Hz. Peygamber(sav) Sevgisi

Abdulbaki İlhan

Tarih: 2012-05-30

Peygamberimiz’in Kutlu Doğumu ve Ehl-i Beyt’in fazileti:

Şüphesiz bu başlık altında yüzlerce konudan bahsedilebilir. Çünkü söz konusu kişi Hz. Muhammed Mustafa (SAV), ilk yaratılan ve en son gönderilen Peygamber. Alemlere rahmet olarak gönderildi çünkü O. Diğer hususları hiç işin içine katmadan, sadece O’na olan muhabbetin, bağlılığın ifade edildiği kitapları şöyle bir köşede toplayacak olursak Allahu alem ağırlığı tonları bulacaktır. Böyle sevilen, böyle özlenen bir Peygamber. Gelmiş geçmiş evliya, asfiya, ebrar, mukarrabin her birisi O’nun aşkı ile yanmış O’nun için gözyaşı dökmüş ve o makamları bu sayede elde etmişlerdir.

Yine düşünce dünyasına yön veren ilim adamları, fikir adamları, hikmet ehli kimseler her zaman Peygamber Efendimiz’in sözlerini, fiillerini düşünmüş, tefekkür ve tezekkür etmiş, bu sayede o makamları elde etmişlerdir. Demek ki bu açıdan baktığımız zaman Peygamber Efendimiz’in (SAV) sünnetine ittiba etmek, O’nu düşünmek, O’nu sevmek bize şeref kazandırıyor, makam kazandırıyor ve hatta cenneti kazandırıyor. Nitekim Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Sünnetime ittiba eden beni sevmiş demektir. Beni seven cennette benimle beraberdir.”

Öyleyse bu müjdenin peşine düşmeliyiz kardeşlerim. Hayatı, Peygamberimiz’in (SAV) bize öğrettiği mücahede mantığı ile yaşamalıyız. Sünnete ittiba etmek, mücahede mantığıyla yaşamayla mümkündür. Mücahede cihattan daha şumüllü, daha genel bir kavramdır. Cihadın öncesinde ve sonrasında, hayatın her aşamasında olması gereken bir duruştur. İnsanın kendi nefsine, başkalarının nefsine, ahlaksızlıklara, her türlü kötülüğe karşı ve başta İslam düşmanlarına karşı direnç göstermektir, gayret ve çaba içerisinde olmaktır.

Nefsinin her isteğine boyun eğen, ahlaksızlığı mücadele etmeye bile değer görmeyen, İslam düşmanlarına karşı bir duruşu olmadığı gibi olanlara da burun kıvıran kimseler; bu hayatta hiçbir şeyi elde etmeye layık olmayan bencil İnsanlardır. Allah bizleri onlardan uzak etsin inşallah.

Mücahede konusunu Feyz Dergisi ve Seyyidimiz’in hizmeti üzerinden örnekler ve ölçüler vererek sizlere arz etmeye devam edeceğim;

Türkiye’de tek bir televizyon kanalının yayın yaptığı bir zamanda, Müslümanların büyük çoğunluğunun medya, gazete, dergi gibi ideallerden çok uzakta olduğu bir dönemde Seyyidimiz, Feyz hareketini başlatmış ve rahmetli Muhammed Raşid Hz.’nin buyurduğu üzere iman tokadını Tokat’tan atmıştır.

Bu çıkış, çok kısa bir süre içerisinde binlerce kişinin Müslüman değilken Müslüman olmasına ve hatta insan bile değilken insan olmasına imkan sağlamıştır. Bu sözümü yadırgamayın! Nefsin öyle sapkın ve uç marazları vardır ki insanı insanlıktan çıkartır. Bu tür kişiliklerin, yeniden kendisiyle barıştırılması, hayata ve İslam’a kazandırılması çok yüksek düzeyde bir ameldir. Bunlar Seyyidimiz’in altın levhalara yazılan amellerinden sadece birkaçıdır. O dönem şartlarında elde edilen bu müthiş gelişmelerin, İslamî tebliğ noktasında bir inkişaf olduğunu bile fark edemeyecek kadar muhakemesiz, hayata bakış penceresi iğne deliğinden daha küçük olan bazı nasipsiz insanlar, elbette bu hizmetin kutsallığını fark edememişlerdir.

Seyyidimiz, Ümmet-i Muhammed’in derdine yanmaktan günlerce susuz kalmış bir gül gibi solarken, bir de bu densizlerle uğraşmıştır. Fakat Allahu Zülcelal O’nu ve tüm cihad ehlini şu ayeti kerimeyle müjdelemektedir: “Uğrumuzda mücahede edenleri yollarımıza iletiriz. Gerçekten Allah iyilik edenlerle beraberdir.” Yine başka bir ayette “Allah sabredenlerle beraberdir.”

Şimdi bir tarafta Allah yolunda cihad, hizmet ve dava! Diğer bir tarafta fitne, sıkıntı ve meşakkat. Bu durumda ne yapılabilir sizlere soruyorum? 25 - 30 yaşında bir genç ne yapabilir? Ne yapar biliyor musunuz? Biz O’na boşuna mı Ehl-i Beyt’in Serdarı diyoruz!!! Elhamdülillah, ceddi Hz. Muhammed Mustafa (SAV) gibi mücahedenin en güzelini ortaya koymuştur.

Feyz Dergisi’nin yaptığı her işin birçok maslahatı elde etmeye yönelik olduğunu, kıymetli okuyucularımız ve aktif takipçilerimiz çok iyi bilir. “Tek bir işle, bin hayırlı sonuç.” Yani Allah’ın dinini üstün kılma hususunda büyük yatırım. Bizim hayattaki yaşam biçimimiz, hizmetteki metodumuz işte budur. Bizim Seyyidimiz’den aldığımız mücahede şuuru işte budur.

Elhamdülillah bugün Türkiye’de Feyz’in talebelerinin ayak basmadığı toprak kalmamıştır. Yine Avrupa’nın birçok yerinde bu arslanların ayak izleri vardır. Kemiyetin değil keyfiyetin ölçü olduğunu bilerek ve bildirerek, sadece geldiğimiz noktayı ifade etmek maksadıyla söylüyorum. Elimizde bulunan kayıtlara göre bugün Feyz’in bir milyondan fazla seveni ve dahi takip edeni vardır.

“İnsanın ruh dünyasına hitap etmeyen, onu vicdani ve zihni anlamda harekete geçirmeyen her bilginin ya da düşüncenin, müspet anlamda aksiyona dönüşmesi mümkün değildir.” diyor Seyyidimiz. Eğer ortada bir aksiyon bir gayret varsa, onun içe dönük bir alt nedeni temelden bir derinliği var demektir. Bu oluşum üzere söylenen her söz, yapılan her icraat tabii olarak tesirli olacaktır. İşte bu yüzden mücahid olmak çok yüksek bir erdemdir. Bir mücahidin elinde bulunan tüm değerleri, aklı, zekası, kalbi ve ilmi, tek bir gaye için çalışır; yalnızca Allah rızası için…

Böylesine ulvi amaçlarla Allah yolunda gayret gösteren bir kimseyi Allah (cc) desteklemez mi? Elbette destekler. Az önce ifade ettiğimiz “Uğrumuzda mücahede edenleri yollarımıza iletiriz. Gerçekten Allah iyilik edenlerle beraberdir.” ayeti bunun nişanıdır. Abdullah ibni Abbas (ra) bu ayette geçen mücahedeyi hakiki kulluk, yani kulluğun esası olarak yorumlamıştır. Bu durumda Mücahede hayatın her aşamasında olması gereken bir kulluk görevidir ve süreklidir. Çünkü Müzzemmil sûresinde geçen “Öyleyse ölünceye kadar Rabbine kulluk et.” ayeti, mücahedenin sürekliliğini ve devamlılığını vurgulamaktadır.

Sahabenin en gözdeleri, tâbiin, tebe-i tâbiin ve ehl-i tasavvuf mücahedeyi böyle anlamış ve hayatı böyle yaşamıştır. Oysa bugün biz, yabancıların bize sunduğu hayatı sünnete ve mücahedeye tercih ediyoruz. Bu hem algı bozukluğu hem gaflet hem de ayıp değil midir kardeşlerim?

İçine düştüğümüz bu karanlık kuyunun başında bekleyen bir şeytan var. Nisa sûresi 119. ayette geçen “Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım.” diyen bir şeytan…

Unutmayınız ki şeytan daima mücahede edenlerle savaş hâlindedir. Onların kendilerine ve ilişki içinde oldukları insanlara sürekli vesvese pompalamak suretiyle fısıldar durur. Ve hatta bu uğurda çarpışmak üzere kendine yardımcı askerler seçer. En cevval ilim adamları, münazarada sözleri ve kalemi keskin yazarlar, medresede efendi babaların dizinin dibinde oturup diz kapakları nasır tutmuş mollalar, onun yani şeytanın ağzının suyunu akıtan potansiyel askerlerdir.

Bu zevat içerisinden seçilen askerler. Mücahede ehli hakkında bilip bilmeden atıp tutarlar, Ümmet-i Muhammed’in hayatında dönüm noktası olabilecek en kritik konularda, saçma sapan yorumlar yaparak zihinlerini kirletip insanları vesveseye sürüklerler.

Tamam, elbette ülkemizde çok büyük veliler, âlimler, meşayıhlar var. Onlar sözümüzün dışında, onlar başımızın tacı ama bizi bu taraftan vuran bir tehlike de var kardeşlerim!

Ben çok âlim tanıyorum biliyor musunuz. Hadiste, fıkıhta, tefsirde, siyerde korkunç derecede ilim sahibi âlimler tanıyorum. Fakat son zamanlarda hayatımıza yeni bir âlim girdi, hiç kimse onunla yarışamıyor. Herkesin pabucunu dama attı. Kim biliyor musunuz? Tanıştırayım sizi; internet, yani Molla Google…

Hangi âlim yarışabiliyor “Google” ile? Ne istersen sor, bütün ilimler parmaklarının bir iki kıpırdanışıyla karşında…

Bu sözlerimle hâşa ilim ehlini sıfırlamıyorum. Sadece “kafasında zapt ettiğini nakletmekle âlim olunmaz!” gerçeğini haykırıyorum… Alimlerimizin bilgisayardan farkı olmalı diyorum. Sadece ilmi nakletmekle âlimlik sıfatını kendisine layık gören veya bu imajla toplum içerisinde kabaran kimselere, hakikati ifade etmeye çalışıyorum. Allahu Zülcelal Zümer sûresinde “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunda düşünenler için hikmetler vardır.” ayetiyle bu âlimleri mi övüyor! Öyleyse âlimlerimizin bilgisayardan biraz farkı olması lazım.

Demek istiyorum ki bundan 50 sene öncesinde olduğu gibi Müslümanlar, muhakemesiz ve safiyane duygularla her çağırana tâbi olmasınlar artık. Müslümanlar araştıran, bilen, okuyan, değerlendiren, tefekkür ve tezekkür eden kimseler olsunlar istiyoruz. Kalbi Allah sevgisiyle dolu, ilmiyle âmil, mücahede şuuru tam ve marifet ehli kimselerden olsunlar istiyoruz.

Şeytanın insanları kandırarak mesleğini icra ettiği bir hakikattir. Az önce anlattığım zevat, şeytanla meslektaşlık yaptığını fark ettiği an, bu sorunlar kolaylıkla aşılmış olur. Bunun en pratik yolu daima Allah’ı hatırlamak ve hatırlatmaktır. Ateşi hatırlamaktır. Şeytan sonunda başına geleceğe razı… Ateşe gireceğini biliyor. Sen de razı mısın? Sen de razıysan devam et o zaman, dememiz lazım bunlara; öyle değil mi kardeşlerim. İşte bunu demek de mücahededir. Kınayıcının kınamasından korkmamaktır.

Bu konuyla ilgili son olarak Kasım Efendi Hz.’nin bir sohbetinde verdiği örneği sizlerle paylaşmak istiyorum: Farzı misal senin 30 yaşında bir araban var ve külüstür olmuş. Araba yolda giderken kapıları açılıp kapanıyor. Etrafındaki herkese rezil oldun. Yahu şu arabayı değiştir diyorlar sana. Değiştir, daha iyi bir araba al. Biraz itibarın biraz şerefin olsun kardeşim. Sana yakışır mı bu araba. O da arabayı değiştirecek değiştirmeye ama meşakkatli iş, bir sürü para verecek. Notere gidecek oraya gidecek buraya gidecek. En iyisi ben gideyim şöyle bir Mercedes amblemi alayım, benim külüstürün önüne takayım diyor!! Al sana Mercedes, olur mu öyle şey? Olmaz! İlim ehlini de işte bu formatta eleştiriyorum. Külüstürün önüne Mercedes logosu takmayla o araba Mercedes olmaz…

İnşallah bu anlattıklarım küfre alet olan o zevata faydalı olur. Ama her zaman gördüğüme ve tecrübe ettiğime dayanarak söylüyorum ki bu sözler ustalıkla, cambazlıkla tevil edilir ve yine aynı tas aynı hamam devam edilir. Çünkü onlar sözün ustası. Bizim sözlerimiz bu yanılgının önüne geçmeye yetmez. İmamı Ali gibi bir arslan lazım bize. Hz. Peygamber’in sulbünden gelen zamanın sahibi olacak bir yiğit lazım. O geldiği zaman bunlar nereye kaçacaklar onu bilemiyorum işte.

Sonuç olarak inşallah Hz. Mehdi zuhur edecek ve tüm bu zevat geldiği yere gönderilecektir. Bize düşen vazife O geldiği zaman görevimizin başında olmaktır. İnşallah.

Tevbe Sûresi 33. ayet-i kerime içerisinde Allahu Zülcelal “İslam bütün dinlere hakim olacaktır.” buyuruyor. İlim ehli bilir ki İslam dini, Asr-ı Saadet dönemi dahil olmak üzere tüm zamanlarda bütün dinlere galip olmamıştır. Her zaman Hristiyanlar, kafirler sayıca daha fazla olmuştur. İmam Kurtubi tefsirinde bu ayetin ahir zamanda gerçekleşeceğini ifade etmektedir. Öyle ya! Allah’ın kelamı hâşa ve kella noksanlıktan ve hatadan uzaktır! Ve tabi ki bu yüce beyan ahir zamanda vuku bulacaktır. Yani bu zamanda, İslam bütün dünyaya hâkim olacak ve kâfirlerin hepsine galip gelecektir.

Evet, bana ayrılan sürenin dolduğuna dair küçük küçük işaretler alıyorum sevgili kardeşlerim. Beni bırakırsanız ben uzatırım. Onun için sizleri icabetlerinizden ötürü tebrik ediyorum, saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

Selam ve dua ile, Allah’a emanet olun.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Feyz'den 278. Sayı / Abdulbaki İlhan

Feyzli geçen Ramazan ayının ardından gelen bayram tebessümüyle stabil hayatımıza nihayet döndük... Yine almaya satmaya yaşamaya devam edeceğiz. Neydi bizim yaşam fe...

Ümmetin Birlik ve Beraberliği

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam, ölüm kendisini buluncaya dek Allah yolunda cihad eden Resulullah’a, O’nun ashabına, Ehl-i Beyti’ne, ezvâcı tâhir...

Feyz 262. Sayı Editörden / Abdulbaki İlhan

İnsan, Rabbanî hakikatleri süflî menfaatlerden kıymetli tuttuğu müddetçe kemâlât bulur. Allah için fedakârlık, karşılıksız sevgi, şefkat ve tüm insanları sanki akra...
Tüm Yazıları