Kulluğa Çağrı / Yrd.Doç.Dr. Mustafa Karabacak

Kulluğa Çağrı / Yrd.Doç.Dr. Mustafa Karabacak

Tarih: 2015-11-01

Rabbimiz insanları, kendisine kul olmaları için yarattığını bildirmektedir. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56) Ayette bahsedilen kulluk, öncelikle Allah’ı tanımak yani O’nu Rab olarak kabul etmek ve sonra da O’na ibadet etmektir. Yani kulluk hem imanı hem de ibadeti kapsamaktadır. Kulluğa çağrı peygamberlerin görevlerinden de birisidir.

Çağrı yani tebliğ, peygamberlerin ortak özelliklerindendir. Bu görev yapılmadığı zaman peygamberlik görevi yapılmış olmaz. “Ey Peygamber! Rabbin’den sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” (Mâide, 5/67) Tebliğ görevi bütün peygamberlerin görevlerindendir. Onlar insanları, önce Allah’ı tanımaya sonra da ibadete çağırmışlardır. Rasûlullah’ın (sav), Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken yaptığı tavsiye, tebliğde neyin öncelikli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir: “(Ey Muaz!) Yemenlileri davet edeceğin ilk şey ‘Lâ İlâhe İlallah Muhammedün Rasûlullah’ şehadeti olsun. Eğer bu iki şehadeti kabul ederlerse bu defa Allah’ın her gece ve gündüzde beş vakit namaz farz kıldığını onlara bildir. Eğer onlar bu hususta da sana itaat ederlerse bu defa onlara mallarında Allah’ın zekâtı farz kıldığını bildir. Bu zekât, zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir.”(Buharî, Zekât, 1) Bir başka hadiste ise Rasûlullah (sav), cennete gitmesine vesile olacak ameli soran kişiye şu tavsiyede bulunmuştur. “Allah’ı Rab olarak kabul edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmaman, beş vakit namazı kılıp zekâtı vermen ve Ramazan orucunu tutmandır.” (Buharî, Zekât, 1)

İmana Çağrı

Allah’ın gönderdiği 124.000 peygamberin -bunlardan 315’inin Rasûl olduğu bildirilmiş- (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V,266) hepsinin ilk yaptığı insanları Allah’ı tanımaya yani O’na inanmaya çağırmalarıdır. Peygamberlerin yaptığı bu çağrıya birkaç örnek şöyledir: “Andolsun ki biz Nuh’u kendi milletine gönderdik. ‘Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum.’ dedi.” (Hûd, 11/25, 26)

“Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd şöyle dedi: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.” (Hûd, 11/50)

“Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur...” (Hûd, 11/61)

“Andolsun biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tağûttan kaçının.’ diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti, onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.” (Nahl, 16/36)

İbadete Çağrı

Kur’an’da, Allah’a imandan sonra bu çağrıya uyanlara ibadetler tavsiye edilmiştir. Bu sebeple birçok yerde imanla salih amel peşpeşe zikredilmiş ve Allah bu ikisini yapanlara güzel vaatlerde bulunmuştur. “İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara, 2/82)

“Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 2/277)

“İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.” (Nisâ, 4/57)

“İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.” (Ankebût, 29/7)

İman ve ibadet bilinciyle hareket eden bir kul, özellikle de büyük günahlardan sakınmalıdır. Bir hadiste helak edici olarak belirtilen büyük günahlardan şunlar sayılmıştır: “Allah’a ortak koşmak, efsun (sihir, büyü) yapmak, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, riba (faiz) yemek, düşmana hücum anında savaştan kaçmak, namuslu, kendi halinde mü’min kadınlara zina iftirası yapmak.”(Buharî, Vesaya, 23; Müslim, İman, 144)

Bu günahlardan kaçınıldığında Allahu Teala, kulun yaptığı küçük hataları affedeceğini ferman buyurmaktadır. “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.” (Nisâ, 4/31) “Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır...” (Necm, 53/32)

Kulluk hem imanı hem de ibadeti kapsayan ve hatta insanın nefes alıp verdiği her anını kapsamaktadır. Bunun için zaman, mekan ve şekil söz konusu değildir. “...Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Hadîd, 57/4) “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16)

İnsanın her halini kapsayan kulluk halinin zinde tutulmasına ibadetler yardımcı olmaktadır. Allahu Teala’nın beş vakit namazı günün farklı zaman dilimlerine dağıtması da bir hikmettir. “Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.” (Nisâ, 4/103) Allah, bu ödevi 24 saat diliminde toptan uygun bulduğunuz bir vakitte kılın diyebilirdi. Böyle olunca vakit darlığı sebebiyle namaz konusunda gevşek olanların mazereti kalmazdı, diye düşünülebilir. Ama Allah namazı, kulun hayatında boş vakitlerinde kılacağı bir ibadet olarak değil; insanın yaratılış gayesine uygun olarak namaza göre işini ayarlamasını istemektedir. İslam’ın şartlarından sadece namaz, kulun bütün hayatını kapsamaktadır. Allah, kendini Rab olarak tanıyan kulun sabah erkenden kalkarak kendisine şöyle söz vermesini istemektedir: “(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. ”(Fatiha, 1/5-7) Bu söz verme, günün diğer vakitlerinde de devam etmekte ve en son istirahate çekilmeden önce bir kez daha aynı sözleri yenilemesini Allahu Teala kulundan istemektedir. Böylece kulun, Rabbi’ne karşı verdiği bu söz, en azından diğer namaz vaktine kadar devam etmeli, kötülük yapmasını engellemelidir. “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebût, 29/45)

Selam ve dua ile…

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...