugün Türkiye’nin terör problemi sıfır noktasındaydı, bugün Türkiye Suriye’yi konuşmuyordu; bugün Türkiye, Irak’ın kuzeyindeki gelişmeleri, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit edecek Kandil’i konuşmuyordu.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Allah (c.c.) Yakînimizi Artırsın

Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey falan! Yatağına yattığında şö...

Gelin, Yeniden Rasûlullah’a Biat Edelim! / Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Genç sahabi Cabir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: - Ya Rasûlallah! Sana biat ediyoruz, dedik. Peygamberimiz şöyle buyurdu: - “İstekli de olsanız, isteksiz de; ...

Hayat, İnsan, Anlam Arayışı Ve Modern İnsanın Anlamsızlık Sorunu / Prof. Dr. Abdülkerim Bahadır

İnsanoğlu hayatı nasıl anlamlandırmalıdır, fıtratında var olan hakikat arayışına nasıl cevap vermelidir? En genel anlamıyla hayatı, “tabii kanunların yürürlükte...