İnsan Tercihleri İle Başbaşadır

Şeyda Dal

Tarih: 2010-12-06

Bugün bir kez daha anladım vefa denilen şeyin zor zanaat olduğunu. Vefasızlık elbisesinin insanların üzerinde ne kadar sırıttığını izlerken, duyarsızlıklara karşı hassas olmamak gerektiğini, çevremizde sırıtan çirkinliklere karşı bazen kör olmanın bize lazım olduğunu ve beklentilerin insana sadece mutsuzluk vaad edeceğini anladım. Vefasızlar bana bir şeyi tekrar gösterdi ki vefa herkesten beklenmezmiş! Ne kadar da nadir rastlanan bir meziyetmiş vefa. İnsandaki adalet duygusunun kişiyi ne kadar mutsuz ettiğini, fedakârlığa fedakârlık, emeğe emek, tebessüme tebessüm, özleme özlem… Güzel olan her duygunun ya da iyiliğin karşılık bulması gerektiğini düşünmenin insanı ne kadar üzdüğünü, duygularımızın iz düşümlerini her yerde aramamamız gerektiğini anladım. Bugün bir kez daha anladım ki bir ben bana lazım olduğum gibi, bir ben bana düşmanım. ‘Neden böyle?’ sorusuyla zihnimi meşgul ederken içime de bir kor ateş atıldığını, değmeyecek insanların aslında değmeyecek nefislerin beni üzmelerine izin vermesiyle kendi benliğime ne kadar eziyet ettiğimi anladım. Çekim hataları olmadan bir film olamayacağını, birbirimize odaklanırsak bize verilen sufleyi duyamayacağımızı anladım. Başkalarının ahlaksızlığıyla kendime olan yolculuğumu, kendi ahlaksızlıklarımla olan mücadelemi ertelememem gerektiğini, hak ettiğim ya da hak etmediğim şeyleri düşünerek kendime ne kadar haksızlık ettiğimi anladım.

Bazen güneşin altındayken karanlıklara gömülürüz, küçük şeyleri devleştirerek. Bekleriz, umarız, sabrederiz. İşte sonu hüsranla biten beklentiler ya da kuruntulardır, insana mahşer yeri gibi kalabalıklarda yalnızlık yaşatan. Bu duygulardır ruhumuzu en kuytulara tecrit eden. İşte o zaman bedenin bile sana ağır gelir, omzunda bir vefalı dost eli ararken.

Çok şey mi bekledik hayattan? Haksızca bir beklenti midir ya da yersiz bir alınganlık mıdır, yıllardır tanıdığın insanlardan en çok da emek verdiklerinden samimi bir duruş, sıcak bir gülüş, mümin kardeşliğine yakışır tarzda bir alaka beklemek? Aranılmak ya da aranılmasan da sen onu aradığında onun da seni özlediğini sesinde, konuşmasında hissetmek. Çağırdığında gelmesini talep etmek, gelemediğinde şahsına yönelik bir su-i zannı olmadığına inanmak. Kötü günlerinde, hastalığında ve en üzgün zamanlarında en çok da emek verdiklerinizi, paylaşımınızın en çok olduğu kişileri yanınızda beklemez misiniz? Büyük bir emek verdiğiniz için değil, duygularınızı verdiğiniz için, vefanın gereği bu olduğu için, bir kahvenin hatırını kırk yıl korumak gerektiği, bir harf öğrenmenin büyüklüğü köle olunacak kadar yüce olduğu için bunlara hakkımız var değil mi? Evet, herkesin hakkı aslında vefa beklemek, hatırlanmak, merak edilmek, yapılan iyiliklerle gündemde kalmak, albümlerde saklanan fotoğraflar gibi size dair anılarınızın da korunmasını istemek, yaşından dolayı hürmet görmek… Vefa için olmazsa olmazları ne kadar aza indirgesek de olmuyor galiba. Vefa insana ağır geliyor. Vefa insanı boğuyor, nefsi boğuyor. İnsanlar, vefalı bir dostunun ya da büyüğünün eliyle bir yerlere gelene kadar, dünya iyilik yapanın çevresinde dönüyor. İltifatlar, teşekkürler hat safhada. Görülmeye değer! Zaman geçip de o emek veren şahsa, o vefalı dosta ihtiyaç kalınmadığı anlaşıldığı anda da “Beni, Allah bu makama getirdi.” denilerek herşeye rest çekiliyor. Ne kadar komik bir savunma. İnsana “Allah bana bu nimeti nasip edecekti, benim şartlarımı değiştirecekti, bu kişi olmasaydı da ben bu konuma başka sebeplerle yine gelirdim.” dedirten, iyiliği yapanı sadece basit bir araç olarak gören ve insanı çok basitleştiren bir yaklaşım. Elbette bize herşeyi veren Allah’tır. Vesileyi reddetmek, sana iyilik yapana sırtını dönmek, şükrün mü gereğidir? Kula teşekkür etmeyen bir anlayış, insanı nasıl gerçek bir şükür ve rıza makamına taşıyabilir? Görünen o ki vefasızlar, kendilerine iyilik yapanı her gördüklerinde onları sevseler bile, zengin olup da fakir olduğu günlerin kendisine hatırlatılmasını istemeyen sonradan görmeler gibi iç dünyalarında gizli bir rahatsızlık duyuyorlar iyilik yapana karşı. Bu, kimilerinde ileri bir boyuta sıçrayınca da size tahammül edemediği için başka mekanlara doğru yol alıyorlar, başka vefalıları kullanmak üzere. Meğer ne zormuş vefalı olmak. Ne kadar üstün bir meziyetmiş, karşındakinin iyiliklerini kötü yanlarının dışında tutabilmek. Ne kadar karakterli bir duruşmuş, emeğin sancaktarlığını yapmak ve ölünceye kadar onu taşımak…

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları