Feyz'in 20.Yılında

Abdulbaki İlhan

Tarih: 2010-09-29

 

Değerli Dostlarım; sizleri sevgiyle, muhabbetle ve saygıyla selamlıyorum. Çoğu kimsenin tatilde olduğu şu sıcak yaz akşamında kıymetli vakitlerinizden feragat edip programımıza iştirak ettiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Dergimizin yayın hayatındaki 20. yılını kutlamak üzere tertip ettiğimiz bu programa hepiniz hoş geldiniz. Bu programı Feyz ailesine ve Feyz sevenlerine özel hazırladık. İstedik ki dergimizin 20. yaşını hizmet mensubu kardeşlerimiz ve vefalı abonelerimizle birlikte kutlayalım. Ancak, Feyz Dergisi’ni tanıyanlar onun sadece kutlama gibi tek bir maslahatı elde etmeye yönelik organizasyon yapmayacağını bilirler. Elbette kutlama ile birlikte programın akışı içine serpiştirilmiş dolu dolu mesajlar, kıymetli ölçüler ve çok daha fazlasını paylaşmayı ümit ediyoruz.

Çünkü Feyz, daha fazlasını veremeseydi 20 yıldır ayakta kalamazdı. Türkiye şartlarında İslami içerikli bir derginin sadece içeriğiyle, yazılarıyla, hiçbir kurum ve kişiler tarafından finanse edilmeden 20 yıldır ayakta kalması gerçekten de takdire şayan bir durumdur. Üstelik bu yirmi yıl içerisinde yardım alan değil, yardım eden bir kurum haline gelmesi daha da hayret verici bir durumdur…

Bugün itibariyle Türkiye’nin ve Avrupa’nın birçok yerinde Feyz’in yetiştirdiği talebeler vesilesiyle İslam’a ve takvaya yönlendirilen Müslümanlar’ın sayısı göğsümüzü kabartmaya yetecek seviyelere ulaşmıştır. Gerçekten içinde bulunduğumuz şu ahir zaman döneminde Feyz’in vesilesiyle namaz kılmaya başlayan yüz binlerce insan olduğunu biliyoruz. Yine, kronikleşen günahlarından Feyz’in uzattığı yardım eliyle kurtarılan milyonlarca insan olduğunu biliyoruz. Peki, bu güzel gelişmelerin, bu güzel sonuçların elde edilmesini sizce hangi sebepler, hangi nedenler bizlere kazandırmış olabilir; bunlara neler vesile olmuş olabilir? Hep birlikte düşünelim mi? Şu olabilir mi mesela?

Ahir zaman küfrünün, ahir zaman zulmünün, zulmetinin sıkboğaz ettiği, hatta deyim yerindeyse yutup yok etmek istediği günümüz Müslümanları’nın “Feyz’in yazılarıyla ve ölçüleriyle” bir nebze de olsa nefes almaları olabilir mi? Bu günlere gelmemize sebep olabilir mi bu söylediğim? Evet, olabilir.

Ya da başkalarının hayatını yaşamaktan kendi hayatına, kendi kalıcı öz benliğine çok uzaklardan çekimser bakan rol kişiliklerin Feyz’le tanıştıktan sonra kendileriyle ilk defa tanıştırılması olabilir mi? Bu da mı olamaz bizi bu günlere getiren? Bence bu da olabilir. Bakın, sizlere Feyz’i Feyz yapan ölçüleri anlatıyorum. Dikkatli dinleyin lütfen.

Şu olabilir mi mesela bizi bu günlere getiren? Ameli ve itikadi vesveselerinden kurtulmak için zihniyle giriştiği acımasız savaşta silahındaki mermi her seferinde ters dönen ve her seferinde kendisini vuran cesaretli cahillerin, Feyz’den aldıkları ab-ı hayat değerindeki vesveseden kurtulma formülleri olabilir mi? Olabilir. Evet, bunların hepsi olabilir… Hatta şu da olabilir değerli dostlarım: İnsanın ilk önce kendi şahsına, kendi zatına, sonra hacılara, hocalara, âlimlere, şeyhlere “Acaba ben İslam’ın hedeflediği örnek şahsiyet modeli miyim? İslam, benim gibi bir adam olmayı mı emrediyor?” sorusunu kendilerine sordurması olabilir mi? Feyz sorduruyor bu soruları…

Şimdi, biz Feyz Dergisi olarak Kutlu Doğum etkinlikleri yapıyoruz. Yine bugün Feyz gecesi etkinliğiyle bir araya geldik. İlahiyatçı kimliğiyle, şeyh kimliğiyle, veli kimliğiyle birçok büyüklerimizi, birçok âlimlerimizi, ilim adamlarımızı programlarımıza davet ediyoruz. Sizler dışarıdan baktığınız zaman tabi ki kusursuz, tabi ki güzel bir görüntü görüyorsunuz. Bizler de sizlerle birlikte bu görüntüyü görüyoruz ama insanları duygusal ve bilişsel bileşenlerin oluşumundan yola çıkarak değerlendirmek lazım.

Sunucu kardeşimiz konuşmasının başında söyledi ya, empati çok önemli diye. Empati, duygusal ve bilişsel bileşenlerin oluşumudur. Sadece bilgiyle, sadece duyguyla hareket eden yarı yolda kalır. İşte ben bunu söylüyorum, biz 20 yıldır buna dikkat ediyoruz değerli dostlar... 20 senedir insanların, Ümmet-i Muhammed’in, fakirin fukaranın, âlimin, şeyhin, evliyanın herkesin derdine çözüm olabilmeyi, herkesin derdini anlamayı ve doğru yorumlamayı, bir sanat gibi icra etmeye çalışıyoruz. Feyz doğru empatiyi kuramasaydı bu kadar değerli ve elit gruplar bir araya gelebilrmiydi.

Kardeşlerim! Biliyoruz ki dergimizin sahibi Seyyidimiz, liderimiz bu dergiyi açmadan önce, henüz yirmi beşli yaşlardayken bu ümmetin sıkıntıları için bazı geceler uykusuz kalıp gözyaşı dökmüştür. Bazı günler arkadaşlarının şaşkın bakışları önünde demirleri parmaklarıyla eğip bükmüştür; Allah için öfkesinden… Bakın, Seyyidim yirmi beşli yaşlardayken, Feyz daha yok... Sonra O’nun ameli, takvası ve güzel ahlakı sonucunda inkişaf eden aklı, sanki O’na şöyle söylemiş: “Senin için bu hayatta Allah yolunda hizmetten, Allah yolunda cihad etmekten başka bir yaşam biçimi, başka bir yaşam alternatifi olamaz.” demiş ve Seyyidimiz Feyz’i çıkarmıştır. Bizler de bu anlayışla, Seyyidimiz’in bu düşüncesiyle, kuvveden fiile geçen bu hareketiyle bu programları düzenliyoruz ve sanki bu programın bütün yayın akışının hepsini birlikte değerlendirecek olursak aslında tek bir mesaj vermeye çalışıyoruz sizlere. Bu, Kutlu Doğum için de böyle, bu gece için de böyle, inanın bundan sonraki etkinlikler için de böyle olacak.

Bizim için Allah yolunda hizmetten başka bir, yaşam biçimi olamaz. Bu, böyledir değerli dostlarım. Eğer bugün biz bu düşünceyi iyi kavrayıp iyi anlarsak o zaman cihada, o zaman takvaya, o zaman gerçekten akl-ı meâd olmaya bir kapı aralarız demektir. O kapıyı araladıktan sonra inşallah gerisi de gelir. Bugün, bu gece buna vesile olursa ben de sizler de buradan inşallah çok mutlu bir şekilde ayrılırız. Eğer buna vesile olmadan buradan ayrılırsak üzülürüm, onu ifade edeyim.

Feyz Dergisi’ni kurma aşamasında Seyyidimiz’in karşısına elbette bir sürü engeller çıkmış. Bir sürü fitneler, sıkıntılar, imkânsızlıklar çıkmış bütün zorluklar gelmiş O’nu bulmuş ama O’nun aklı, ilmi ve maneviyata olan inancının karşısında bütün problemler diz çökmüştür, hepsi O’na teslim olmak zorunda kalmıştır. Hiçbir şey O’nu Allah için davasından döndürememiştir. Çünkü Seyyidimiz, Allah için seven, Allah için öfkelenen, Rabbimiz’in hoşnutluğunu elde etmeyi teferruatta dahi şiar edinen büyük bir liderdir.

Sanmayın ki bu konuştuğumuz sohbetlerin, önerdiğimiz mantıksal çıkarımların, insana ya da hayata dair yaptığımız analizlerin menşei bize ait. Hayır! Hayır! Hayır! Vallahi Seyyidimiz’e mahsustur onlar! Bizler kabiliyetimiz ölçüsünde O’ndan istifade ederiz sadece. Bu, benim için de böyledir, kardeşlerim için de. Aksini iddia ya da ima eden muhakkak ya aklını yitirmiş ya da hafıza kaybına uğramıştır. Bu iddiayı neden bu kadar rahat ve emin bir şekilde savunuyorum biliyor musunuz? Seyyidimiz’in yanında yetişen her talebe kendisine şu soruyu sorunca benim bu iddiamı otomatikman doğrulamış olur ki o da şu: “Seyyidim’den aldıklarımı çıkarırsam geriye benden ne kalır?” Evet, gerçekten bu böyledir değerli dostlar. Bazılarında geriye hiçbir şey kalmıyor, bazılarında ise küçücük bir kırıntı. Bugün bizler, Seyyidimiz’in hem akla hem ruha hitab eden eğitim sistemi sayesinde bir duruş sahibi olduk. Bu ümmete hizmet etmenin ne büyük bir şeref olduğunu O’nun sayesinde idrak ettik, O’nun sayesinde anladık. Evet, bugün Feyz Dergisi’nin 20. yılını kutluyorsak, şu güzel mekânda, bu güzel yerde hep berabersek bunun mimarı da Seyyidimiz’dir zaten. Kendisinden Allah razı olsun. Gıyaben de olsa ellerinden öpüyorum, hürmetlerimi sunuyorum Seyyidimiz’e.

Bu başarıları elde etme hususunda neler oldu, neler yapılmış, kısa kısa cümlelerle sizlere anlatmaya çalıştım. Seyyidimiz’in bu davanın yürümesindeki ağırlığını, tesirini anlatmaya çalıştım.

Ama, hizmet mensubu mücahid kardeşlerimi de sözlerimin dışında bırakmayı ihanet addederim. Onların ortaya koyduğu kahramanca mücadelenin ne büyük bir erdem olduğunu, değer takdir duygunuzun idrakine bırakıyorum. Dünya maişetini elde etme konusunda hırs ve hevayı, kendilerine “esir almış” bu kardeşlerim, bugün namı tüm Türkiye’de duyulmuş Allah dostları tarafından sahabeye benzetiliyor, elhamdülillah! Onların ve onlar kadar değerli eşlerinin mücadelesini, gayretini, başarısını can-u gönülden kutluyorum, hepsini tebrik ediyorum ve hepsine teşekkür ediyorum.

Son olarak hizmet mensubu kardeşlerimle alakalı yaşadığım bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir gün, bir şehir dışı ziyaretinde önemli bir cemaat liderinin oğluyla tanıştım. Dedi ki: Abdulbaki bey, siz bu Feyz Dergisi’ni dağıtırken ticari manada, işin açığı para kazanma anlamında hiçbir şey yapmıyorsunuz. İslam’ın beş emrinden ikisi parayla ilgilidir ki birisi zekâttır birisi de hacdır. Neden böyle? Şu derginin arkasına bitkisel ilaçlar vs. koysanız bunlar satılsa olmaz mı, çok güzel para kazanırsınız. dedi. Ben de: “Başka ne yapabiliriz?” dedim. “Ekmek satsanız zaten on bin kişisiniz ondan bile köşeyi dönersiniz.” dedi. Dedim ki: Arkadaşım, bak, biz, Feyz Dergisi’nde hizmet eden kardeşlerimizi pazarlamacı değil, mücahid olarak yetiştiriyoruz! Onlar pazarlamacı değil!

Evet, Kardeşlerim, Sizler pazarlamacı değilsiniz! Ben böyle görüyorum, böyle inanıyorum ve aksini reddediyorum. İçinizde bunun zıddını düşünen varsa hizmeti idrak edememiş demektir. Bu bir mücahide yakışmaz.

Velhasıl sözü fazla uzatmak istemiyorum. Çünkü benden sonra Feyz’in kuruluş aşaması da dahil olmak üzere birçok kritik döneminde, birçok yerinde büyük hizmetler yapmış büyüğümüz Nail Başeski Hocamız gelecek konuşmaya… O’nun ardından Ankara Bürosu Müdürü Ayhan Dal gelecek. Asıl sözün ustası bu iki hatibin, bu iki önemli şahsiyetin vaktini gasp etmemek için fazla uzatmak istemiyorum. Çok kısa bir teşekkür konuşmasından sonra bitireceğim inşallah.

İlk önce, bu gecenin hazırlanmasında emeği geçen tüm ekibime gayretlerinden ötürü teşekkür ediyorum. Bunlar içerisinde isimlerini sayabileceğim kardeşlerim Yıldırım Bayezit, Özaydın Dayı, Fikret Yiğit, Hakan Saldıran ve tüm arkadaşlarıma, tüm ekibime çok teşekkür ediyorum. Özellikle, programa iştirak etmesiyle bizleri onurlandıran, dergimizin sahibi Seyyid Şenel İlhan Beyefendi’nin eşi ve benim de annem olan Saliha İlhan Hanım’a, kerimesi Yasemin İlhan Hanımefendi’ye ve eşim Tuna Hanım’a da çok çok teşekkür ediyorum. Ayrıca, Tokat’taki yoğun işlerine rağmen bizlerle birlikte burada beraber olmak için kalkıp gelen, 41 derece sıcağın altındaki bu meşakkatlere katlanan kıymetli amcam Mustafa İlhan Bey’e de çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Son olarak, Almanya’dan ve Türkiye’deki tüm temsilciliklerimizden gelen büro müdürü kardeşlerime, onların ekiplerine, ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bir sonraki Feyz gecesinde tekrar buluşmak dileğiyle,

Allah’a emanet olunuz.

 

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Feyz'den 278. Sayı / Abdulbaki İlhan

Feyzli geçen Ramazan ayının ardından gelen bayram tebessümüyle stabil hayatımıza nihayet döndük... Yine almaya satmaya yaşamaya devam edeceğiz. Neydi bizim yaşam fe...

Ümmetin Birlik ve Beraberliği

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam, ölüm kendisini buluncaya dek Allah yolunda cihad eden Resulullah’a, O’nun ashabına, Ehl-i Beyti’ne, ezvâcı tâhir...

Feyz 262. Sayı Editörden / Abdulbaki İlhan

İnsan, Rabbanî hakikatleri süflî menfaatlerden kıymetli tuttuğu müddetçe kemâlât bulur. Allah için fedakârlık, karşılıksız sevgi, şefkat ve tüm insanları sanki akra...
Tüm Yazıları