Günümüzdeki Sünnet Algısı

Günümüzdeki Sünnet Algısı

Abdulbaki İlhan

Tarih: 2010-09-01

Feyz Dergisi’nin Türkiye’de 10. sunu düzenlediği Kutlu Doğum ve Ehl-i Beyt’in Fazileti Gecesi’ne yaklaşık 1000 kadar Peygamber aşığı iştirak etti.

Genel Müdürümüz Abdulbaki İLHAN Bey’in, zihinlerimizdeki sünnet algısını tekrardan gözden geçirmemizi sağlayan konuşmasını siz okuyucularımızla paylaşmak istedik.

Bismillahirrahmanirrahim

Öncelikle Kutlu Doğum etkinliklerine gösterdiğiniz rağbeti, gelecek güzel günlerin bir habercisi, bir belirtisi olarak değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum.

Kıymetli kardeşlerim! Feyz Dergisi’nin, geçen 21 yıllık süre içerisinde yaptığı tüm çalışmaların, tüm hizmetlerin yegane gayesi; Allah ile insanlar arasında, kalpleri tasfiye, nefisleri tezkiye eden hakiki ve samimi bir bağ kurmaktır. İnsanların yönünü daima Allah’a çevirmektir, daima gündemlerinde Allah’ın olmasını sağlamaktır. Şüphesiz bu amaçları elde etmek; evvela Kur’an’a riayetle, ardından da sünnete ittiba ile olur...

Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan tüm Müslümanların, siyasi ve ideolojik yönlendirmeler sonucunda ayrı ayrı gruplara ayrılması, maalesef, İslami kavramların da farklı farklı algılanmasına neden olmuştur.

İnsanlar kavramlarla iletişim kurarlar. Herkes bir kavrama, net bir şekilde aynı anlamı yükleyebiliyorsa sağlıklı sonuçlar elde edilebilir demektir. Fakat bunun zıddı olursa işte o zaman sıkıntı var, kaos var demektir.

Mesela, sünnet kavramını dile getirdiğimizde Müslümanların zihinlerinde birbirinden farklı görseller şekilleniyorsa, bu kavram o topluluk içerisinde tam olarak algılanmamış demektir. Maalesef bizim topraklarımızda sünnet deyince ilk akla gelen; Peygamberimiz’in kıyafet, âdap ve ibadetlerindeki müstehaplarla ilgili uygulamaları olmaktadır. Bunlar, İslam’ı hakkıyla yaşamanın bir parçası olmakla birlikte, İslam’ın ta kendisi de değildir kardeşlerim. Böyle bir sünnet anlayışını, her Müslüman ihmal etmeden kusursuzca yapsa dahi Peygamberimiz’in hedeflediği hayat tarzı gerçekleşmiş olur mu? Kesinlikle hayır!

Bir tarihçi olarak değil, bir İslam âlimi olarak da değil, Allah’a kul Peygamberi’ne ümmet olmaya çalışan bir talebe olarak Rasûlullah Efendimiz’in tüm hayatına bakınca ne görüyorum biliyor musunuz?

O’nun ve ashabının bir ömür boyu Allah yolunda cihad ettiğini görüyorum.

Bu ne demek oluyor!!! Peygamberimiz kafire karşı, zulme karşı, küfre karşı, cehalete karşı ashabıyla birlikte cihad ederken; bu arada yemek yediğinde sağ eli ile yemiştir, dişini misvaklamıştır, camiye sağ ayağıyla girmiştir…

Şimdi biz, cihadla başlayıp cihadla son bulan bir hayat içerisinden cihadı çıkarıp ana temayı çıkarıp bu davranış kalıplarını benimsiyorsak yazık bize. Biz, sünneti hakikaten anlayamamışız demektir. Affınıza sığınarak, İslam âlimlerinin ittifak ettiği bir cümleyi hem kendi adıma hem tüm kardeşlerim adına nakletmek istiyorum. Önemliyi bırakıp önemsizle uğraşmak ahmaklık alametidir. İmam-ı Gazali Hz., Cevahiru’l Kur’an isimli kitabında şöyle söyler: “Kur’an’ın her ayeti bir diğeriyle makam olarak aynı değildir. Tüm ayetlerin her birisi Allah kelamı olması hasebiyle çok kıymetli olmakla birlikte, bazı ayetler bazı ayetlerden üstündür.”

Mesela, huvallahullezi ayetleri ile Bakara sûresinde geçen senetleşme ayetleri aynıdır diyebilir miyiz? Birisi Allah’ın zatından bahsederken bir diğeri senetleşmeden bahseder. Bu ikisinin değeri aynıdır diyemeyiz.

İşte Rasûlullah Efendimiz’in sünneti de aynen böyledir. Cihadla diş misvaklamak aynı değerde değildir kardeşlerim.

‘Cihadı işin içinden çıkardığımızda geriye kalanlar ahirette bize yetmez.’

İşte bunun idrakinde olan sahabenin yaşantısı da cihadı da tarihi kayıtlarda anlı şanlı mevcuttur. İslam uğruna!! ilkeleri uğruna!! İla-i kelimetullah uğruna çocuklarını, mallarını ve canlarını feda eden bu sahabelerin zihinlerinde kavramları eksik algılamak gibi bir problem yoktu; çünkü onların başında Rasûlullah vardı.

Bugünün Müslümanlarının birçoğuna baktığımızda, değerleri uğruna bırakın hayat feda etmeyi, iki saatini dahi ayıramayacak kadar şuursuzlaşmışlardır.

Biz Feyz Dergisi olarak bu tehlikenin farkındayız ve bu durumun değişmesi için gerekli istişareleri çeşitli zamanlarda yapmaktayız. Sizlere, ileriye yönelik yapacağımız işlerin bir kısmından bahsedecek olursam; yüksek İslam ahlakı seminerleri, cihad şuuru toplantıları, sahabe geceleri gibi birçok aksiyonu daha organize etmeyi düşünüyoruz. Çünkü bilinçli ve sağlıklı bilgiler üzerinden, ancak duygu ve aksiyon elde edilebilir… Yanlış veya eksik bilgi, duygu ve aksiyonu negatif anlamda etkiler… En değerlileri en değersiz yapar…

Kalıpçılıktan ve taklitten ibaret bir sünnet anlayışını benimsemiş bir kimse, kendisine lider seçerken de doğal olarak zihnindeki bozuk sünnet olgusunun yönlendirmesine göre seçecektir… Üzülerek söylüyorum, ama bugün insanlarımızın lider diye arkasından yürüdüğü pek çok kişi, duruş ve maneviyat konusunda yardıma muhtaç haldedir… Ben dahi onların gözlerindeki çaresizliği zaman zaman okuyabiliyorum. Allah için hizmet maksadıyla yola çıkmış iyi niyetli bu insanların, ahir zaman şartlarına göre kendilerini revizyondan geçirmesi gerekiyor.

Sünnet kavramı için durumu acizane bu şekilde değerlendiriyorum.

Tabi bir de zihinlerimizde şekillenip kendisine barınacak bir yer bulamamış başka nice kavramlar var. Mesela, hizmet kavramı! Günümüzdeki hizmet kavramı da aynı sünnet kavramının uğradığı azizliğe uğramıştır.

İslam’ın şefkatli kollarına “Ne olursan ol, gel!” çağrısıyla davet eden Mevlana Celaleddin Rumî’nin ve pek çok mutasavvıfın şerefle taşıyabildiği hizmet kavramı, bugün pek çok cemaat tarafından maalesef “Ne olursan ol, ver!” seviyelerine indirilmiştir.

İzzet ve şerefi sadece dünyalık kazançlar üzerinden elde etmeye çalışan Müslüman kardeşlerime sesleniyorum. Kardeşlerim! Yapmayın, taşla cam 100 defa da çarpışsa her defasında kırılan cam olur.

Bizim için izzet ve şeref; güzel ahlakla, Allah yolunda cihad etmekle, takva ile elde edilir.

Hizmeti para toplamaktan ibaret sanan kimseler, hizmet değil hezimet içerisindedir. Bu düşünceyi tenkit ediyorum. İslam davasının küçücük bir savunucusu olarak, kabul etmiyorum. Ahir zaman ümmetine paradan ziyade ahlak gerek, iman gerek, takva gerek...

Bir Müslüman’ın mücahid olmak gibi bir amacı varsa her durum ve koşulda kendine yakışanı yapmalıdır.

Seyyid Abdulkadir Geylâni Hazretleri’nin Fütûhu’l Gayb isimli eserinde “Sen kendin kör iken başkasına nasıl adres tarif edersin, sen bakıma muhtaç bir hasta iken başkasına nasıl şifa dağıtırsın?” diye bir sohbet geçer. İşte bunu, hizmet etme niyetiyle ortaya çıkanların bence bir okuyup değerlendirmesi gerekir.

Ben şahsım adına, bunu okuduğumda nefsim adına çok istifade ettiğimi söyleyebilirim. “İstifade ediyorsun da sabahtan beri adres tarif eden sen değil misin?” diyecek olursanız; bizim sözlerimizi tesirli kılan kendi aciz ve nakıs birikimimiz değil, büyüklerimizin büyüklüğüdür. Allah’a hamdolsun ki başımızda, ilmiyle cahilliğimize bir sınır koyan büyüğümüz var. Tasarrufuyla fasıklığımıza bir sınır koyan büyüğümüz var ki Seyyidimiz’dir.

Ve yine sözün tam burasında, bulunduğumuz şu ortamda adres tarif edebilen, Allah’ın yardımı ve inayeti ile şifa dağıtabilen bir büyüğümüz var: Kasım Yağcıoğlu Hocaefendi Hazretleri… İlmin de sözün de amelin de ahlakın da ustası olan bu mübarek zat-ı muhteremin karşısında konuşuyor olmamız dahi O’nun tasarrufu sayesindedir… Yine, söz konusu hizmet olduğu zaman, yirmi yaşındaki gençleri dahi cebinden çıkartacak iştiyaka sahip Ali Faik Yurtöven Hocaefendi aramızdalar.

Evet, İnşallah bu program vesilesi ile Peygamberimiz’e olan muhabbet güncellensin, O’nun Ehl-i Beyti’ne olan sevgi yeşersin ve “Bu hayatı, Peygamber Efendimiz gibi yaşamak lazım!” diye inanan insanlar ayrılsın buradan… Kalbindeki İslam’ı, şekilden ve kalıptan kurtaran mücahid ve mücahideler olsun inşallah…

Allah’tan, bizleri burada sağlıklı ve neşe içerisinde bir araya getirdiği gibi, cennette de aynen böyle bir araya getirmesini niyaz ediyorum…

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Feyz'den 278. Sayı / Abdulbaki İlhan

Feyzli geçen Ramazan ayının ardından gelen bayram tebessümüyle stabil hayatımıza nihayet döndük... Yine almaya satmaya yaşamaya devam edeceğiz. Neydi bizim yaşam fe...

Ümmetin Birlik ve Beraberliği

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam, ölüm kendisini buluncaya dek Allah yolunda cihad eden Resulullah’a, O’nun ashabına, Ehl-i Beyti’ne, ezvâcı tâhir...

Feyz 262. Sayı Editörden / Abdulbaki İlhan

İnsan, Rabbanî hakikatleri süflî menfaatlerden kıymetli tuttuğu müddetçe kemâlât bulur. Allah için fedakârlık, karşılıksız sevgi, şefkat ve tüm insanları sanki akra...
Tüm Yazıları